X

Yargılanmayacağını bilsen ne yaparsın?

Soruyu okudun, evet!
Yargılanmayacağını bilsen… Aklına ilk gelen şey ne? Yok yok! Seçim yapmana gerek yok…
O ilk gelene bak. Yüzünde hafif bir gülümseme mi oldu, yoksa acı bir iç çekiş mi?
Nelerin ve kimlerin uğruna kendi hayallerini rafa kaldırdığını fark et şimdi.
Kimseyi dinleme. Kendini özgür bırak.
Başkalarının fikirleri önemli değil. Senin hayallerin önemli!
“Bu hayat senin; istediğin gibi yaşa…” gibi klişe ifadeler her platformda karşına çıkıyor.
Ve her seferinde içinden, “Çok da kolaydı! Akıl vermek kolay da, ya uygulamak?” diye geçirdiğini tahmin ediyorum.

Elbette çevremizdeki insanların etkilerinden kendimizi arındıramayız. Sonuç olarak sosyal varlıklarız ve ait hissetme, dahil olma, bağlantı, paylaşım gibi ihtiyaçlarımız var. Bu ihtiyaçları giderebilmek için henüz küçük bir çocukken anne ve babamızın, ardından geniş ailemizin ve sonrasında sosyal ilişkilere girdiğimiz insanların kabul edebileceği, “normal” görebileceği davranışlar sergilemek üzere eğitiliyoruz. Kalıplara sokuluyoruz çünkü bu kalıpların içinde hayatı devam ettirmek daha kolay sanıyoruz. Kendimizle bağlantıyı işte böyle yavaş yavaş kesiyoruz…

Yargılanmayacağını bilsen ne yaparsın?

Sahneye çıkarım. Dans ederim. Şarkı söylerim.

Daha rahat hareket ederim. Espri yapar, içimden geldiği gibi konuşurum.

Lise biter bitmez üniversiteye koşmam. Dünyayı, hayatı tanıyıp yolumu öyle çizerim.

Hiç evlenmem.

Hemen yarın işi bırakırım. Gezer, tozar, keyfime bakarım.

Yargılanmayacağını bilsen ne yaparsın?

Bu başarı sorusu değil, o yüzden lütfen başarmak ile karıştırma!
Olduğun gibi olabilmek…
Gerçeğinle bütün. Kendini ve çevreni kandırmadan.
İlk vazgeçiş annen ve baban seni sevsin diye daha minicik bir çocukken gerçekleşti. Belki istemekten vazgeçtin, belki denemekten. Soru sormaktan vazgeçtin, kendi mücadelesinin içinde hayata aç gözlere bakan seni ıskalayanların etkisiyle. Onay içeren davranışları sergilemek için tek tek geride bıraktın özünün merakını ve çılgınlıklarını.
Zamanla dışarıdaki eleştirmenler daha güçlü bir eleştirmene devrettiler görevlerini: İç sesin.
Gerek kalmadı artık onların seni engellemesine; sen durmaya başladın kendi önünde!
Ne çok konuşur iç sesin! Çoğu zaman da desteklemez, zorlukları, olumsuzlukları ve başına gelebilecekleri söyler. Cesaretini alır; yerine ürkek, belli belirsiz, silik bir sen bırakır. “Eleştirileceğime hiç yapmam” dersin.
Oyuncu olacağına izleyici olursun.
Hayat akar gider.
Suya sabuna bulaşmadan, ellerini kirletmeden kenarda durur, tüketirsin ömrünü…
Ben kendime “…” dedirtmem!
Aferin.
Onu dedirtme, bunu dedirtme, mağrur ve gururlu bir şekilde yaşar gidersin, o seninkine yaşamak denirse!

Yargılanmayacağını bilsen ne yaparsın?

Kim ki seni yargılayacağını düşündüklerin?
Elalem!
Nil Karaibrahimgil Gençliğime Sevgilerimle’de ne güzel söylüyor: “Konu komşu ne der diye dinleme. Komşu senin hayatın hakkında topu topu 15 dakika konuşacak, sense ölene dek onu yaşayacaksın.”
Çok net! Nelerden vazgeçtin ya da vazgeçiyorsun sadece bu yüzden?

Yargılanmamak için yargılamamak gerek!
Acaba kendi yargılarım mı engel oluyor cesurca özümün beslendiği yolu seçmeye?
Olan biten her şeyle ilgili, herkesle ilgili ve tabii ki en çok da kendimle ilgili iyi/kötü/yetersiz/az/çok bir değerlendirme yapıveriyorum. Çoğu zaman da bu değerlendirmeleri yaptığımın farkında bile değilim. Öylesine çıkıveriyor, otomatik bir yerden…

Peki, nereden geliyor bu kadar yargı?
Carl G. Jung, “Düşünmek zordur, o yüzden insan yargılar” der. Zihnimiz bunu otomatik yapıyor. Hızlıca, her an, her şeyi, her deneyimi, herkesi.
İyi, kötü, nötr, tarafsız diye kategorize ediyor. İyi olanı çoğaltmak, kötüden kaçınmak, nötr olanları da yok saymak hayatta kalmanı destekleyen bir strateji.

Prof. Dr. Jon Kabat-Zinn’e göre mindfulness dikkatini olmakta olana bilinçli ve yargısız bir şekilde çevirebilmektir.
Yargısız ortam, yargısız tavır gerektirir. Yargıdan özgür… Eleştirmenden uzaklaşmış. Yargının olduğu anları fark eden ve gözlemleyen ve belirli bir süre için de olsa kenara park eden bir yaklaşım. Belirli bir süre için bile olsa yükleri hafifleten, nefes aldıran ve en önemlisi bakış açını genişleten bir tavır. Olanı olduğu gibi kabul eden, iyi ya da kötü diye değerlendirmeden, bir şeyleri değiştirmeye çalışmadan olanla kalabilen…

Yargılanmayacağını bilsen ne yaparsın?

Ne yapacağına değil, nasıl olacağına bakalım biraz da…
Biraz huzurlu olabilirsin mesela.
Mevlana’nın dediği gibi iyi ve kötünün ötesinde bir yer var; orada buluşalım. Orası huzurlu, ve sakin… ve hatta şefkatli…

Daha özgür olabilirsin mesela.
Çıtalar, hedefler ya da kendi performansına odaklanmak yerine keyif ve deneyim ön plana çıkar.

Etrafında olan bitene daha meraklı gözlerle bakabilirsin mesela. Yaşam kaliten artar, ufak şeylerden mutlu olursun. Sonuçta ufak şeyler aslında hiç de ufak değillerdir!* (Jon Kabat-Zinn)

Ana odaklan!
Yargıları kenara bırak
Sadece olmakta olanla kal.
Olmakta olanı yargılamadan.
Olmakta olanı nasıl karşıladığına bak!
Yargıların geliyor.
Fark et.
Derin bir nefes al.
Odağını nefesine çevir ve yargılarını bırak.
Değiştirmen gereken bir şey yok.
Sadece olanla kal.
Nefesinle.
Ve tekrar.

Yargılanmayacağını bilsen ne yaparsın?

İlginizi çekebilir: İrade neden önemlidir: İradenizi kuvvetlendirmek için neler yapabilirsiniz?

Aylin Geron: Ben Kimim? Yaşam boyu öğrenci, öğretmen, eğitmen, koç, danışman, mentör, yazar FMV Özel Işık Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatı Mezunuyum. Lisans eğitiminden sonra Sabancı, Harvard, Universiteit Leiden gibi seçkin kurumlardan eğitimler aldım. Detayları https://aylingeron.com/hakkimda/ bulabilirsiniz. Hayatıma yön veren en önemli değerlerden biri fayda sağlamak. Öğrenciyken arkadaşlarıma, çevremdeki çocuklara öğrendiklerimi paylaşarak başladım. Mezunu olduğum okula İngilizce öğretmeni olarak geri döndüğümde de çocuklarla ve gençlerle birlikte bu değerimi yaşatmaya çalışıyorum. Onlara fayda sağlarken ben de onlardan çok şey öğreniyorum. Her zaman öğrenmeye, değişime, yeniliğe meraklı ve hevesli oldum. Kendimi tanıma yolculuğuna çıkışım özgürlüğe verdiğim önemi ve yaşam tutkumu fark ettirdi: Öğrenme aşkı. Gençlerle öğretmenlikten öte bir yerlerde buluşma arzum ile önce 201eğitim ve öğrenci koçluğuna yöneldim. Ebeveyn koçluğu, DEHB koçluğu, mindfulness derken bilinçdışı ve Jung koçluğu ile tanıştım. Halen çocuklarla, gençlerle, ebeveynlerle ve hayatına değişim getirmek isteyen insanlarla işbirliği içinde çalışıyorum. Ben büyürken çevremi de büyütmek.. İşte mottom! İletişim: aygeron@gmail.com

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale