Yas tutan birine nasıl yardım etmelisiniz?

Sevdiğimiz biri vefat ettiğinde sıklıkla geri kalan hayatımızı bir daha onu görmeden, ona dokunmadan, birlikte vakit geçirmeden nasıl geçirebileceğimizi düşünürüz. Bir noktada, vefat eden kişinin varlığının hayatımızı kalın bir sis tabakası gibi sardığını, ancak bu sis tabakasının bir süre sonra dağılacağını fark ederiz. Bir zamanlar çok net hatırladığımız ayrıntılar artık puslu anılara dönüşecektir. Gamzeleri var mıydı? Elleri nasıldı? Hep söylediği şey neydi?

yas
Sevdiğimiz biri vefat ettiğinde sıklıkla geri kalan hayatımızı bir daha onu görmeden, ona dokunmadan, birlikte vakit geçirmeden nasıl geçirebileceğimizi düşünürüz.

Babam bir buçuk yıl önce vefat ettiğinden beri yavaş bir iyileşme sürecindeyim. Bu süreç aslında iyileşmeden ziyade boşluğun ortasında bir hayatta kalma mücadelesi.

Babam vefat ederken geride yaklaşık 40 yıldır evli olduğu bir eş, ikisi kız biri erkek üç evlat, bir gelin, bir köpek ve bir kedi bıraktı. Hayatımızın bu en acı kaybını göz yaşı dökerek yaşarken, hepimiz ayrı ayrı ve farklı şekillerde yas tuttuk. Her zaman kahramanım olan annem, bu süreçte yavaş yavaş umudunu kaybetti. Eve en son gittiğimde, benimle sürekli eğer ona bir şey olursa diye vasiyetinin nerede olduğunu, banka hesap bilgilerini ve buna benzer şeyleri paylaşmasından, artık ölümü beklediğini anladım.

Kendisine sadece 67 yaşında olduğunu, hala dolu dolu canlı bir hayat yaşayacak, hatta belki aşık olacak kadar genç olduğunu söylediğimde; dediğim şeylerin gülünç olduğunu ve bunların hiçbirini istemediğini söyledi. Annem hayatına devam etmek istemiyordu. Hayattan ikinci bir şans beklentisi yoktu. Dünyayla tek başına yüzleşmek istemiyordu. Artık sadece çocukları ve torunları için yaşamaya devam edecekti. Ne yazık ki ikimizin de kabul etmesi gereken acı bir gerçekti bu.

Yaşadığı müstakil evi satıp bir apartman dairesine taşınmayı bile düşündü; ki bu, onun aylar önce tamamıyla reddettiği bir fikirdi. Bunun gerçekten bir seçenek olmadığını aslında ikimiz de biliyorduk; çünkü bir apartman dairesinde yaşamak annem için halısı olan bir tabuttan, yani ölümden farksızdır.

Neden aniden taşınmak istediğini sorduğumda artık evin bakımıyla uğraşmak istemediğini söyledi. Evin sorunları arasında eski olması ve sürekli tadilat masrafları çıkarması vardı. Bunlar ise babamın uğraştığı sorunlardı.

Annem, eskiden beri yalnız yaşayamayacağını söylemiştir. Dolayısıyla eğer bahsettiği buysa tekrar onun yanına taşınmayı ya da benim evime taşınmasını teklif etsem mi diye düşündüm.

Hissettiğim şey empati değil hüzündü. Neden kendini toplayıp bağımsızlığına kavuşmuyordu? Neden hayatına devam edemiyordu? Neden artık kendi başına hiçbir şey yapamıyordu?

Sonra ne kadar kötü bir evlat olduğumu düşündüm. Ne ona yeni bir ev alabiliyor, ne birlikte yaşamayı istiyor, ne de bu zor zamanında ona nasıl yardımcı olabileceğimi biliyordum.

Her şeyden önemlisi de hayatlarımızdaki bu acı faslını nasıl olabildiğince hızlı kapatabileceğimi bilmiyordum. Annem ya da herhangi birimiz ne zaman gerçekten hayatımıza devam etmeye başlayacaktık?

yas 2
“Hayata devam edebilmek, aslında insanların o olduğunu sandığı şey değil.”

Travmatik kayıplar konusunda uzman olan terapist Jennifer Soos, bununla yükümlü olmadığımızı söylüyor:  “Hayata devam edebilmek, aslında insanların o olduğunu sandığı şey değil. Böyle bir şeyin var olduğuna inanıp yas tutmanın sonunda buna varılacağına inanmak, insanlara yardımcı olmuyor.”

Soos, 10 yıldan fazla süredir devam ettirdiği yas destek grubuna, hayata devam etme fikrini bırakmalarını söylüyor. Ona göre, hastalarının yaşadıkları acı tecrübeyi benlikleriyle bütünleştirmeye çalışmaları daha doğru.

İlgili yazı: Ağlamanın insanlar üzerindeki rahatlatıcı etkisi

Soos’un kendisi de 2004 yılında oğlunun ölümüyle bu acı süreci deneyimlemiş. “Onun gidişinin ailemizde bıraktığı büyük boşlukla nasıl başa çıkabileceğimi bilmiyordum.” diyor. Fakat daha sonra hayata devam edebilmenin ve oğlunun ölümünü atlatabilmenin imkansız olduğunu fark etmiş. Bu noktada yapabileceği tek şeyin onun yokluğunu hayatıyla bütünleştirmek olduğunu söylüyor. Böylece oğluna ebeveynlik yapmak ve onun hayatını onurlandırmak için yeni yollar aramaya başlamış. Böyle yapmak, tekrar huzuru bulmasında önemli rol oynamış.

Soos, Elisabeth Kubler öncülüğünde yürütülen ve yasın beş aşamasını anlatan ufuk açıcı araştırmanın bile yakını vefat etmiş kişilere yardım etmek için tasarlanmadığını söylüyor. İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul olarak sıralanan bu beş aşama, aslında geride kalanlar değil ölenler için hazırlanmış bir çerçeve.

Soos, bu sürecin çok farklı olduğunu, fakat birçok insanın kendilerinin sırasıyla bu aşamalardan geçmeleri gerektiğine inandığını, çünkü bunun doğru yas tutma şekli olduğunu sandıklarını söylüyor. Başka bir deyişle, yas tutma süreci her insan için farklıysa da yas tutana en iyi desteği verme şekli değil

35 yıldır yas tutan insanlara yardım eden ve cenaze ayinlerine önderlik yapan ruhsal danışman Donna Henes, “Sadece dinleyin,” diyor. Ona göre yapılabilecek en iyi şey; dinlemek, soru sormak ve anıları paylaşmak. Çünkü böyle yapmak, üzüntünüzün derinliğini tasdikler ve sevginizi canlı tutar.

Henes, ayrıca söylediklerinize dikkat etmeniz de çok önemli. “Zaman her şeyin ilacı,” ya da vefat edenler için “Şu an daha iyi bir yerdeler,” gibi şeyler söylemenin yardımcı olmadığı gibi rahatsız edici de olabildiğini ifade ediyor.

yas tutmak
“Zaman her şeyin ilacı,” ya da vefat edenler için “Şu an daha iyi bir yerdeler,” gibi şeyler söylemek, yardımcı olmadığı gibi rahatsız edici de olabiliyor.

Bir klinikte sosyal çalışan olan profesyonel koç Jennifer Kelman da buna katılıyor. Kelman, yas tutanlara düzenli olarak hal hatır sormayı ve basitçe “İhtiyacın olursa buradayım,” demeyi öneriyor. En önemlisi de yas sürecinin herhangi bir zaman çizelgesinden bağımsız düşünülmesi gerektiğini söylüyor. Yakınları, yas tutan insanın bir an önce bunu atlatması gerektiğini düşünebilir; fakat bu, yas tutanın üstünde bir baskı oluşturmak ve iyileşmesini ertelemekten başka bir şeye yaramayacaktır.

Peki bütün bunlar ne ifade ediyor? Ben yukarıda söylenenlerden aslında yanlış bir yol izlediğimi anlıyorum. Kendim, hayatımı tekrar kaldığı yerden devam ettirmek için çabalarken, annem de böyle yapmak zorunda değil. Ayrıca ona bu konuda baskı yapmak ne adil ne de gerçekçi olur.

Sanırım yapabileceğim en iyi şey, ona her zaman yanında olduğumu söylemek olacaktır.

 

Kaynak:

psychologytoday.com

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!