X

Sosyal medya çılgınlığında kendi merkezimizi koruyabilmek

“Herkesin bir popisi var.” diyen adamın videosunu hatırlar mısınız? Çok da mantıklı bir şeyden bahsederken dil sürçmesi ile aslında konudan ne kadar uzak olduğunu gösteren o meşhur video. Günümüzde herkesin Instagram kullanıyor olmasını işte tam da bu adamın konudan uzaklığına ama söz sahibi oluşuna benzetiyorum.

Torunları tarafından açılan sayfasına çiçek, böcek koyan, kadraj bozuk fotoğrafı ile yaşlı aile üyeleri mi dersiniz, kadraj konusunda kafayı yemiş manzara fotoğrafseverleri mi, geçimini Instagramda yaptığı reklamlarla sağlayan influencerlar mı, birkaç çocuk sahibi olmuş ve evde sosyalleşme aracı olarak yaratıcılığını sergilemeye and içmiş ev kadınları mı? Siz kimlerdensiniz?

Bir de politikayı takip edenler, sosyal mesaj vermeye çalışanlar, işlerini sergilemeye çabalayanlar var. Siz hangisisiniz?

Mesele şu ki, hangisi olursanız olun algoritmaya takılmadan kendi merkezinde kalmak çok da mümkün değil. Söz gelimi, benim ana sayfama, arada tıkladığım için bol bol kişisel gelişim gönderileri düşüyor ve bazen aynı zamanda yoga cenneti, meditasyon buluşmaları ya da yaşam gurularının alternatif okulu haline de gelen Instagram’ın kişisel gelişimimizde yol gösterici olabileceğime dair bir inanç kaplıyor içimi. Sonra aynı hızla bir alttaki postta Gazze’de ağlayan çocukları görünce, “Başkalarının etkisinde kalmadan şifalanmak mümkün mü?” sorusu yumru oluyor gırtlağımda.

Evet burası sadece bir paylaşım platformu değil, aynı zamanda haber alma, haber verme, kandırma, uyarma, tavsiye etme, göstermeyi de içeren sosyal medya çılgınlığı ve bu çılgınlıkta insanın kendi kişisel gelişim yolculuğunu inşa etmesi ne oranda mümkün?

Toplumsal varlıklar ve her türlü enerji alanını hisseden ruhlar olarak, birbirimizden bağımsız hareket etmemiz ya da kolektif olandan ayrı düşmemiz çok da mümkün değil. Haliyle Instagram kullanım süresi her arttığında bizi farklı çekim alanlarına alarak, kendi çekirdeğimize, köklerimize, dinginliğimize olan mesafeyi de artırıyor aslında.

Videodaki adamın da dediği gibi herkesin bir popisi var ve biz Instagram’ı her açtığımızda, komşunun çiçekleri, babaannelerin örgüleri, aktivistlerin dilekçeleri, arkadaşlarımızın yeni aldığı papağanları, başka kıtada yaşayan bir ailenin eve aldığı mobilyalara da şahit oluyoruz. Bir taraftan tüketim çılgınlığına dur diyenler de, alınan mobilyanın verilmeyen maaşının protestosu da aynı platformdan yayılıyor.

Kendimizi bir harikalar diyarı yaratmak isterken savaşın içinde buluyoruz. Birkaç yoga hareketi için sayfalar arası gezinirken Gazze’deki saldırıya denk geliyoruz. Bir manzara fotoğrafı arşivlemek isterken, tacize uğrayan arkadaşımızı paylaşmadık diye linç ediliyoruz. Günün sonunda aldığımız radyasyon bir tarafa ilkokul arkadaşımızın evlendiğini de, lise arkadaşımızın annesini kaybettiğini de buradan öğrenmiş, zihnimiz herkesin popisi ile dolu halde yatağa giriyoruz. İronik olan da, uykusuzluğu yenmek için yapmamız gerekenleri yine Instagramdaki videolardan dinliyoruz.

Peki ekran süremizi kısaltmamız gerektiğini kaç guru, kaç kişisel gelişimci söylüyor, kaçı bunu videosunu Instagram’a koymadan organik yollarla yapabiliyor?

Kısacası kendi popimizi yaratmaya çalışırken, başkalarının popisine yakalanmamak ve odaklanmak istediğimiz şeyleri diğer tüm şeylerden ayrıştırmak günümüz sosyal medyasında oldukça zor. Bir taraftan da yelde alt kuşaklara örnek olma arzusu, tabi bu görünür olma arzusunun gölgesinde kalan ikincil bir arzu ama hepsi bir mücadele neticede.

Diyeceğim o ki, ne yapıp edip, bu çılgınlığı denetlememiz şart arkadaşlar. Ben yurtdışında yaşadığım bir dönem hiç kullanmamıştım ve zihnimin berraklığını size anlatamam. Yeni bir dil öğrenmiştim, okuduklarımı anlıyor, gezdiklerini daha iyi görüyordum, çünkü omzumda başkalarının hayatlarının yükü yoktu.

Şimdi de üniversitede hocalığa döndüğüm bu dönem, daha rahat eser çalışmak, makale yazmak için aynı şeyi yapacağım, bir tek bu yazı paylaşılır sanırım, ardından detoks. Çünkü inananın bir şey kaybedilmiyor ve inanın kişisel gelişmek için biraz yalnız, biraz tek, biraz yek enerjide kalmak çok çok önemli. Hepimize kolay gelsin!

İlginizi çekebilir: Belirsizlik, kaos ve gelecek kaygısı üçgeninde, hayat amacımızı yeniden bulabilmek mümkün mü?

Günsu Özkarar: 1987 Ankara doğumluyum. 2008 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Viyola Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldum. Ardından İsviçre’de Hocshule der Künste Bern’de yüksek lisansımı tamamladım. Yüksek lisansım sırasında Orchester der HKB, Schweizer Jugend Sinfonie Orchestra, The Women Orchestra of Switzerland’da çalarak, Christopher Warren­Green, Bruno Weil, Daniel Klajner, Jos van Immerseel, Kai Baumann gibi orkestra şefleriyle Avrupa’nın farklı şehirlerinde konserler verme deneyimi edindim. Tatjana Masurenko, Michael Kugel, Ruşen Güneş, Çetin Aydar, Danel Quartet, Marco Misciagna, Michel Michalakakos, Apple Hill Quartet, Siegfried Führlinger gibi hocaların ustalık sınıflarına katıldım. The World Youth Orchestra, The World Orchestra, Greek Turkish Youth Orchestra, Bilkent Youth Symphony Orchestra, Bilkent Youth Virtuosos, Jungenc Philharmonic Orchestra, AIMA Festival Orkestrası gibi ensemble/ orkestralarda ve Young Euro Classic, Schloss/Beuggen International Music Fest, Schlern International Music Fest, Bayreuth Youth Talented Artists ́s Music Fest, The Turco-British Association Bach Günleri, Datça Uluslararası Müzik Akademisi, T.R.N.C. Malta Dostluk Günleri, Klasik Keyifler Oda Müziği Festivali, Uluslararası Istanbul Müzik Festivali, Uluslararası D - Marin Klasik Müzik Festivali, AIMA Ayvalık Müzik Festivali ve Cervo International Music Fest gibi etkinlik ve festival konserlerinde yer aldım. İstanbul’a taşındıktan sonra CRR, AIMA Orkestrası, Orkestra Sion’da çalıştım. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Doçent Beste Tıknaz Modiri ile Sanatta Yeterlilik çalışmalarımı tamamlayarak, Okan Üniversitesi’nde öğretim görevliliğine başladım. Bitirme tezim “Tarihsel Süreçte Gelişen Viyola Ekolleri” kitap olarak yayınlandı. Trio Pax, Trio Tını gruplarının yanı sıra Okan Üniversitesi Orkestrası’nda üç yıl öğretim görevlisi olarak çalıştım. Psikoloji ve edebiyat her zaman ilgi alanım oldu. Çeşitli yaratıcı yazarlık kursları ile birlikte psikanaliz de gördüm ve bu sürecin ardından farklı dergilerde yazılarım yayınladı. Şimdi Milliyet Sanat, SanatAtak dergilerinde düzenli yazmaktayım ve Mayıs'ta İkinci Adam Yayınları’ndan çıkacak Küflü Virgül isimli ilk öykü kitabımı beklemekteyim.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale