X

Tahıllar, gluten duyarlılığı, Çölyak hastalığı: Gıda intoleransı nedir?

Gıda duyarlılığı veya gıda alerjisi; besin içerisindeki elementlere veya bileşenlere, özellikle de proteinlere insan vücudunun bağışıklık sisteminin verdiği tepkidir.

Gıda intoleransı ise bağışıklık sistemi ile alakalı olmayan, özel bir gıdanın ya da bileşenin sindirilememesinden veya emilememesinden kaynaklanan bir reaksiyondur.

Günümüzde sağlık problemlerinin birçoğu gıda alerjilerinden ve intoleranslarından kaynaklanmaktadır. Gluten içeren tahıllar, laktoz içeren süt ve süt ürünleri, balık, kabuklu deniz ürünleri, yumurta, yer fıstığı, soya, fındık, ceviz, susam tohumu, meyve ve sebzeler, baklagiller, baharatlar ve lezzet artırıcılar bu problemlere neden olan bazı gıdalardır.

Gluten içeren besinler arasında; buğday, buğday özütü, buğday nişastası, çavdar, arpa, bulgur, kuskus, irmik, bira mayası yer alır.

Tahıl depo proteinleri prolaminler (gliadin) ve polimerik gluteninler (glutenin) olmak üzere iki gruptan oluşmaktadır. Buğdayda depo proteinlerinin %80-85 gibi büyük bir kısmını prolaminler alt sınıfına dahil olan proteinler meydana getirmektedir. Glutenin fırın ürünlerinde hamurun viskoelastik özelliklerinde, fermantasyon sırasında meydana gelen gazın hamur içinde tutunmasında ve böylelikle ürün hacminin artmasında önemli rolü bulunmaktadır. Glutenin yoğurma özelliklerini belirlerken gliadin ekmek hacminden sorumludur.

İlk kez 1888 yılında tanımlanan çölyak hastalığı özellikle genetik faktörlerden kaynaklanan, glutene duyarlı bağırsak hastalığı olarak da adlandırılan kronik bir sindirim sistemi hastalığıdır.

Çölyak hastalığı buğday proteini ve benzer diğer tahıllardaki proteinlerin tüketimi ile genetik yatkınlığı olan bireylerde bağışıklık sisteminde bozukluğa neden olan bir enteropatidir. Bu hastalığın sindirim sistemi üzerindeki etkisi ince bağırsakta olmaktadır. Vücuda glutenin alınmasıyla ince bağırsağın mukozasında bulunmakta olan ve besinlerin emilmesini sağlayan villus denen yapılar kısalmakta veya tamamen ortadan kaybolmaktadır. Bununla beraber mukozada bulunan villusların yüzeyindeki kripta hücreleri ise kalınlaşmaktadır. Bununla beraber besin emiliminin gerçekleştiği bölge hasara uğradığı için sindirim zorlaşmaktadır.

Çölyak hastalığında, bağırsak mukozasında meydana gelen bu hasara glutenin yapısında bulunan prolaminlerin neden olduğu bilinmektedir. Buğdayda bulunan prolaminler, gliadin olarak adlandırılırken diğer tahıllardaki gliadinler kaynağına göre adlandırılmaktadır. Çavdarda sekalin, arpada hordein, yulafta avenin, mısırda ise zein adını almaktadırlar.

Çölyak hastalığı diğer bir adıyla gluten intoleransı hastalığına sahip kişilerde, gluten içeren bir gıda tükettiğinde, sindirim sistemindeki bozukluktan kaynaklanan kabızlık veya ishal, kilo kaybı veya kilo alma, genellikle yorgunluk ve zayıflık gibi değişken belirtiler meydana gelmektedir. Küçük çocuklarda kusma, ishal, kilo alamama ile başlayan ve devamında gelişim bozukluklarına neden olan bu hastalık, yaşın ilerlemesine bağlı olarak kansızlık, kemik zayıflığı ve karaciğer yetmezliği gibi çok değişik belirtilerle kendini gösterebilmektedir.

Çölyak hastalığının tek tedavi yolu hayat boyu glutensiz bir diyet uygulanmasıdır. Gluten; pirinç, mısır, karabuğday, soya, darı gibi tahıl ürünlerinde bulunmamaktadır. Bu sebeple, Çölyak hastalığı veya gluten intoleransı olan kişiler, pirinç, mısır, karabuğday, soya, darı gibi ürünleri tüketebilir.

Sevgiler…

Referanslar:
1.Ozer M, Tuncel NB. Pirinç ve pirinç yan ürünlerinin glütensiz tahıl ürünlerinde kullanımı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi. 2016; 2(2): 29-44.
2. Ciclitira PJ, Moodie SJ. Coeliac disease. Best Practise and Research Clinical Gastroenterology. 2003; 17(2): 181-195.
3.Demirceken FG. Gluten Enteropatisi (Çölyak Hastalığı): Klasik Bir Öykü ve Güncel Gelişmeler. Güncel Gastroenteroloji. 2011; 15: 1.

İlginizi çekebilir: Doğru beslenmeyle bedenimizdeki inflamasyonu azaltabilir miyiz?

Emsal Salık: Tıp doktoru, Histoloji-Embriyoloji Uzmanı, Klinik Ayak Refleksoloji Uzmanı, Shiatsu Uzmanı, bass gitaristim. Marmara Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesi mezunuyum. Artı Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kayropraktik Yüksek Lisans. Çocukluğumdan itibaren günde 20-40 dakika arası spor hayatımın bir parçası. İlgi alanlarım Yoga, Ayak Refleksoloji, Shiatsu, Medikal QiGong, Kayropraktik, Tae-Bo, Şema Terapi, kitap okuma, kendini geliştirme. emsalbass@gmail.com

Saç kalitesinin sırrı yıpranmayı onarmak mı önlemek mi? 

Saçlarınız gün içinde fark etmeden düşündüğünüzden daha çok yıpranabiliyor. Sabah saçınızı kuru taramanın bıraktığı hasar, gün içinde hava kirliliğine maruz kalmak, duş sonrası yüksek ısıyla kurutma, sık şekillendirme… Tüm bu küçük adımlar zamanla birikiyor ve saç tellerinizde gözle görülmeyen hasarlar bırakıyor. Çoğu zaman “yıpranan saçları nasıl onarabileceğimize” odaklanıyoruz; oysa bilim bize çok daha kritik bir gerçeği fısıldıyor: Yıpranan saç kalıcı olarak onarmak pek mümkün değil. Çünkü saç, canlı dokular gibi kendi kendini yenileyen bir yapı değildir. Saç telini oluşturan keratin zincirleri bir kez hasar gördüğünde, uygulanan ürünler sadece yüzeyde geçici bir güçlendirme sağlar. Saç daha parlak görünür, daha yumuşak hissedilebilir fakat bu görünüm kalıcı bir onarım sunduğu anlamına gelmeyebilir.



Bu yüzden sağlıklı saç denkleminin en kritik noktası, saçın zarar görmesini engellemektir.

Türkiye’de uzun, gür ve dalgalı saçlar her zaman popülerliğini koruyor. Saçlarını uzatmak için maskeler, yağlar ve vitaminler deneyen pek çok kişi, saçlarının dipten sağlıklı bir şekilde uzamasına rağmen saç uçlarının sağlıksız göründüğünü fark edebiliyor. Peki bunun ardındaki sebep ne olabilir? Çoğu zaman bu durumun nedeni, farkına varılmayan koparak dökülme ve kırılmadır.



Trikologlar birçok insanın, saçlarının “koparak döküldüğünün” farkında bile olmadığını belirtiyor. Yüksek ısı, yanlış kurutma rutinleri ve sıcak şekillendirme araçları, saç boyunu uzatmaya çalışırken en hızlı kaybettiren etkenlerin başında geliyor.



Peki çözüm? Saçı şekillendirirken ona zarar vermemek. Yani ısıyı kontrol etmek.

Bilimin ışığında saçın anatomisi: Neden geri dönüş yok?

Saç telinin ana yapısını, tıpkı merdiven basamakları gibi sıkıca birbirine bağlanmış keratin proteinleri oluşturur. Saç telinin dış katmanı olan kütikül ise bu iç yapıyı koruyan pulcuklardan oluşur.

  • Yüksek ısı etkisi: Saçınızı aşırı yüksek ısıya maruz bıraktığınızda, bu ısı saç telindeki protein bağlarını parçalar. Saçın dış katmanı olan kütikül pulcukları zarar görür, kalkar ve saçın nemini kaybetmesine neden olur. Saçın içindeki suyu ani bir şekilde buharlaştıran aşırı ısı, protein yapısında geri dönüşü olmayan, kalıcı hasar yaratır.
  • Kalıcı hasar: Saç, tırnaklar gibi canlı olmayan bir dokudur. Cildinizde oluşan bir kesik gibi kendini yenileme yeteneği yoktur. Piyasada “onarım” iddiasıyla sunulan ürünler, hasarlı kütikül katmanını geçici olarak pürüzsüzleştiren ve saçın nem tutma kapasitesini artıran dolgu maddeleri içerir. Bu sayede saçınız bir süreliğine daha parlak ve güçlü görünebilir. Ancak saçın iç yapısındaki tahribat (kopan protein bağları) kalıcıdır ve eski haline getirilemez.

İşte bu yüzden, saç sağlığınız için hasar meydana geldikten sonra onu onarmaya çalışmak değil, baştan önlemektir.



Yıpratmamayı seçin: Dyson’ın saç bilimiyle tanışın

Saç sağlığının ilk adımı, birçok kişinin gözden kaçırdığı bir detayda gizli: Saç şekillendirmede kullanılan aşırı ısıdan kaçınmak. Dyson, bu bilimsel gerçeği merkeze alarak tüm saç şekillendirme ürünlerini, aşırı ısı hasarı olmadan etkili sonuçlar verecek şekilde tasarlar.

Dyson’Dyson’Dyson’ın temel felsefesi basittir: Saçı kuruturken ve şekillendirirken sıcaklıktan değil, akıllı mühendislikten ve güçlü, kontrollü hava akımından faydalanmak.

Yüksek teknolojiyle gelen koruma

Dyson saç şekillendirme makinelerinin tamamı, saç ve saç derinizin sağlığını korumaya odaklanan ortak bir teknolojiye sahiptir:

  1. Akıllı ısı kontrolü: Tüm Dyson ürünlerinde saniyenin çok küçük bir bölümünde sıcaklığı onlarca kez ölçen akıllı sensörler bulunur. Bu sensörler sayesinde makineler, saçın aşırı ısınmasını engelleyecek sabit ve güvenli bir sıcaklıkta kalır. Bu teknoloji, özellikle saç kurutma makinelerinin bile farkında olmadan yarattığı günlük ısı hasarını ortadan kaldırır. Örneğin, Dyson Supersonic Nural™ saç kurutma makinesi, saç ve saç derisi sıcaklığını sürekli analiz ederek, gerektiğinde ısıyı otomatik olarak düşürüp yükseltir.
  2. Dijital motor teknolojisi: Dyson’ın güçlü ve hafif dijital motoru, geleneksel makinelerin aksine ısıya bağımlı kalmadan, yüksek hızlı, kontrollü hava akışı sağlar. Bu sayede saçınızı yüksek ısıya maruz bırakmadan çok daha kısa sürede kurutabilir ve şekillendirebilirsiniz.
  3. Esnek şekillendirme gücü: Saç, ıslakken en esnek halindedir. Dyson Airwrap™ ve Dyson Airstrait™Dyson Airwrap™ gibi makineler, bu nemli halinden yararlanarak saça şekil verir. Saçınızı kuruturken ve şekillendirirken aynı zamanda saçı sabitlemek için soğutma gereklidir. Bu sebeple tüm makinelerde şekli kalıcı kılmak için saçın hızla soğumasını sağlayan Soğuk Şok (Cold Shot) özelliği bulunur.

Saç sağlığınıza yapılacak en iyi yatırım

Saç sağlığınız için sürekli olarak yüksek fiyatlı bakım maskeleri, serumlar ve kremler satın alıyorsanız, aslında hasarın sonuçlarına yatırım yapıyorsunuz demektir. Oysa Dyson, size bu hasarı kökten önleme seçeneğini sunuyor.

Unutmayın, binbir zorlukla uzattığınız saçlarınızın boyu, aşırı ısı nedeniyle her gün biraz daha koparak dökülüyorsa, hiçbir bakım ürünü bu kaybı geri getiremez. Saç tipinize en uygun Dyson ürünü (Airwrap™, Airstrait™, Supersonic™) ile tanışarak yıpratmamayı seçmek, sadece daha mantıklı değil, aynı zamanda daha kalıcı bir çözümdür.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.







İlgili Makale