X

Tesadüf diye bir şey var mı?

Hayatımda daha hiç enerji çalışmalarına girmediğim zamanlarda bir gün şöyle bir soru zihnime gelmişti: “Tesadüf nedir, ya da tesadüf diye bir şey yok ne demektir?” O zamanlar bunu kime soracağımı bilmediğim için Google’a yazmıştım. Cevabını hatırlamıyorum ama daha sonrasında katıldığım enerji çalışmaları, eğitimler ve inzivalarla kendi cevabımı buldum: “Tesadüf diye bir şey yoktur.

Spiritüel alana adım attıktan sonra, tesadüf diye adlandırdığımız durumların yeni tanımıyla tanıştım: eşzamanlılık.

Jung’un Tanımı: Synchronicity

Bu kavramı literatüre ilk kez Jung kazandırdı. İngilizce “synchronicity” olarak adlandırılan eşzamanlılık, Jung’a göre: “Nedensel bir bağ olmaksızın, anlamlı bir şekilde bir araya gelen olayların eşzamanlılığıdır.” Yani görünürde birbirinden bağımsız olayların, rastlantısal gibi görünse de kişi için derin bir anlam taşıyarak örtüşmesidir.

Batı bilimi yüzyıllarca Descartes ve Newton’un çizdiği sebep–sonuç zincirinde ilerledi. Her şey deterministik yasalarla açıklanıyordu. Jung ise kuantum biliminin ortaya koyduğu “gözlemci etkisi” gibi bulgulardan esinlenerek, bazı olayların yalnızca nedensellikle açıklanamayacağını, “anlam bağıyla” ortaya çıktığını savundu.

Eşzamanlılığı aslında hepimiz deneyimliyoruz: 

  • Bir eğitim ararken, aradığım eğitimi veren kişiyle sahilde karşılaşmam,
  • Tam ihtiyacım olduğunda cevabın bir arkadaşımın ağzından dökülmesi,
  • İçinden geçtiğim durumu bir podcast’te birebir duymam,
  • Katılmak istediğim bir çalışma için gerekli paranın, verdiğim bir seansın ödemesiyle gelmesi…

Tevafuk: İlahi denk geliş

Toplumsal olarak bilinen bir başka kavram ise tevafuk. Arapça kökenli bu kelime “denk gelmek, uygun düşmek” anlamına gelir. İslam geleneğinde tevafuk, ilahi düzenin işareti olarak yorumlanır. Yani rastlantı gibi görünen olaylar, aslında Allah’ın dilemesiyle birbirine denk düşer. Bu yüzden tevafuk “tesadüf değil, ilahi denk geliş” olarak açıklanır.

Ben de bu iki kavramı yan yana koyduğumda fark ettim ki, aslında aynı olguyu iki farklı dille anlatıyorlar. ChatGPT’ye sorduğumda da ortaya çıktı: Eşzamanlılık daha çok psikoloji ve bilim dilinden, tevafuk ise inanç ve spiritüel dilden bu durumu açıklıyor. Biri bilinçdışı ile dış dünyayı bağlayan anlamlı tesadüfleri anlatırken, diğeri ilahi plana işaret ediyor. Bana göre ise her ikisi de aynı hakikatin farklı dillerdeki karşılıkları; birbirini tamamlayan iki bakış açısı.

Bu yazıyı yazmaya karar vermeden hemen önce yaşadığım bir eşzamanlılık da bu kavramın tanımıyla ilgiliydi. Dün izlediğim bir yayında konuk olan Darryl Anka, synchronicity’yi şu şekilde açıkladı:

Physical space-time’s way of letting you know that everything is connected and happening at once but it has to spread it out in physical space, linear time. So, one is connected to another in a linear sequence. Everything is synchronicity, everything is orchestration. Nothing happens by accident.

(Türkçesi: “Fiziksel uzay-zamanın, her şeyin aslında aynı anda ve birbirine bağlı olduğunu, ama bunu fiziksel mekana ve doğrusal zamana yayarak bize gösterme biçimidir. Yani bir şey diğerine doğrusal bir sırada bağlanır. Her şey eşzamanlılıktır, her şey bir orkestrasyondur. Hiçbir şey tesadüfen olmaz.”)

Bu bana şunu hatırlattı: Evrendeki her şey ve herkes farklı şekillerde birbirimize bağlı. Hiçbir şey boşuna olmuyor. Reiki masterımın dediği gibi: “Her şey tam olması gerektiği zamanda, olması gerektiği şekilde, olması gerektiği miktarda oluyor.

Peki o zaman kaygı ve korku niye? Görünen o ki içimizdeki bir parça buna inanmıyor. İçsel düşüncelerimizle her şeyi olduğundan daha karmaşık hale getiriyoruz. İnanmayan parçamızın yeniden güven duyması ve bu durumu bilmesi, ancak deneyimleyerek mümkün oluyor.

İlk Çember Deneyimi

Benim hayatıma eşzamanlılık tanımı ilk Reiki’ye başladığım yıllarda girdi. Oturduğum çemberde insanların bu şekilde konuşmalarını duyduğumda kendimi bir nevi uzaylı gibi hissetmiştim. O gün hayatımda ilk defa farkında olmadan bir çembere katılmıştım. Önce anlattıklarını anlamakta zorlandım ama sonra bir mucize gerçekleşiyor gibiydi: Biri tam aklımdan geçenleri dile getiriyordu, bir diğeri yeni başlamak istediğim kitabı Sanatçının Yolu’nu öneriyordu, başka biri ise yeni keşfettiğim bir doktoru anlatıyordu. Sanki bir bütünün, birbirine bağlı parçalarıydık.

Yıllardır aradığım soruların cevaplarını bulmuş gibiydim. Böyle olunca, kendimi uzun süredir belli gruplara ilk defa ait hissetmeye başladım. İçimde duyduğum yalnızlık o zamanlar azalmaya başladı.

Kendi kahraman yolculuğuma, o zamanlar farkında olmadan adım atmaya başladım. Hayatım, karşıma çıkan eşzamanlılıkların işaretleriyle bir akış içinde ilerlemeye başladı. Birbiri ardına, yolun beni nereye götüreceğini bilmeden, sadece iç sesimi dinleyerek yeni eğitimler almaya başladım. Her biri attığım adımlara yön verdi, yolumu açtı. Sanki yolun kendisi, bana adım adım rehberlik ediyordu.

Deneyimledikçe, verilen işaretlere daha çok inandım. İnandıkça bu işaretler daha belirgin hale geldi. Bazen her şeyle bütün hissettim. Bazen ise kaygı ve korkunun içine düştüğümde yolumu kaybettim.

Böyle zamanlarda genellikle bir inzivada ya da bir çalışmada yeniden eşzamanlılıkları deneyimledim ve cevaplarımı aldım. Özellikle çemberlerde bu karşılaşmaların çok daha sık yaşandığını fark ettim. Sanki bu alanlarda kolektif enerjinin etkisiyle işaretler daha görünür hale geliyor. Ya da birlikte ortak niyetle bir arada olduğumuzda, ortak bilinçdışı daha kolay açığa çıkıyor. Bunun tam cevabını ben de bilmiyorum. Bazen bu hal inzivadan sonra da sürüyordu. Ama zamanla kendi düşüncelerimin sarmalında, korku ve kaygıyla birlikte kaybolabiliyordu. Daha sonra fark ettim ki, kendimle bağlantıda olduğum ve günlük pratikleri yaptığım dönemlerde eşzamanlılık çok daha belirgin oluyordu. Bu zamanlarda içimde bir boşluk alanı açıldığında kalp sesimi daha net duymaya başlıyordum. Ve kalbimin sesini duyduğumda, aslında bütün cevapların içimde olduğunu fark ediyordum. Bu halin içinde kaldıkça kaygı ve korku etkisini kaybediyor; her şey bağlantılı ve bütünsel hale geliyordu. Çözüm bulamadığım, içinde boğulduğum anlarda daha büyük bir kaynaktan yardım istemeyi öğrendim. İşte teslimiyet hali de tam o anlarda hayatımda belirdi.

Geçmişte yaşadığım bu gel-gitlerden sonra; meditasyon, sabah sayfaları ve Reiki çalışmalarını günlük hayatımın rutinleri haline getirmeyi bu nedenlerle öğrendim.

Mini Egzersiz

Hayatınızda bu duruma inanmayan parçanız size ne söylüyor? İçinizde hangi itirazlar yükseliyor, hangi düşünceler ortaya çıkıyor, hangi duygular eşlik ediyor?

Bu hali hayatınızda daha çok deneyimlemek için küçük adımlar:

  • Düşünce ve korkularınızı gözlemlemek,
  • Paylaşım yapabileceğiniz bir aktif dinleme alanı yaratmak,
  • Düzenli meditasyon ve yazı pratikleri yapmak,
  • Sıkıştığınız anlarda soru sormak, yardım istemek, belki kartlara danışmak ve işaretleri takip etmek,
  • Doğada vakit geçirerek bağlantıyı daha berrak hissetmek,
  • Gün sonunda “eşzamanlılık günlüğü” tutarak küçük işaretleri fark etmek.

Eşzamanlılık ve işaretler üzerine yolculuğumun devamını Medium’da paylaşıyorum. Daha fazlasına ulaşmak istersen, aşağıdaki linklerden ulaşabilirsin:

İlginizi çekebilir: Döngüler bize ne anlatır?

Ece Kiray Gedik: Merhaba, Ben Ece. Sabancı Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldum. Ardından pazarlama ve sosyoloji alanlarında yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Kariyerime kalitatif pazar araştırmacısı olarak başladım; zamanla kullanıcı deneyimi (UX) ve müşteri deneyimi alanlarında uzmanlaştım. 2018 yılında, pek de ne olduğunu bilmeden katıldığım bir aile dizimi seansı, hayatımı kökten değiştirdi. Bu deneyimle birlikte tüm odağım içsel dünyama yöneldi. Kendimi bulma yolculuğum da böylece başladı. Kalbimin beni çağırdığı birçok inziva, çalışma ve eğitime katıldım. Bu süreçte Reiki, Gestalt, Mindfulness, Jaas, aile dizimi ve yaşam koçluğu gibi alanlarda eğitimler aldım. Bu yıl, “Break The Loop” adını verdiğim 50 günlük kişisel bir proje yürüttüm. Bu yolculukta; ruh-beden-zihin birlikteliğiyle bilinçli bir şekilde kendi gerçekliğimizi nasıl yaratabileceğimizi araştırdım ve deneyimlerimi yazılarla paylaştım. Bu platformda, yaşadığım dönüşümleri, aldığım eğitimleri ve ilham aldığım kitaplarla harmanlayarak, kendi bakış açımı ve içsel keşiflerimi samimi bir dille paylaşmak istiyorum.

Dyson Airwrap Co-anda2x™’ya geçmek için 5 geçerli sebep

Sabah aynanın karşısında saçlarla geçirilen birkaç dakika, aslında günün enerjisini ve ruh halini belirliyor. Günün keyifli anlarından biri olan saç şekillendirme ritüeli, doğru araçlarla birleştiğinde tüm günün enerjisini pozitif yönde değiştirebilir. 



Dyson saç şekillendirme ürünleri hayatımıza girdiğinden beri saçlarımızı istediğimiz şekle sokmamıza yardımcı oluyor hem de bunu yaparken ısı hasarından koruyor. Şimdi ise saç şekillendirmenin bir adım ötesine geçerek bambaşka bir deneyim sunuyor. Dyson Airwrap Co-anda2x™ iki kat daha fazla hava basıncı yaratıyor. Böylece saç kurutma ve şekillendirme süresi neredeyse yarıya düşüyor.               

1. Farklı başlık seçenekleriyle hem günlük kullanımda hem özel günlerde kullanım imkanı

Saç şekillendirme artık tek bir forma sığdırılmıyor. Yeni Airwrap, sahip olduğu başlık çeşitliliği ile güzellik anlayışına farklı bir boyut getiriyor. İster hacimli bukleler, ister pürüzsüz düz fönler, ister doğal dalgalar olsun; her saç tipi ve ruh hali için bir çözüm sunuluyor.

Dyson Airwrap Co-anda2x™  modeliyle, sadece başlık değiştirerek, kuaför kalitesinde sonuçları ev konforuna taşıyarak herkesin kendi stilini özgürce yansıtması hedefleniyor.

2. Düz-dalgalı saçlar ve bukleli saçlar için farklı setler

Dyson, yeni  Airwrap Co-anda2x™   imodeliyle kullanıcı deneyimini bir adım daha ileri taşıyor. Artık herkesin saç şekline göre tasarlanmış bir başlık setine sahip olması mümkün.

  • Kıvırcık ve Bukleli Saçlar için farklı  bir set ve Düz veya Dalgalı Saçlar için farklı bir set sunuluyor.
  • Bu sayede, farklı saç şekillerine sahip insanların farklı ihtiyaçları karşılanırken hiçbir zaman kullanmayacak başlıklar elinize dolanmıyor.      



3. Kullanım alışkanlıklarınızı hatırlıyor

Dyson’ın teknolojik üstünlüğü, ürünün kullanım alışkanlıklarını hatırlama yeteneği ile pekişiyor. Bluetooth bağlantısı sayesinde kullanıcılar, saç şeklini, uzunluğunu ve şekillendirme tercihlerini uygulamaya kaydedebiliyor.

Bu özellik, Airwrap’ın sıcaklık ve hava akışını, kullanıcının ihtiyaçlarına göre ayarlamasını sağlıyor. Başlık değiştirildiğinde ise o başlıkla ilgili yapılan ayarı hatırlıyor. Bu kişiselleştirme, cihazın çok daha pratik bir şekilde kullanılmasının önünü açıyor.

4. Yeni nesil motor,daha hızlı sonuçlar

Modern yaşamın temposunda her dakika değerli. Dyson Airwrap Co-anda2x™ , yenilenen motor teknolojisiyle bu zamanı size geri kazandırıyor. Artık saç kurutmak ya da şekillendirmek uzun bir hazırlık süreci olmaktan çıkıyor; güçlü hava akışı sayesinde saçlar daha kısa sürede kuruyor, daha hızlı şekilleniyor. İster belirgin bukleler, ister dalgalı ve düz modeller elde etmek daha kolay. 

5. Teknoloji ve güzelliğin buluşma noktası

Dyson Airwrap Co-anda2x™  sadece bir saç şekillendirici değil; teknolojinin zarafetle buluştuğu yeni bir güzellik anlayışı sunuyor. Her detayı, kendinizi en iyi hissettiğiniz anlara eşlik etmek için tasarlandı. Hızlı, kişisel ve etkili… Çünkü Dyson’a göre güzellik; bir kalıba sığmak değil, kendi en iyi halinizi bulmakla başlıyor.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale