X

Usta fotoğrafçılar iPhone 11 Pro ile keşifte: Ultra geniş açıdan Türkiye Manzaraları

Ultra geniş açılı kameralar, son derece geniş görüş açısına sahip görüntüler üretir. Özellikle mimari ve manzara fotoğrafçıları arasında da popüler bir seçimdir, çünkü fotoğrafı çekilen süjenin yanı sıra onu çevreleyen öğelerin çoğunu da kadraja sığdırmaya imkan tanır.

Profesyonel Türk fotoğrafçıları da iPhone 11 Pro’nun sunduğu Ultra Geniş kamera özelliğini kullanarak dört bir yanı kültürel ve coğrafi zenginliklerle dolu Türkiye’nin eşsiz güzelliklerini daha geniş bir açıdan fotoğrafladılar.

Sizi İstanbul Boğazı’ndan, Haliç’e, Kayseri’nin Yılkı Atlarından Kapadokya’nın balonlarına Türkiye’nin büyüleyici manzaralarını daha geniş bir açıdan seyredebileceğiniz bir yolculuğa davet ediyoruz.

Ultra geniş açıdan Türkiye Manzaraları

Kerem Uzel, fotomuhabir
@keremuzel

Benim için İstanbul’u güzel kılan şey deniz. İstanbul Boğazı’nın insanı tesiri altına alan büyüleyici etkisinden yola çıkarak, insanların denizle olan ilişkisi üzerinden şehir fotoğrafları çekmeyi planladım. İki yakadan sahil bölgeleri, Haliç üzerine yeni yapılmış köprü gibi alanları seçtim. iPhone 11’in ultrawide kamerasının geniş görüş açısı ile şehrin büyüklüğü ve insanların ne kadar küçük kaldığının hissini vermek istedim. Ve çekimlerimde mesafeleri de bunu öne çıkaracak şekilde ayarladım.

Fotoğraflarımda post proses için Lightroom App ve Photoshop App’ten faydalandım. Ayrıca iPhone için JOBY TelePod Mobile Tripod kullandım. Ben genelde sokak fotoğrafçılığı yaptığım için ergonomik olarak beni rahatlattı ve daha hızlı çalışmamı sağladı. Ve tabii ki ultrawide çekimlerde kameranın olduğu köşeden parmağın fotoğrafın içine girmesi durumu engellenmiş oldu.

Haliç üzerine yapılmış olan metro köprüsünden geçen yayalar. 

İstanbul Boğaz’ının Avrupa yakasında kuşları besleyen genç adam.

Haliç üzerine yapılmış olan metro köprüsünde tarihi yarımada arka planlı fotoğraf çektiren turistler.

Haliç üzerine yapılmış olan metro köprüsünden geçen yayalar. 

Haliç üzerine yapılmış olan metro köprüsünde tarihi yarımada arka planlı fotoğraf çektiren turistler.

iPhone 11 Pro’nun üçlü kamera sistemindeki Telefoto, Geniş ve Ultra Geniş kameralarını kullanarak çektiğim üçlü pozlar için seçtiğim fotoğraf serisi Beşiktaş sahilden. İnsan fotoğrafları çektiğim için sabit bir durum bulmam gerekiyordu. Soğuk ve yağmurlu bir gündü ve çok az insan vardı. Hatta bazı zamanlarda neredeyse sadece kuşlar vardı. Aynı mekana tekrar gittiğimde şemsiyeli bir adamın uzun uzun denize baktığını ve hat üzerinde yürüdüğünü gördüm. Ve fotoğrafı çekmek istediğim yerde durmasını bekledim bir süre. Işık tersten geliyordu, bu sayede şemsiye daha görünür oldu ve ıslak zeminde oluşan yansıması da görsel açıdan fotoğrafı güçlendirdi.

Beşiktaş sahilde yoğun yağmur altında denizi seyreden kadın.

Ömer Serkan Bakır, Fotoğraf Dergisi Yayın Yönetmeni
@osbakir

Kapadokya’nın en fotoğrafik konularından biri olan balonları bu kez aşağıdan iPhone 11 Pro ile fotoğrafladım. Balonların kalkışını fotoğrafladıktan sonra sarı tonları çok hoşuma giden bir balonu takip etmeye başladım. İndiği yerde balonu söndürmeye başladıklarında içerisine girip Ultra Geniş Açı kamerayla bu abartılmış perspektife sahip fotoğrafı çekebildim. Balonun içerisine giren ters ışık fotoğrafa ayrı bir hava kattı doğrusu…

Yere inen balonu söndürmeye çalışan adam
 

Kapadokya’da hava şartları uygun olduğunda her sabah gün doğumuna yakın yüzlerce sıcak hava balonu havalanıyor. Bu görsel şöleni fotoğraflamak için iPhone 11 Pro’nun 3 kamerasını da epeyce kullandım. Her üç kamera açısında da balonları ve Kapadokya’nın muhteşem doğasını detaylı bir şekilde fotoğraflamak mümkün oldu. iPhone 11 Pro az ışıkta bile etkileyici görüntüler sunabiliyor.

Kapadokya’da havalanan balonlar

Kayseri’de Hürmetçi Sazlığı’nda yaşayan yüzlerce Yılkı Atı bölgenin tanıtılmasında önemli rol oynuyor. Türkiye’de yaşayan en kalabalık Yılkı Atı sürüsünü iPhone 11 Pro yardımıyla fotoğraflamak çok keyifli oldu. At sürüsünü yönlendiren kişiler dinlenmek için küçük bir tepenin üzerine çıktığında ben de biraz aşağıdan bakarak iPhone 11 Pro’nun 3’lü kamerasıyla aynı noktada durarak iPhone 11’in 3 farklı kamerası arasında geçiş yaparak bu 3 farklı açılı fotoğrafları çektim. Ultra Geniş Açı kamerasında arkada Erciyes Dağı’nın uzantıları bile gözükürken, Telefoto kamerasında ise sadece iki konuyu siluet olarak fotoğraflayabildim.

Gün batımında ehlileştirilmiş Yılkı atları üzerinde sohbet eden iki adam.

Türkiye’nin pek çok bölgesi fotoğraf açısından neredeyse sonsuz imkanlar verir. Tabi bazen fotoğrafçının şansa da ihtiyacı olur. Erciyes Dağı’nın eteklerinde tesadüfen karşıma çıkan bu kurumuş ağaçlar inanılmaz hoş bir görüntü veriyor. Özellikle iPhone 11 Pro’nun Ultra Geniş Açı kamerası ile kaydettiğim fotoğraftaki boşluk hissi bulutların oluşturduğu doku ile tamamlanıyor. Bu karelerde herhangi bir renk düzeltmesi ya da başka bir editleme yapmaya bile gerek kalmadı. Yeni nesil akıllı HDR işini gayet iyi yaptı.

Erciyes Dağı’nın eteklerindeki yapraklarını dökmüş ağaçlar.

Çiler Geçici, Seyahat fotoğrafçısı
@audiosoup

Kapadokya, enerjisiyle, doğasıyla dünyanın en güzel coğrafyalarından biri. Her fırsatta gitmek istediğim yerlerin başında geliyor. Bu fotoğrafı da Uçhisar’da fırtınalı bir günde, güneşin açtığı çok kısa bir zamanda çektim. iPhone 11 Pro’nun Ultra Geniş kamerası sayesinde istediğim gibi fotoğraflayabildim. Düzenlemeyi ise iPhone’un kendi uygulamasından yapmam yeterli oldu.

Kapadokya’da peri bacaları

Burçin&Erdi Vahid, Gezgin Fotoğrafçılar
@trailofus

Urla’da Demircili Koyu’nda bu fotoğrafı çekerken, gün batımına karşı en iyi açıyı yakalamak için kıyı boyunca uzanan kayalar üzerinde bir müddet ilerlemem gerekti. Kayalar düzensiz şekilde dizildiğinden fazla hareket alanım yoktu ama iPhone 11 Pro Max Ultra Wide özelliği sayesinde kendi gözümden, oradaki varlığımı da hatırlatacak bir anı ölümsüzleştirme şansım oldu. Kareyi olduğu gibi bırakırken, o günün bende uyandırdığı duyguları yansıtacak renk düzenlemesini iPhone Fotoğraflar uygulaması üzerinden yaptım.

Urla Demircili Koyu

Bafa Gölü kıyısındaki Kapıkırı kasabasında karavan kampı yaptığımız bir sabah balıkçı teknelerinin sesini duydum ve hızla bir gün önceden gördüğüm adacık ile tekneyi fotoğraflamaya karar verdim. İstediğim kompozisyonu yakalamak için birkaç saniye zamanım vardı, çünkü tekne hızla ilerliyordu. iPhone 11 Pro Max Ultra Wide özelliği sayesinde yer değiştirmekle zaman kaybetmeden hem tekneyi, hem de adayı istediğim pozisyonda fotoğraflayabileceğim bir kare yakaladım. Fotoğrafta denize, dağlara vuran ışığı ve adacığın suya vuran yansımalarını vurgulamak için iPhone Fotoğraflar uygulamasında düzenleme yaptım.

Bafa Gölü kıyısı

Bafa Gölü kıyısındaki Kapıkırı kasabasına ulaştığımızda göl kenarında duran yazdan kalma bir masa dikkatimi çekti. Masanın bu mevsimdeki yalnızlığını vurgulamak için iPhone 11 Pro Max Ultra Wide özelliğini kullandım. Renkli sandalyeleri vurgulamak ve kontrast yaratmak için iPhone Fotoğraflar uygulamasında renk ve ışık düzenlemesi yaptım.

Bafa Gölü kıyısı

Bolu Abant Gölü’nde gün batımı sonrasındaki mavi saatlerde çektiğim bu karede iskelenin gölle olan uyumunu vurgulamak istedim. Etrafına özellikle yerleştirilmiş gibi duran sazlar, simetrik yapısı ve gökyüzündeki renkler adeta bir Wes Anderson filmini hatırlatıyordu. Simetrik dokuyu yakalarken gökyüzündeki renk geçişini de kareye dahil edebilmek için dik ve Ultra Wide bir kare tercih ettim. Gökyüzündeki renkleri daha da vurgulamak için iPhone Fotoğraflar uygulamasında renk düzenlemesi yaptım.

 

Bolu Abant Gölü’nde gün batımı

Yazın oldukça popüler olan Dikili Pissa Koyu’nda yürüyüş yaparken uzaktaki iki yabancının ayaklarını denize soktuklarını fark ettim. İnsanın doğa karşısında ne kadar küçük olduğunu ve yazın popüler olan bu yerlerin kışın nasıl da tenhalaştığını vurgulamak için bu anı iPhone 11 Pro Max Ultra Wide özelliği ile fotoğrafladım. iPhone Fotoğraflar uygulamasında renk ve ışık düzenlemesi yaparak ters ışığın oluşturduğu estetik algıyı daha da öne çıkartmaya çalıştım.

Dikili Pissa Koyu

Her şeyi kadraja sığdıramıyor musunuz? O zaman görüntüyü uzaklaştırın.

iPhone 11 Pro ile çekim yaparken Telefoto kameradan yeni Ultra Geniş kameraya geçiş yaparak göz alıcı 4 kat optik zoom aralığına sahip olabilirsiniz. Bu da daha geniş bir kadrajla, hiç olmadığı kadar göz alıcı manzaralara imza atmanıza yardımcı olur. Ultra Geniş kameranın 120 derecelik görüş açısı, manzara fotoğrafları için de çok ideal açılar yakalamanıza yardımcı olur.

iPhone 11 ve iPhone 11 Pro’nun Ultra Geniş kamerası nasıl kullanılır?

iPhone 11 ve iPhone 11 Pro’daki yeniden tasarlanmış Kamera arayüzü, çerçevenin ötesinde neler olduğunu göstermek için yeni Ultra Geniş kamerayı kullanıyor ve bu sayede kadraja eskisiden dört kat daha geniş bir alan sığdırabiliyor.

Ultra Geniş kameraya geçmek ve iPhone’unuzun görebileceği her şeyi yakalamak için 0.5 düğmesine dokunun ve zoom tekerleğini döndürerek Ultra Geniş’ten Telefotoya kameralar arasında hızlıca ve kesintisiz hareket ederek 4 kat optik zoom aralığı sağlayın.

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale