Yediklerimiz davranışlarımızı etkiler mi? Bedenimiz ile ruh halimiz arasındaki görünmeyen bağ
Hiç “Bugün neden böyleyim?” diye düşündüğünüz oldu mu?
Sabah uyanıyorsunuz. Aslında sizi özellikle sinirlendiren bir şey de yok. Ama biraz tahammülsüzsünüz. Küçük bir şeye gereğinden fazla tepki veriyor, kendinizi yorgun, isteksiz ya da dağınık hissediyorsunuz. Bunun nedenini genellikle gün içinde yaşadıklarımızda arıyoruz. Birinin söylediği bir sözde, yetiştiremediğimiz bir işte, uykusuz geçen bir gecede… Oysa kendimize sormayı unuttuğumuz başka bir soru daha var: Bugün bedenime ne yaptım?
Aslında bedenimizle zihnimizi birbirinden ayrı düşünmek pek mümkün değil. Ne yediğimiz; enerji düzeyimizi, tokluk hissimizi, sindirimimizi ve gün içindeki fiziksel halimizi etkileyebiliyor. Bunların da kendimizi nasıl hissettiğimize ve günlük hayatı nasıl karşıladığımıza yansıyan bir tarafı var.

Elbette tek bir yiyeceğin bizi bir anda başka bir insana dönüştürdüğünü söylemek mümkün değil. Bir parça çikolata yedik diye sinirlenmeyiz ya da bir tabak sebze yediğimiz için bir anda sakinleşmeyiz. Davranışlarımız çok daha büyük bir bütünün parçası. Uykumuz, stresimiz, ilişkilerimiz, yaşadığımız olaylar, düşüncelerimiz ve fiziksel durumumuzun hepsi bir araya geliyor. Ama beslenmeyi de bu bütünün tamamen dışında bırakmak pek gerçekçi görünmüyor.
Bir düşünün.
Yoğun bir gün geçiriyorsunuz. Kahvaltıyı atlıyorsunuz. Öğlene kadar kahveyle idare ediyorsunuz. Sonra çok acıkınca hızlıca bir şeyler yiyorsunuz. Birkaç saat sonra kendinizi halsiz hissediyorsunuz. Akşam olduğunda ise hem yorgun hem de tahammülsüzsünüz. Böyle bir günü yaşadığımızda çoğu zaman “Bugün çok stresliydim” diyoruz.
Belki gerçekten de çok stresliyiz. Ama bedenimizin gün boyunca nasıl beslendiğini de hesaba katmak gerekiyor. Üstelik yemekle ilişkimiz yalnızca biyolojik değil. Yemeklerin duygularımızla ve anılarımızla da güçlü bir bağlantısı var.
Çocukken anneannemizin yaptığı bir yemek, bayram sabahlarında kurulan bir sofra, hastalandığımızda önümüze konan bir çorba, yıllar sonra bir arkadaşımızla buluştuğumuzda oturduğumuz masa… Bu yüzden bazen bir yemeği yalnızca tadı için istemiyoruz. Bize hissettirdiği şey için de istiyoruz.
Bazen üzgün olduğumuzda kendimizi mutfağın önünde buluyoruz.
“Canım tatlı istiyor.”
“Bir şeyler atıştırayım.”
“Bugün bunu hak ettim.”
Belki de o anda gerçekten aç değiliz. Sadece yaşadığımız duygudan kısa bir süreliğine uzaklaşmaya çalışıyoruz.
İşte burada yemek, açlığı gidermekten başka bir anlam taşıyabiliyor. Bizi sakinleştirmek, kendimizi ödüllendirmek, sıkıntımızı bastırmak ya da o an hissettiğimiz boşluğu doldurmak için kullandığımız bir araca dönüşebiliyor. Bu nedenle yeme davranışını anlamak için yalnızca tabağa değil, bazen o tabağın öncesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor.
Son yıllarda üzerinde daha fazla konuşulan konulardan biri de bağırsak-beyin ekseni. Bağırsaklarımız yalnızca yediklerimizi sindiren bir sistem değil. Bağırsaklarımızdaki mikroorganizmalar ile beynimiz arasında çift yönlü bir iletişim olduğu ve beslenmenin bu sistemle ilişkili olabileceği üzerine araştırmalar devam ediyor.

Bu alan hala gelişiyor ve bildiklerimiz kadar bilmediklerimiz de var. Dolayısıyla “Şunu yersen mutlu olursun” gibi kesin cümleler kurmak doğru değil. Ama bedenimizin bir yerinde olan bitenin her zaman sadece orada kalmadığını artık daha iyi anlıyoruz. Beslenme ile ruh hali arasındaki ilişki de tam olarak bu yüzden ilgi çekiyor.
Örneğin sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıkları ile daha iyi ruh sağlığı göstergeleri arasında ilişki olduğunu ortaya koyan araştırmalar var. Ancak burada da önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Beslenme, ruhsal sorunların tek nedeni olmadığı gibi tek başına tedavisi de değil. Yani mesele “Ne yiyorsan osun” kadar basit değil. Zaten insan da bu kadar basit değil. Belki kendimizi kötü hissettiğimizde hemen kişiliğimizi sorgulamak yerine, biraz daha yakından bakabiliriz.
Son günlerde nasıl uyuyorum?
Öğünlerimi sürekli erteliyor muyum?
Gün içinde kendimi uzun süre aç bırakıyor muyum?
Gerçekten acıktığım için mi yiyorum, yoksa sıkıldığım, üzüldüğüm veya stresli olduğum için mi?
Yemekten sonra kendimi nasıl hissediyorum?
Bedenimin verdiği sinyalleri ne kadar fark ediyorum?
Bunlar çok basit sorular gibi görünebilir. Ama bazen kendimizi anlamak, büyük cevaplardan önce bu küçük ayrıntılara bakmakla başlıyor. Çünkü davranışlarımız yalnızca düşüncelerimizden oluşmuyor. Bedenimizin içinde olup bitenler de günlük hayatımıza eşlik ediyor. Burada dikkat etmemiz gereken bir şey daha var: Bedenimizi dinlemeye çalışırken kendimize savaş açmamak.
Günümüzde zaten yemek konusunda yeterince suçluluk hissediyoruz. Bir gün tatlı yediğimizde kendimizi kötü hissetmek, ertesi gün çok katı bir beslenme düzenine geçmek, sonra dayanamayınca tekrar eski düzene dönmek…
Bütün bunlar bedenimizle daha sağlıklı bir ilişki kurmamıza yardımcı olmayabilir. Belki biraz daha sakin bir yerden yaklaşabiliriz. Kendimize “Bunu neden yedim?” diye kızmak yerine, “Bedenim şu an benden ne istiyor?” Diye sorabiliriz. Çünkü bedenimizi dinlemek ile bedenimizi sürekli kontrol etmeye çalışmak aynı şey değil. Ne yediğimiz elbette bütün davranışlarımızı açıklamaz. Bir insanın öfkeli olmasının, içine kapanmasının ya da mutsuz hissetmesinin tek nedeni yediği yemek değildir. Ama bedenimizle kurduğumuz ilişkinin ruh halimizden tamamen bağımsız olduğunu düşünmek de doğru olmayabilir.
Belki davranışlarımızı değiştirmeye çalışırken yalnızca zihnimize bakıyoruz. Oysa biraz da tabağımıza bakabiliriz. Çünkü bazen “Neden böyle hissediyorum?” sorusunun cevabı yaşadığımız olaylarda olabilir. Bazen ilişkilerimizde, bazen uykumuzda, bazen söyleyemediğimiz bir cümlede… Ve bazen de bütün bunların yanında, günlerdir bedenimize nasıl davrandığımızda.
Belki bugün kendinize “Neden böyleyim?” diye sormak yerine, bir kez de şunu sorun: “Bedenime bugün nasıl davrandım?” Cevap, sandığınızdan daha fazla şey anlatabilir.
İlginizi çekebilir: İyi insan olmak ile kendini feda etmek arasındaki ince çizgi