X

Türkiye’nin ilk graffiti efsanesi Turbo ile graffiti sanatı ve hiphop kültürü üzerine

Tunç Dindaş “Turbo”, Türkiye’de hiphop kültürü ve graffiti denince akla tartışmasız ilk gelen isim. Çoğumuz onu son zamanlardaki Pera Müzesi Duvar Sanatı Sokakların Dili Sergisi’nden ve Türkiye’nin çeşitli köşelerindeki graffitilerinden ve çizdiği eğlenceli canavar karakterlerinden tanıyoruz. Ancak bu bildiklerimiz buz dağının görünen kısmı bile değil. Ekşisözlük’te 2003 yılında yazılan bir yazı, Turbo’yu en iyi şekilde özetliyor;  “Türkiye’deki hiphop kültürünün gelişmesinde en büyük faktör olan 100 kiloluk kaliteli insan”.

Hiphop kültürünün rap, DJ’lik, graffiti ve break dance elementlerinin hepsi ile bir şekilde profesyonel olarak uğraşmış. Kısaca özetlemeye çalışırsam; 1985’ten beri graffiti yapıyor ve Türkiye’nin ilk graffiti sanatçılarından. Pek çok karma ve bireysel sergide graffitileri ile yer aldı. Blue Jean dergisinde, henüz internet ve underground CD’lere erişim olmadığı yıllarda hiphop köşesinde yazılar yazdı.

Rap müzikle uğraştı, Türkçe rap gruplarından oluşan toplama albüm hazırladı. Çok ciddi bir plak koleksiyoneri; Bebek’teki 90m2lik evinde 6000’den fazla plak barındırıyor. Graffiti üzerine iki adet kitap yazdı, üçüncüsü yolda. Ayrıca uzun yıllar televizyonculuk ve reklam yönetmenliği kariyerini de bir yandan başarı ile sürdürdü.

Söyleşinin sürprizini daha fazla kaçırmadan sizi Turbo ile başbaşa bırakıyorum. Ancak ufak kişisel bir not iliştirmezsem de çatlarım: Şu ana kadar hazırladığım yazılar, dosyalar ve söyleşilerin hiç birinde recorder’ı kapadıktan sonra üç saat oturup, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan sohbet edip, çok şey öğrendiğim biri olmamıştı. Siz bu yazıyı okurken, ben yeniden Turbo’yu (Tunç Abi) en kısa zamanda yeniden kahve içmek için darlamakta olacağım, sevgili Uplifers okurları.

Yaptığın işi nasıl tanımlarsın?

Graffiticiyim. Bana boş duvar verip bir şey yap dersen graffiti yaparım.

Kaligrafik değeri olan, kendi stilimde graffitiler yapmayı seviyorum.

Çocukluğumdan beri resim yeteneğim vardı. Ayrıca çeşitli eğlenceli karakterleri çizmeyi de çok seviyorum.

Graffiti tipografik değil kaligrafik bir iş. Graffitiler aslında imza niteliğindeki marker kalem ile yapılan taglerin büyükleri gibi.

Nasıl graffiti sanatçısı oldun? Hangi aşamalardan geçtin? Kariyerin tam anlamıyla Türkiye graffiti tarihi aslında. Bizi aydınlatabilir misin?

1983’te (sen dahil bir çoğunuz henüz yokken) babam müzisyen olduğu için eve breakdance plakları gelirdi. O dönemde hiphop dinleyip breakdance yapmaya başladım. O plakların üzerinde ilk graffitiyi gördüm. Zaten çocukluğumdan beri resim çizmekten hoşlanan bir çocuktum. Anneme beni sorduğunuzda, eline kağıt kalem verin, yaramazlık yapmadan bütün gün takılır derdi. Break dance albümlerinde gördüğüm graffitileri kağıtlara çizmeye başladım.

1985 gibi Beat Street filmini izledim ve graffitinin ne olduğunu anladım. Gece sokakta ve kaçak yapıldığını, sprey boyalarla çizildiğini anladım. Ben de bunu yapabilirim dedim.

Sprey boya arayışına başlayıp büyük bir hüsranla karşılaştım. Çünkü ’85 yılında sadece buzdolabı boyamaya yarayan, beyaz renkte bir sprey boya vardı. Başka hiç bir renk yoktu. Beyaz renkle kendi kendime ilk çalışmalarıma başladım. Bir ya da iki yıl içinde siyah ve kırmızı sprey de çıktı. O zamanlar sprey boyayı nalburlardan alırdım, Levis ve Kraylon markaları ilk çıkanlardandı. Sprey boya bulabildikçe ben daha renkli çalışmalar yapabilir hale geldim.

Ancak 1989’da graffiti yaparken yakalandım. Devlet malına zarar ve duvara slogan yazmaktan bir senelik hapis cezası aldım. Sicilim temizdi, ve 18 yaşından küçük olduğum için iyi halden para cezasına çevrildi. O dönemlerde Türkiye’de graffitici yok tabi. Yurtdışından gelen Türkler arada gelip tek tük graffiti yapıyorlardı.

Graffitinin asıl çıkış noktası Cartel’in gelmesi ve Türk hiphop kültürünün oluşması ile oldu. 1997’de Blue Jean’de hiphop kültürü ile ilgili yazmaya başladım.Graffiti ortamlarının asıl hareketlenmesi 2002 civarında başladı.

Düzenli iş olarak 1994-2004 yılları arasında Show TV’de çalıştım. 2004’ten beri de reklam yöneticisiyim. Geçinmek için çalışmak zorundasın, graffiti sanatçısı olmak yetmiyor.

2005 yılında İstanbul bianelinden davet aldım. Bianele katılınca graffitinin sanat boyutunun daha iyi farkına vardım. Bianelde sergi açınca Hafriyat ekibinden karma sergi fikri geldi ve açtık. Daha sonra Sanatoryum ekibi ile tanışıp onların kadrosuna girdim. Sokak sanatçısıyım ve sanat eğitimi almadım. Sanat tarihi eğitimim olmadığı için zorlanır mıyım diye endişelerim vardı. Sanatoryum ekibi sanat senin içindedir, okul önemli değil diyerek beni motive etti. Takibinde kişisel sergiler, festivaller, yurtdışı sergi ve festivalleri geldi. Özetle, graffitinin “sanat” olarak algılanmaya başlanıp sergi ve festival türü işlere girmem 2005 yılından sonra oldu. En son da bildiğiniz gibi Pera Müzesi’ndeki Sokakların Dili Sergisi’nde yer aldım.

Türkiye’de hiphop kültürü ve graffiti kültürü nasıl oluştu? Hangi aşamalardan geçti?

Hiphop 1970’lerin sonunda Amerika’da başlıyor. Bizim “funk müzik” olarak bildiğimiz James Brown, Fred Wesley, Bob James gibi müzisyenlerin parçalarında aksak “break” dediğimiz kısımlar var. O kısımlarda insanların çoştuğunu gören DJ’ler, partilerinde sadece o kısımları çalmaya başlıyor. Funk parçaların o kısımları çalınmaya başlanıyor. 1970’lerde bizim tekelerme kültürü gibi “spoken words” denen bir kavram var. Kafiyeli, insanları çoşturan bu metod kullanılıyor. Buradan da rap müzik doğuyor. Break müzikle break dance ve B-boy kültürü ortaya çıkıyor. 1970’lerin sonunda graffiticiler çıkmaya başlıyor.

O dönemlerde sokak kavgaları ve çete savaşları çok fazla oluyor. Gençler birbirine zarar verip öldürüyor. Africa Bambaata adlı bir sanatçı gençlere “yeteneklerinizle savaşın” diyor. Hiphop kültürünün 4 ana elementi olan; rap break dans, graffiti ve DJ’likte yarışın diyor. Hiphop kültürünün 4 alt kültürünü bir araya getirince 1980’lerde hiphop kültürü ortaya çıkmış oluyor.

Hiphop, aslında öteki müzik tarzları ile kıyaslanmamalı. Mesela heavy metal bir müzik türü, çünkü sadece müzik. Rap de dansı, müziği, graffitisi olan müzikten daha fazlasını öneren bir kültür. Hiphop müzik diye birşey yoktur. Rap müzik vardır, hiphop bir kültürdür.

Şu anda Türkiye’de kaç graffiti sanatçısı var?

Türkiye’nin her yerinde var artık. Sadece İstanbul, İzmir, Ankara değil daha küçük şehirlerde de var artık. Denizli, Samsun, Diyarbakır, Çankırı gibi…

Türkiye genelinde 150 graffitici var; ”street art”çıları da eklersen 300 kişi çıkar.

Kariyerinde hem bir işte çalışıp hem de graffiti sanatçılığı yaptın. Şu anda tam zamanlı graffiti artist olarak geçinmek mümkün mü?

Mümkün değil. Eski dönemlere göre graffiti başına aldığımız ücretler çok düştü. Çok fazla graffiti sanatçısı var. İşi yaptıracak bazı kesim iş kalitesine ve yapacak kişiye bakmadan en uygun teklifi kabul ediyor.

Benim televizyonda çalışırken 2 iş günü tatilim vardı; o nedenle graffiti yapacak zamanım vardı. Bir de akşam 6’da işe gidip gece 1 gibi çıkıyordum. 2004 gibi daha esnek çalışma saatleri ve daha yaratıcı işler yapmak için “freelance” olarak reklam sektörüne geçtim.

“Sokak” kelimesi senin için ne ifade eder?

Sokak bizim at koşturduğumuz yer aslında. Galerimiz, oyun alanımız, arkadaşlarla buluştuğumuz, birşeyleri ilk denediğimiz, kovalandığımız, kavga ettiğimiz yerler.

İllegal boyadığım dönemde favori semtim Bakırköy civarında şimdiki A-Plus AVM’nin yanında bir köprü altı vardı, tüm dünyamız orasıydı.

Polis ile başın hiç derde girdi mi?

Tabii ki! 🙂

1980’lerde graffiti yaparken ne yaparsam yapayım politik algılanıyordu. “Turbo” yazdığımda bile çekiç-orak olarak gören insanlar vardı.

Güncel ve eğlenceli bir kaç anımı anlatayım. Geçenlerde biz boyarken polis araba ile yanımızdan geçip telsizden “kolay gelsin” diye anons yaptı.

Bir defasında bir polis yanımızda durup cep telefonundan graffiti resimleri göstermeye başladı. Gösterdiği graffitiler bizim arkadaşa ait çıktı.

Polisin yaşı gençleştiği için artık polisler graffiti yapanları politik suçlu olarak görmüyor, hiphopçu gençler olarak görüyor.

Belediye ile ilgili anlatmak istediğin anıların var mı?

Silivri Belediyesi ile bir anım var. Belediye başkanın basın danışmanı arkadaşım. Bizi bir alt geçidi boyamak için çağırdı. Graffiti yapmamız için boyalar almış, bizi de araba ile İstanbul’dan aldırttı. Silivri’ye gidip alt geçidi boyadık. Normalde racon gereği kalan boyalar alınır. Ancak belediye işi olduğu için tutanaklara geçer, bir sorun olur diye biz bıraktık.

İstanbul’a döndükten sonra tekrar aradılar; kalan boyalarla sahildeki elektrik trafosunu boyamam için çağırdılar. Alt geçit ve trafo için basın bülteni hazırlayıp basına dağıtmışlar. Bir kaç gazatede haber olarak çıktı. TRT Haber de haber bültenine haber olarak eklemek istedi. Belediye başkanı ile haber çekimi için tekrar Silivri’ye gittim. Bana bir duvar verdiler; bir daha boyadım. TRT ekibi ve belediye başkanı ile röportaj yaptık haber için. Bu olaydan sonra belediye başkanı Silivri’de istediğim yeri legal olarak boyamama izin verdi. Silivri artık benim serbest bölgem 🙂

Çevrenin tepkisi ile ilgili anlatmak istediğin anıların var mı?

Özellikle daha küçük şehirlerde boyamak daha çok hoşuma gidiyor.

Muğla’da komik bir anım var. İlk gittiğimde, 2003 yılında bir graffiti yapmıştım. Daha sonraki sene gittiğimde yanına graffiti yapmak için astarı boyama başladım. Karşı evden bir adam çıkıp ”hoop napıyorsun?” diyerek yanıma geldi. ”Resim yapacağım.” dedim. Geçen yıl yaptığımı gösterip, ”onu sakın silme” dedi. ”Onu da ben yaptım yenisini yapacağım.” dedim, tamam diyip eve girdi. Ben astarı yaptım, işe başlarken bir baktım elinde tepsi çay ve börekle geliverdi 🙂

Nelerden ilham alırsın?

Resimli roman ve plak koleksiyoncusuyum. Eski görseller çok hoşuma gider. İstanbul benim en büyük ilham kaynağımdır. Sergilerimdeki işlerimde de İstanbul teması çok fazla vardır.

Tarzıma katabileceğim birşeyler gördüğümde muhakkak tarzıma katarım.

Tag’in nereden geliyor? 

“Turbo” taginin hikayesi şöyle; 83 yapımı bir break dance filminde “Turbo” break dansçı bir çocuğun adı. Filmde çok iyi dans ettiği için mahalle arkadaşları Turbo diyor. Ayrıca evrensel bir kelime.  Mısır’da da Turbo, Magadascar’da da.

”Crew’’in nedir? Üyeleri kimlerdir?

S2K: shot 2 kill

Seçme nedenlerimizden biri, ”duvara o kadar odaklandık ki artık mermi tabancadan çıktı.” mesajını vermek.

1980’lerde adımız ZBP (Zombie Boys Posse) iydi. Ancak sondaki “P” harfi ; politik bir parti gibi algılandığı için adımızı değiştirdik.

Parti olarak algılanmamak için grup adımız içine bir sayı koyalım dedik. İki harfi kaligrafik olarak çok estetik ve güzel geldi. 2’den ne bulalım diye yola çıkarak shot to kill’i bulduk.

Ekibimiz İstanbul’da 3 kişi; ben (Turbo), Wyne, Omeria

Almanya’da 3 kişi; Hakim, Birth, Bud

Bulgaristan’da 1 kişi; Shione

İsviçre’de 1 kişi; Desan21

Japonya’da 1 kişi; Sato

Tüm ekip üyeleri yaptıkları parça ve taglerin bir köşesine mutlaka S2K yazarlar.

Ekibimiz doğal bir süreçle oluşuyor, dostluk esasına dayalı. Herkes grubun mantığını çözmüş halde. Uyum sağlayabilecek, ismimizi güzel taşıyabilecek güzel insanları grubumuza alıyoruz.

Türkiye’de grup mantığı biraz da arkadaşlık grubu gibi. Amerika’da daha iş gibi bakıp farklı ülkelerde de grup isimleri yazılsın diye insanları alabiliyorlar.

Bir graffiti artist olarak en büyük hayalin nedir?

Boğaziçi Köprüsü’nün bacaklarını ve boğaz vapurlarını boyamak.

İstanbul Kültür Başkenti için iki projem vardı. Biri çöp kamyonlarını gezen graffiti sergisi yapmaktı; diğeri de vapur boyamaktı. Ancak projeler hayata geçmedi.

Pera Müzesi Sokakların Dili Sergisi sayesinde Beşiktaş Belediyesi ile kamyon fikrimi iki adet kamyonda gerçekleştirdik. İki adet çöp kamyonu boyandı, şu anda geziyorlar.

Sketchbook’undan resimler paylaşabilir misin?

Tabi ki 🙂

Çizimlerimi freestyle yaptığım da çok oluyor önceden çizdiğim de oluyor.

Genelde 4-5 çizim siyah beyaz çizip yapıp, duvara geçince o işlerin harmanı bir çalışma çizerim.

Çizim yaparken renklere karar vermeyi de sevmem. Yanımda her renkten bulundurup ruh halime göre renklendiririm.

Çizim ile duvar birebir aynı çıkmaz zaten. Deftere çizerken bilekle, duvarda omuzla çizim oluyor.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız. 

Zeynep Cansoylu Samancıoğlu: Gündüzleri çok uluslu bir firmada kozmetik kanalı müşteri yöneticisi. Geceleri saç & cilt bakımı, moda, trendler, gezme, yeme ve içme yazan araştırmacı blogger. Doğal ortamları olan alışverişte, sergide, balede, operada, müzikalde, vapurda, boğazda, müzede, gezmede, yemekte sıklıkla gözlemlenebilir. Hep güzel insanların ve şeylerin peşinde.

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.



Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale