Tüm kötülüklerin kaynağı sevgisizlik ve kalpten sevebilmenin gücü

İzleyenleriniz vardır şu an televizyon ekranlarında oynayan Çukur dizisini… Geçen gün izlerken bir sahne dikkatimi çekti çok. Özetle, maaile aynı evde yaşıyor. Bir genç kız var genellikle kötülük düşünüp öyle davranan içlerinde. Kuzeninin sevgilisine göz koyan, yine aynı kuzenini aile içinde yalancı durumuna düşürmeye çalışan. Aklı hep fesatlıkla olan işin özü. O karakterin sahnesiydi.

Ben kalpten, gerçekten “kötü” diyebileceğimiz insanların çok fazla olduğunu düşünmüyorum.

İlk etapta izlerken “bu kız neden böyle?“, “ne uyuz kız, ne kıskanç” diye tüm izleyiciler sinir oluyordu o kıza eminim; ben dahil. Sonra bir sahne geldi ki işin gerçeğinin aslında sevgisizlik, ilgisizlikten kaynaklandığını net bir şekilde gözler önüne serdi.

İlk önce kıskandığı kuzeniyle aynı odayı paylaşırken ve gece kuzenini yatağında bulamazken evin içinde onu aramaya koyuldu. Kuzenini annesinin koynunda uyumuş görünce, o da öyle bir sevgi hissetmek istedi. Sevginin yaşı yok. Genç kız diye adlandırabileceğimiz karakter o sahneden sonra hemen kendi annesinin yanına gitti; koynuna girmeye. Anne reddetti “saçmalama koca kızsın ne yapıyorsun odana git” diyerek. Bir şey diyemedi kız, döndü odasına.

Sonra kuzeninin sevgilisi ile buluştu. Kendi ne kadar üzerine gitse de sevgili pas vermiyor ve itip duruyor haklı olarak kuzeninin sevdiği olduğu için. Ve o an bizim “kötü” karakter öyle bir ağlamaya başladı ki o hisleri bence çok güzel aktardı izleyiciye. Şöyle diyordu; “Ben kötü biri değilim, hepiniz beni kötü belliyorsunuz. Kimse beni sevmiyor, yeter artık, biriniz sevin. Ne olur beni sev”. Öyle içten yakarışa girdi ki benim yüreğim burkuldu. İşte orada: “Haa, her şeyin başı sevgi ve ilgisizlik işte” dedim yeniden. Daha güzel gözler önüne serilemezdi.

Ben kalpten, gerçekten “kötü” diyebileceğimiz insanların çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Hatta bence rakamca çok azlar, çok nadir. Genelde herkesin bir hikayesi var. Yaptıklarının altında yatan ciddi sebepler var. “Bize ne canım, biz de zor yollardan geçiyoruz ama kötülüğü seçmiyoruz, o kolay yol” diyebilir çoğunuz. Belki haksız da değilsiniz fakat kendimiz gibi de düşünemeyiz herkesi. Herkesin hikayesi farklı, herkesin durumları, yaşadıklarını kaldırma gücü, tavrı, yolu bambaşka. Aynı durum kimine çok ağır gelirken bir başkası için sıradan bir şey de olabiliyor. Ya da sen çıkış yolu bulabilmişken başka kişi bir ömür çıkış yolu arayabiliyor. Çıkış yolu ararken de her geçen gün üzerine binen yorgunluklar, ümitsizlikler, çaresizlikler cabası.

Mutlu çocuğun ailesinden kendisine karşı sınırsızca bir sevgi akımı vardı.

En temelde ailede başlıyor her şey. Bunu seneler evvel bir çocuğun doğum gününde gözlemleme fırsatım olmuştu. Aynı yaşlarda iki farklı çocuk. Bir tanesi nasıl güleç, herkesle oyunlar oynuyor, etrafa mutluluk saçıyor. Diğeri huysuzluk çıkartıp kırık dökme telaşında ortalığı. O yaşta kızgınlık olur mu bilmem ama suratından da kızgınlık akıyor. Ailelerine baktım sonra. Mutlu çocuğun ailesinden kendisine karşı sınırsızca bir sevgi akımı vardı. Çocuk kendisini güvende hissediyordu belli ki. Halinden hoşnut olmayan çocuğun ailesine baktım ardından. Anne-babanın çocuk yansımasıydı sanki o da. Suratlardan mutsuzluk ve gerginlik akıyordu. Anlayışa, şefkate dair hiçbir şey göremedim maalesef o an. Sadece öfke ve tahammülsüzlük. Bu basit örnek bana yine çok şey anlatmıştı zamanında ki hala kulağıma küpe demek sizinle paylaşma anı da gelmiş.

İnsanı da geçtim hayvanlar için bile geçerli aynı durum. Benim köpeğim Bennie, tek ama tek isteği sevilmek, şımarmak. Isırmak bilmez, öfkelenmek nedir fikri yok. Herkese sırnaşma halinde. Bir gün bir dostumuz söylemişti de şaşırmıştım: “Ben ilk defa böyle sevgi dolusuna denk geliyorum bu cinsin. Benim bir arkadaşımda vardı bizi ısırıyordu az daha. Başka birinde daha vardı, O da çok öfkeliydi. Siz şanslısınız”.

Ben bizimkinin her cinsi böyle sanıyordum o ana kadar. Ama sonra anladım. Şans değildi o. Sevgiydi. Bir canlıya ne kadar sevgi verirsen, öyle koca sevgi geri dönüşleri alırsın ki, hayattaki varlığından tatmin olmanı sağlar. Eğer karşına “kötü” diye adlandırdığın insanlar çıkarsa ilk önce dur. Hemen ona onun yaptıklarıyla karşılık verme. Çünkü o zaman sığ kısır döngülerde savrulup gider insanoğlu.

O içimizdeki minikleri gördüğümüz zaman, duyduğumuz zaman, dinlediğimiz, onların dışarı çıkmasına fırsat verdiğimiz zaman iyileşeceğiz.

İzle. Dinle. Hikayesini dinle. O güne gelene kadar nerelerden geçmek zorunda kalmış onu dinle. Neden bu kadar hırçın ve katı; belli ki o inmemiş, sen in onun kalbine. Belli ki kimse merak etmemiş, dokunmak istememiş. İstemişse bile o korkmuş belki açmaya yaralanmak istemediği için. Güveni yok. Sana saldırgan yaklaşmaya devam edecek belki bir süre. Ama bir noktadan sonra, eğer onun hiç alışık olmadığı yolla; sevgiyle, anlayışla, şefkatle kalbine gitmeye çalışırsan usanmadan; düşecek süngüsü.

Belki o hırçın, pervasız insanın içinde çok yaralı küçük bir çocukla karşılaşacaksın. Belki o tek isteği can yakmak olan insanın içinde canı çok yanmış bir minikle tanışacaksın. Ancak o içimizdeki minikleri gördüğümüz zaman, duyduğumuz zaman, dinlediğimiz, onların dışarı çıkmasına fırsat verdiğimiz zaman iyileşeceğiz. Hem de hep beraber.

İzin ver insanlara. İzin ver çünkü herkes kendi savaşında bu hayatta. Herkes zorlanıyor; hem de en az senin kadar. Bunu hiç aklından çıkarma. Sevgiyle…

 

İlginizi çekebilir: Dünyayı güzelleştirmek için: Değişime kendinden başla ve farklılıkları kabul et

Gamze Baytan
Selamlar, Gamze ben. Meditasyon ve yoga hocasıyım. 7/24 çalıştığım organizasyon sektöründen bir anda "Ne yapıyorum ben kendim için" diyerek çalışma hayatımda ne istediğime karar ... Devam