İyi insan olmak ile kendini feda etmek arasındaki ince çizgi

İyi bir insan olmak istiyoruz.

Kimseyi kırmayalım, kimse üzülmesin, elimizden geldiğince yardımcı olalım, sevdiklerimizin yanında olalım istiyoruz. Bazen kendi işimizi bırakıp başkasının işine koşuyor, istemediğimiz halde “tamam” diyor, yorulduğumuzu belli etmemeye çalışıyoruz.

Sonra bir bakıyoruz, herkes için varız ama kendimiz için yokuz.

Belki de asıl soru burada başlıyor: İyi bir insan olmak ile kendimizden vazgeçmek arasındaki çizgi nerede? Çünkü bu ikisi birbirine çok benzeyebiliyor.

“Hayır” demek neden bu kadar zor?

Bazılarımız için “hayır” demek yalnızca bir kelime söylemekten ibaret değil. “Hayır” dediğimizde karşımızdaki insanın bizi yanlış anlayacağından, kırılacağından ya da artık bizi eskisi kadar sevmeyeceğinden korkabiliyoruz.

Bazen de çocukluktan beri öğrendiğimiz bazı cümleler devreye giriyor:

“Büyüğümüzü kırmayalım.”

“Sen idare et.”

“Sen daha anlayışlı ol.”

“Boş ver, alttan al.”

Bunların hepsi hayatın içinde zaman zaman işe yarayabilir. Fakat sürekli aynı kişi idare ediyor, alttan alıyor ve anlayış gösteriyorsa bir süre sonra ortada karşılıklı bir ilişki değil, tek taraflı bir yük oluşabiliyor.

Üstelik insan bunu çoğu zaman iyi niyetle yapıyor.

“Ben yapmazsam kim yapacak?”

“Onun da zor bir dönemi var.”

“Şimdi bunu söylersem ayıp olur.”

“Biraz daha sabredeyim.”

Derken “biraz daha”ların sonu gelmiyor.

Her fedakarlık sağlıklı değildir

Fedakarlığı kötü bir şey gibi düşünmüyorum. Hayatın içinde hepimiz bazen sevdiğimiz biri için kendi isteğimizden vazgeçebiliriz. Bir eşin zor zamanında yanında olmak, bir arkadaşımıza destek olmak, ailemiz için bazı sorumlulukları üstlenmek hayatın doğal bir parçası.

Fakat fedakarlık ile kendinden vazgeçmek arasında önemli bir fark var. Fedakarlık yaptığımızda aslında bir seçim yaparız.

“Kendi isteğim bu değil ama şu an bunu yapmayı tercih ediyorum.”

Kendimizden vazgeçtiğimizde ise çoğu zaman seçim yaptığımızı bile hissetmeyiz.

“Başka türlü davranamam.”

“Bunu yapmak zorundayım.”

“Hayır dersem kötü insan olurum.”

Aradaki fark küçük gibi görünse de oldukça önemli. Çünkü birinde irade, diğerinde ise çoğu zaman korku vardır.

Bazen iyilik değil, onaylanma ihtiyacı devreye giriyor

Bunu kendimizde fark etmek biraz rahatsız edici olabilir. Çünkü yaptığımız iyiliğin gerçekten iyilikten mi, yoksa sevilme ve kabul edilme ihtiyacından mı kaynaklandığını her zaman kolayca göremiyoruz. Birine yardım ettiğimizde teşekkür edilmesini bekliyor muyuz? Hayır dediğimizde kendimizi suçlu hissediyor muyuz? Karşımızdaki kişi kızdığında hemen geri adım atıyor muyuz? Kendi ihtiyacımızı sürekli erteliyor muyuz? Ve belki de en önemlisi: Kimse bizi ayıplamayacak olsaydı yine aynı şeyi yapar mıydık? Bu sorunun cevabı bazen bize çok şey anlatabilir. Çünkü iyi olmak ile iyi görünmek arasında da bir fark var.

Sınır koymak sevgisizlik değildir

İlişkilerde en çok karıştırdığımız konulardan biri bu olabilir. Sınır koyduğumuzda karşımızdaki kişiyi sevmediğimizi düşünmek. Oysa sınır, “Sana değer vermiyorum” demek değildir.

Bazen tam tersine, ilişkiyi daha sağlıklı hale getirebilmek için gereklidir.

“Şu an bunu yapamam.”

“Bu şekilde konuşulduğunda kendimi iyi hissetmiyorum.”

“Bu konuda farklı düşünüyorum.”

“Bugün dinlenmeye ihtiyacım var.”

“Bunu senin yerine yapmayacağım ama istersen yanında olabilirim.”

Bunların hiçbiri kötü cümleler değil. Sadece bize çocukluktan beri öğretilen “iyi insan herkesin işini görür” anlayışına uymuyorlar. Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey tam olarak bu: İyi bir insan olmak, herkesin ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olmak değildir.

Peki, sağlıklı sınır nerede başlıyor?

Bence önce kendimizi fark etmekle. Çünkü çoğu zaman sınırımızı aşan kişinin kim olduğunu biliyoruz ama sınırımızın nerede olduğunu bilmiyoruz.

Ne zaman yoruluyorum?

Ne zaman istemediğim halde “evet” diyorum?

Hangi insanların yanında kendimi sürekli açıklamak zorunda hissediyorum?

Kimin sevgisini kaybetmemek için kendimden vazgeçiyorum?

Bunlar üzerinde düşünmeye başladığımızda ilişkilerimiz de daha görünür hale geliyor. Belki yıllardır “çok anlayışlı” olduğumuzu düşünürken aslında ihtiyaçlarımızı ifade etmekten kaçındığımızı fark ediyoruz. Belki “herkesi düşünüyorum” dediğimiz yerde kendimizi hiç düşünmediğimizi görüyoruz. Ve bazen en zor fark ediş şu oluyor: Bizi yoran şey her zaman insanların bizden istedikleri değil, bizim onlara sınır koyamamamız.

Kendimizi seçmek bencillik değil

Kendimizi seçmek, başkalarını önemsememek anlamına gelmiyor. Sadece kendimizi de o denklemin içine koymak anlamına geliyor. Bir başkasının ihtiyacı kadar kendi ihtiyacımızı da önemsemek. Bir başkasının duygusu kadar kendi duygumuza da alan açmak. Bir başkasının sınırına saygı gösterirken kendi sınırımızı da korumak. Çünkü sürekli kendinden veren bir insanın bir süre sonra verecek gücü de kalmayabiliyor. Ve işin ironik tarafı şu: Kendimizi yıllarca ihmal ettikten sonra bir gün çok yorulduğumuzda, en yakınlarımız bile “Sen neden bu kadar değiştin?” diyebiliyor. Belki de değişen biz değilizdir. Belki ilk kez kendimizi de hesaba katmaya başlamışızdır.

Kendimize küçük bir soru sorabiliriz

Bugün bir konuda “evet” demeden önce birkaç saniye durup kendimize şunu sorabiliriz: “Bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa hayır dersem kötü biri olacağımı düşündüğüm için mi?” Cevap her zaman kolay gelmeyebilir. Ama bu soruyu sormaya başladığımızda kendimizle ilişkimiz değişmeye başlar. Çünkü sağlıklı ilişkiler, yalnızca karşımızdakini anlamaktan değil, kendimizi de dürüstçe ifade edebilmekten geçer. İyi insan olmak güzel. Ama iyi bir insan olabilmek için kendimizi sürekli feda etmek zorunda değiliz. Bazen gerçek iyilik, karşımızdakine “evet” demek değil; hem onu hem kendimizi gözetebileceğimiz daha sağlıklı bir yol bulabilmektir. Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazla vermek değil. Kendimizden eksiltmeden verebilmeyi öğrenmek.

İlginizi çekebilir: Mutlu değil, uyuşmuş olabilir misin?

Duygu Yüksel
Duygu Yüksel, sosyolog ve aile danışmanıdır. İnsan davranışlarını, aile ilişkilerini ve bireyin yaşam yolculuğunu bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır. Aile içi iletişim, ilişkiler, ... Devam