Varmak istediğimiz nihai durak: Gerçeklik

Gerçekliğin karşısında hiçbir şey duramaz.
Gerçeklik, gücün ta kendisidir!
Öyle ki, hem kendi kişisel yaşamımızda, hem de evrensel sistemde gelmek istediğimiz noktanın adıdır gerçeklik. Ne kadar gerçek olursak, o kadar gücümüzde, öz, tanrı parçacığımızda, o kadar varlığımızın gücünde, saf halimizde oluruz.
Yaşamlar boyu uğraştığımız şey de bu değil midir?
Kimliklerden, travmalardan, illüzyonlardan, hipnozlardan kurtularak gitmeyi hedeflediğimiz yer, gerçeklik!

Gerçeklik, kelime olarak her ne kadar anlamını idrak ettiğimiz bir şey gibi görünse de sorgulamakta fayda var. Kelimelerde kayboluyor, nereden ne dediğimizi bilmiyoruz çünkü.
Gerçeklik, dürüstlük ile eş anlamlı değildir. Gerçeklik, dobra olmak değildir. Gerçeklik, aklına geleni olduğu gibi söylemek değildir. Gerçeklik küreselliği barındırır.
Gerçeklik orijinalliği barındırır. Tekrarı olmayanı. Gerçeklik, saygıyı ve şeffaflığı barındırır. Zarafeti ve anlayışı barındırır. Gerçeklik güçtür çünkü ve öz güç, kendini sınama ihtiyacına, ispatlama ihtiyacına girmez. Olduğu gibidir. Olduğu halin içinde sürekli bir akış halindedir, soliddir. Gerçeklik, soru, şüphe yaratmaz, ne kadar kafanız karışık olursa olsun. Gerçeklik tüm illüzyonların karşısında eridiği haldir.

Bilinçli, bilinçsiz herkes, gerçek karşısında sebepsiz bir güven ve bağ hisseder. Orada mesafe kalmaz, korku kalmaz, ast üst kalmaz. Yanyana göz hizasındadır tüm konuşmalar, davranışlar.
Ancak kimlikler söz konusu olduğunda, ancak sanrılar söz konusu olduğunda astlar ve üstler oluşur.
Bu yüzdendir politik propagandalarda ‘halk’ ile birlikte görünmeye çalışmak. Göz hizasında olmak ve “gerçek” olduğunu vurgulamak.
Ak koyun kara koyun sonradan ortaya çıksa da, oyun kurgusu bu şekildedir.

İkili ilişkiler arasında da bir ast üst oluştu ise, ki bunun illa ki iş ortamında olması gerekmez, duygusal birlikteliklerde de aynı; orada bir gerçeklikten söz etmemiz mümkün olmayacaktır. Bu alışveriş, usta-çırak ilişkisidir.
Gerçeklik ilişkilere yansıdığında, kadınlık ve erkeklik yerli yerine oturduğu gibi, durumlar karşısında homojen değişimler gösterir. Burada aktif bir akış vardır. Su bulanmaz, ilişki durmaz. Ast üst her zaman değişkendir ve sabitlenmez, dolayısıyla sonsuza devinerek giden, bir olmayı deneyimleyen ikinci küçük küre olursunuz.
(birincisi kendi kendinizle olan ilişkideki birlik hali)

Gerçek bizi toprağa bağlar, yaşama bağlar. Gerçek olmak, bizi yüce ruha bağlar, hem de hiç kopmayacak şekilde.

Burada susmayan zihinden, dışarıda olan bitenden bahsetmek yersiz olur, gerçek; günlük illüzyonları, vesveseleri, korkuları üzerinden bir su gibi akıtır çünkü.

Gerçeğe inandırmanız gerekmez kendinizi, gerçekliği gördüğünüzde onunla bir olursunuz, bağlanırsınız. İnanç manipülasyon sonucu gelişir, bilmek ise… bilmektir.
Sorgusuz ve sualsiz. Nedensiz ve nasılsız…

Bu günlerimiz ülkemizde, bize bildiklerimiz ve inanmayı seçtiklerimiz -gerçek olanlar ve -mış gibiler arasında oynanan tiyatroyu izlemek ile geçiyor. Bu sadece bir örnek!
İçimizdeki her ne ise dışarıda olan da odur.
İçimizdeki ayrışma, içimizdeki gerçek, içimizdeki güç, içimizdeki değer.

Şu anda görünen her şey, aslında temelden beri gelen “değersizlik ve yok sayılma” hislerimize kuvvetlice vuruyor. Hepimizin, bu toprakların çocukları olarak genlerimizde yatan uykudaki büyük karanlığımıza.
Değersizlik, ve yok sayılmak.
Bu kadar göçmenin, azınlığın ve göçebe kültürün bir arada olması, bu birliği manipüle edebilmenin tek yolu idi karanlığımızı beslemek. Sonra da “aslında yoksun” diyerek, yok sayılarak, değersizleştirilerek en temel travmamızla karşı karşıya getirilmek… En büyük yaramızın burnuna takılan bir kanca ile, istenilen yere, en güçsüz olduğumuz yere çekilmek. Ayı terbiyecileri gibi, balığı oltaya takmak gibi…
Yaralarımız neredeyse oradan tutuluruz, yakalanırız kancalara, tuzaklara. Korkularımız ile yönetiliriz. Bu en küçük ikili ilişkilerden tutun da, büyük devletlere, oradan sistemin kendisine kadar gider.
Bireysel olarak yaptığımız salıvermeler, farkındalıklar, bizi bu kancadan korur. Artık takılacak bir kanca çentiğimiz, boşluğumuz yoktur çünkü. Birlik ne demek, en küçük bireyin bile aydınlanması ne demek, katkısı ne demek, bütüne katkı ne demek görebiliyor musunuz? Çünkü bir bir, koca bir göl olur…

Bunun yanında, içimizdeki umudun yeşerdiği ve gerçekliğimizi hatırlatan oluşumlar var. Kollarını sıvayarak sakin ve kararlı davranış modelleri. İçinizde olanlara bakın, hani dışarıdan ne tehdit olursa olsun her şeye rağmen yürüyüşünüze. Kendinize inancınızın, minik adımlarınızın bedenlenmiş halini görebiliyor musunuz?
Ve burada da bir kanca var. Birliğin ve hakkaniyete özlemin, şeffaflığın kancası. 
Yaranız ne tarafta bakın… İlişkilerinize…
Şeffaf mısınız? Özlediniz mi kendinizin her hali ile kabul edilip sevilmeyi? Önce kendinizden başlayın, en küçük birlikten!

İşte bunu yarattınız!
İçinizin isteklerini, arzularını, illüzyonlarını, korkularını ve çatışmalarını görünür hale getirdiniz. Hem de tüm dünyanın görebileceği kadar büyük bir şekilde.

Dişi enerji kaos ile çalışır. Eğer, eriliniz yeterince eğitildi ise, burada kargaşaya gerek kalmadan, sakin ve zarafetli bir şekilde yürüyebilir ve sonuca ulaşabilirsiniz. Sonuç, içinizdeki huzur ve güven ile tam tamına doğru orantılıdır.

İşte içsel bölünmüşlüğümüz, işte sistemin işleyişi.
İçerisi nasılsa dışarısı da öyledir.
İçimizin dışa aynalanışının çok bariz bir örneğidir bu.

Kendini şimdiye kadar neler ile alıkoydun gerçekliğinden?
Kendini nasıl görmezden geldin?
Gücünü nerelerde ve nasıl aradın?

Hepsi tezahür ediyor, tüm bu enerjiler bedenleniyor ve çıkıyor karşımıza. O kadar sembolik ki.. Artık her şey neredeyse herkes için çok okunaklı.

Ne olursa olsun, “benim” dedin mi?
Nasıl, hangi umutla kaybetmedin, vermedin gücünü?
Nasıl korudun iç huzurunu ve inancını?

Hepsi tezahür ediyor.

İçerisi nasılsa dışarısı da aynıdır. Sen gerçeğine boyun eğer, gerçeğine yürürsen yaşam da sana, seni hediye eder.

Sen gerçeğine gitmek yerine kimliklerine ve korkularına teslim olmayı seçersen, yaşam da sana korkularını hediye eder.

Gayet basit ve açık.

Gerçek olmak, gerçekliğini ortaya koymak, evet cesaret ister. Çünkü tekliğin ve eşsizliğin yoludur bu.

Gönlünde aşk varsa, gerçeğe bir aşk… 
Yol temiz ve ışıklıdır, her ne olursa olsun…

Çalışmalarımızdan bir onurlandırma ile bitireyim istedim. Eğer karşınızda kimse yok ise, geçin aynanın karşısına ve gözlerinizin içine bakarak tekrar edin. Bu aynı zamanda, evrenin size, sizin evrene ettiğiniz yemindir.

İçindeki ışık, içimdeki ışık…
İçindeki karanlık, içimdeki karanlık…
İçindeki sevgi, içimdeki sevgi…
Seni görüyorum!
Çünkü biz biriz…

Saygı ve sevgiye!

*** yaklaşan çalışmalar, bireysel seanslar ve daha fazlası için www.magicalchildoftheworld.com adresine üye olarak takip edebilrsiniz***

İlginizi çekebilir: Büyük aydınlanma: Bilinmeyene bilinçle bakmak

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam