X

Toplumsal cinsiyet rolleri erkekleri de etkiliyor: Toplum, insana ne yapıyor?

Cinsiyetin getirdiği yükler karşımızdaki insanı insan olarak değerlendirmekten alıkoyuyor. Son dönemde hem ilişkiler hem de kadın hakları üzerine yoğun bir gündemimiz var. Bunları ele alırken belki de aslında kendi bakışımızın hangi kalıplardan çıkageldiğini sorgulamalıyız ilk önce.

İlişkiler bazında baktığımızda kadın ve erkek davranışlarını belirli kriterler üzerinden tanımladığımızı ve etiketlediğimizi daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Dokunmak istediğim konu, insanın “cinsel organından bağımsız” insan olarak ele alınmasından başka bir şey değil.

Böyle söylediğim zaman özellikle kadına şiddet teması üzerinde daha hassas durduğumuz şu günlerde sesler biraz yükseldi.
Erkek insan ama kadın insan değil, yaşadığımız bu” dendi.

Buna bir noktada katılsam da, genel olarak katılmıyorum. Kadın haklarından ziyade, insan haklarına bakmamız gerektiğini düşünüyorum. İnsan olarak özgür müyüz? İnsanlığımızı olduğu gibi yaşayabiliyor muyuz?
Ve kadınlar, “Özellikle biz yaşayamıyoruz” diyeceklerdir.
Oysa erkekler de yaşayamıyorlar her ne kadar aksi gibi görünse de.
Bir erkeğin, eril kişinin, yaşadığımız coğrafyada yaşadıklarına bakarsak…
Sünneti, askerliği, kendi adını yüksek sesle söyleyebildiği anda aldığı hayat sorumluluğu, kişinin bireysel özelliklerinden bağımsız olarak omuzlarına yükleniveriyor. Bir erkeğin, bedenine dinsel inançlar sebebiyle onun rızası olmadan, ileride seçebileceği inancın ne olduğu bilinmeden müdahalede bulunuluyor. Sebebi ne olursa olsun… Burada inançları tartışmıyorum, burada bedene yapılan müdehalenin insan psikolojisine etkisine bakıyorum.
Bir insan yavrusunun cinsel organına geri dönüşü olmayan bir müdahalede bulunuluyor.

Aynı şeyi kız çocukları için düşünelim. Neredeyse her kız çocuğu bu ülkede hafif ya da ağır tacize uğramış durumda. Bu tacizlerden en hafifi, büyük birinin çocuğun rızası olmadan onun cinsel bölgesine “yakın” herhangi bir noktasına dokunması olabilir ve bu yanlışlıkla veya iyi niyetli bir sevgi gösterisi olabilir (çocukların popolarına vurmak gibi). Bu konu, o kız çocuğunun büyüdüğünde, cinselliğe bakış açısını, kendisine bakış açısını çok derinden etkileyen, yönlendiren bir hal alabiliyor.
Sorum şu, peki erkek çocukları ne hissediyordur?

O yaşta bir çocuğun, dini bir gereklilik açıklamasını enerji bedeni algılayabiliyor mudur?
Ve aynı erkek çocuğu, hormonal olarak hayatının en yüksek noktasında askere gidiyor, birçok erkekle birlikte ve bu da bir mecburiyet, hatta bazı durumlarda ölüm kalım meselesi. Erkek olan, diğer tüm insanlar gibi ölümden, çatışmadan korkmuyor mudur?
Ve yine bir erkeğin, aile kurmak istediğinde işini gücünü çoktan rayına koymuş bir şekilde kendisi dışında kişileri de besleyebilecek bir duruma gelmiş olması bekleniyor.
Peki bir erkeğin, ben bir-iki sene çalışmak istemiyorum deme lüksü var mı eşine? Çalışmaktan, yaptığım işten yoruldum deme lüksü?
Herhangi bir buhran içine girip kendi duygularını darmadağın yaşama şansı?

Gelmek istediğim nokta şu: Erkeğin sorgulamadığımız doğası aslında defalarca tacize uğruyor. Defalarca manipülasyona uğruyor ve devam da ediyor.
Bu eril kişi ne kadar sağlıklı olabilir? Ne kadar özgür olabilir?
Yaşadığı özgürlük, onun “belirlenmiş kurallar” içerisinde kendini göstermesinden ibarettir.

Aynı şekilde, kadın da doğduğu andan itibaren “değersizlik” ve “zayıflık” kalıpları içinde yoğruluyor. Sonrasında da metalaştırılıp elinden özgürlüğü alınmış “eril”e tabakta “hediye” olarak sunuluyor.
Aslında oyun basit, ne güçlü dediğimizin gerçek bir gücü ve iradesi var, ne de zayıf dediğimizin kimliği…

Neticede insanın insan olmasına izin vermeyen bir sistemin içindeyiz. Yok birbirimizden farkımız. Kadınlar kadar erkekler de mağdur durumda.
Ama çizilen tablo, erkeğin fail, kadının kurban olduğuna dair.
Buraya hepimizin tekrar bakması gerekiyor bence. İlk kurbanımız erkekler. Kalıbın dışına çıkmasına asla izin verilmemiş olanlar.
Ve cinsel organlarından bağımsız olarak, insana odaklanmak en başta yapmamız gereken.

Artık hepimiz biliyoruz, bedenlerimizin cinsiyeti ne olursa olsun her iki enerjiyi de içimizde taşıyoruz. Yani hepimiz hem “eril” hem de “dişil” enerjiyi taşıdığını biliyoruz. Sadece kalıplar çerçevesinde deneyimlememiş olabiliriz o kadar. Ve bizler, önce içimizdeki erile nasıl anlamlar ve görevler yükledik, içimizdeki dişili nasıl yargıladık, bunları araştırmalıyız.
Ancak içimizdeki erili ve dişili özgürleştirdiğimizde, cinsiyetlerini almış olan enerjileri anlayabilir, dönüştürebiliriz.

Bazen hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve daha yakından bakmak gerekir.
Gerçekten fail olan erkekler, kurban olan kadınlar mı? Yoksa kurban olan tüm insanlık mı?

İlginizi çekebilir: Kadın ve erkek doğasını ne kadar iyi anlayabiliyoruz?

Esra Uyman: Lise yıllarında başlayan kişisel gelişim, ruhsal gelişim ve metafizik konularına duyduğu yoğun merak onu yurt içi ve yurt dışında birçok özel eğitim çalışmalarına katılmaya yönlendirdi. İlk eğitmenlik diplomasını ‘World Initiatives School of Esoteric Studies’den alan Uyman’ın katıldığı çalışmaların bazıları; Organizasyon Konstelasyonu, Aile Sergileri, Vernon Frost eğitimleri, Louis Franco’dan aldığı çeşitli eğitimler, Anthony Robbins Unleash the Power Within San Jose semineri, Charlie Morlay Lucid Dreaming eğitimi, Tayland da Tantrik Yoga (RYT-200) eğitmenliği eğitimi, Peru, Amerika, Şili, G.Afrika ve Türkiye’de katıldığı Şamanik çalışmalar ve seremonilerdir. Bunların yanı sıra TGA İleri Seviye Metafizik Semineri, Ziya Azazi’nin Dervish in Progress Çalışması gibi pek çok özel çalışmaya katıldı ve eğitmenlik eğitimini aldı. Masssuma Altın Enerji I-II enerji uyumlamasını alan Esra Uyman, Avi Gören-Bar Jungian Coaching School (ICF) (ACSTH) dan koçluk sertifikasını aldı. Tüm bu çalışmalar ve eğitimlerle kendi uyanış deneyimini birleştiren Esra Uyman, farklı başlıklar altında bireylere ve kurumlara yönelik, birbirinden güçlü çalışmalar tasarlayıp sunuyor. Kişilerin iç dünyalarına yönelik farkındalıklarını artıran, çarpıcı bir vizyon ve perspektif değişimi sunan, yaşamda üstlendikleri sorumluluklarda anlam bulmalarını sağlayan, merak, heyecan ve umut duygularını yükselten, tüm insanlık deneyiminin derinliğini kavramaya yardım eden ve çarpıcı yüzleşmeleri şefkatle yaşamalarını sağlayan eğitimler gerçekleştiriyor. Yaşamın Sorumluluğunu Almak, Kendimiz Olmak, Bizi Engelleyen İnançlar, Metafizik ile Özgürleşme Yolculuğu, Seçimlerimiz ve Biz, Gözlemci Bilinci, Nefes ve Meditasyon Teknikleri başlıkları altında kurumlara webinar ve uygulamalı eğitimler veriyor.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale