Yaşamak istediğin deneyimi yarat: Yaratımın gücünü nasıl kullanıyoruz?

İnsan olarak bize verilmiş olan en büyük güç belki de yaratım gücü! Ama acaba bunun ne kadar farkındayız? Her an yaratım yapıyor olduğumuzu biliyor muyuz?

Ağzımızdan çıkan her söz, zihnimizden geçen her düşünce, kaleme alınmış her kelime yaratımdır. Yazdığımız her hikaye, şiir, roman, film, şarkı, dizi, sanat, resim gerçekliğimize ayna tutar ve daha da ötesi yaratır. Öyleyse neden sürekli yaşamak istemediğimiz deneyimleri yaratmayı seçiyoruz? Acı sözlerle dolu şarkılar, şiddet dolu filmler, entrika ve ihanet ile örülmüş diziler… Film kategorilerine bakacak olursak; korku, gerilim, drama başlıkları altında ayrılıyorlar, -neyse ki arada komedi de var-. Hayatımızda bu deneyimleri mi yaşamak istiyoruz? Pek sanmıyorum ama çoğunlukla hayatlarımız bu öğeleri istemesek de taşıyor çünkü bilincimiz her gün bunlarla programlanıyor.

Siz, size bahşedilen yaratım gücünü nasıl kullanıyorsunuz?

Neden haberler meydana gelmiş kötü haberleri iletir? Neden bir haber okunurken tekrar tekrar o kavga dolu sahne gösterilir? Mutlu haberler yok mudur? Kanseri mucizevi şekilde yenmiş insanlar, hayallerini gerçekleştirmek için birçok zorluğu aşmış kadınlar, kurtarılmış ağaçlar, sahiplenilmiş hayvanlar, iyileşmiş çocuklar ve bunun gibi nice örnekler. Bunlar haber değil midir? Bize ilham ve umut veren gerçekler, yaşamın sevgi dolu bir deneyim olduğunu yansıtan hayatlar. Dönüşümün, sevginin, affetmenin iyileştiriciliğini anlatan diziler, potansiyelini gerçekleştirmek için ilham veren filmler… Acıları serbest bırakarak gücünü eline almanın mümkün olduğunu anlatan şarkılar, kalbimizi sevgi, neşe ve coşku ile dolduran sanat eserleri ve hikâyeler… Film kategorileri; ilham, sevgi, coşku ve neşe diye kategorilere ayrıldığı, mutlu haberlerin paylaşıldığı bir dünyada yaşamak nasıl olurdu?  

Yapılan bazı bilimsel araştırmalarda beynin izlediği bir görüntü ile yaşadığı bir deneyim arasında bir fark görmediği ve ikisini de gerçek olarak algıladığı keşfediliyor. Eğlence anlayışımızın bile negatif programlama üzerine kurulu olduğu, beynimize sürekli bu olumsuz bilgi ve dataları verdiğimiz bir dünyada gerçekler olarak deneyimlediğimiz durumların nasıl daha iyi olmasını bekleyebiliriz? Bilincimiz bizim yaratım aracımız ise onu saf temiz ve berrak tutmak en asli işimiz olmalı.

Diziler dünyasından fark yaratan bir örnek: İstanbullu Gelin

Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada böyle bir gerçekliğin içinde yaşıyor olmamıza rağmen tabii ki fark yaratan örnekler de var. Bunlar arasında Türkiye’deki bir dizinin örneği her birimizin sıra dışı olanı seçerek fark yaratabileceğimizi gösteriyor.

Görsel: İstanbullu Gelin – Instagram hesabından alınmıştır.

Gerçek bir hikâyeden uyarlanmış olan İstanbullu Gelin dizisi şiddet, entrika, kavga gürültü dolu ekranlarda, büyük bir cesaretle dönüşüm sahnelerini ön plana çıkarıyor. Affetmenin, kendi gerçeğin ile yüzleşmenin, sevginin gücünü gösteren bu sahneler ile Türk dizi tarihinde bir çığır açtılar. Kitlelerin bilinci üzerinde bu kadar büyük bir güç alanına sahip kitle iletişim araçlarını yönlendirenler  belki de bu örneğin önderliğinde üzerlerine düşen sorumluluğun daha da bilincine uyanacaklar. Tebrikler İstanbullu Gelin ve tüm ekibi.

Ayrıca, dünyayı daha iyi bir yer haline taşıyacak yaratımları başka bir yerlerde, güçlü konumda olduğunu düşündüğümüz insanlara bırakmak yerine her birimizin de kendi sorumluluğu olduğunu anlamalı ve buna göre davranmalıyız.

Bunu yapabilmek için de içimizdeki güce ve sevgiye ulaşacak şekilde kendimizi dönüştürmeliyiz.  

Sevgi ve ışıkla…

Zekiye Olgaçay
“Ruhsal Rönesans” kitabının yazarıdır. Babasının büyükelçi olması nedeni ile çocukluğunu Brezilya, Mısır, Kuwait, Çekoslovakya, İngiltere gibi dünyanın birçok farklı ülkesinde, 5 farklı kıtada geçirdi. ... Devam