X

Sosyal medya beslenme alışkanlıklarını etkiliyor mu?

Yaşadığımız çağa artık “Teknoloji Çağı” deniliyor. Akıllı telefonlar, tabletler, dizüstü bilgisayarlar hayatımızın eksilmez bir parçası haline geldi. Her şeyden ve herkesten çok daha kolay haberimiz olabiliyor ve neredeyse arkadaşlıklar da artık sosyal medya üzerinden yürütülüyor diyebiliriz. Hatta neredeyse takip ettiğiniz kişiler, gruplar sizin ve hayatınız hakkında diğer insanlara fikir verebiliyor. Sosyal medyanın bir çok şeyi etkilediği doğru, peki beslenme alışkanlıklarını da etkiliyor mu?

Yediklerinin fotoğraflarını çekenler dikkat!

Sosyal hayatın da ayrılmaz bir parçası olan teknolojik ürünler yemek masasında da sıklıkla kullanılıyor. Tahmin ediyorum ki hepiniz yediğiniz yemeğin fotoğrafını sosyal medya hesaplarınızda paylaşmışsınızdır veya bu tür paylaşımlar yapan hesaplara rastlamışsınızdır. Ben de fırsatını bulduğum zaman sosyal medya hesaplarımdan bu tür paylaşımlar yapıyorum Adana’da kebap fotoğrafları, bazı restoranlarda şık sunumları, annemin yemeklerini… Hatta yazın dondurma fotoğrafı atacağım diye daha dondurmadan tek lokma alamadan dondurmanın erimesi gibi talihsiz olaylar da oldu. Peki teknoloji, beslenme düzenimizi ve biçimimizi etkiliyor mu?

Sosyal hayatın da ayrılmaz bir parçası olan teknolojik ürünler yemek masasında da sıklıkla kullanılıyor.

İnsan psikolojisi üzerinde yapılan bazı araştırmalara göre, yemek yerken masanın üzerinde duran cep telefonları duygusal strese sebep oluyor ve beyne gönderilen stres sinyalleri tat alma duygusunda bozulmaya yol açıyor. Araştırmayı yürüten psikologlar yemek yerken cep telefonlarıyla, tabletlerle, bilgisayarlarla ilgilenilmemesinin doğru olduğunu gösteriyor.

Paylaşımlar iştahı etkiliyor…

Az önce bahsettiğim bu paylaşımlar iştahımız üzerinde etki bırakıyor, özellikle tatlı paylaşımlarının iştah açtığı belirtiliyor. Sosyal medyadan bazı faydalı bilgiler almamıza rağmen psikolojik açlığa neden olan bu paylaşımlara dikkat etmek gerekiyor. Özellikle diyet yaparken sürekli bu tür paylaşımlar yapan sayfaları takip ederek kendinize eziyet etmeyin. Unutmayın “göz görmeyince gönül katlanır”!

Gençleri daha çok etkiliyor…

Kaliforniya Üniversitesi’nin yaptığı çalışmada gençlerin sosyal medya kullanırken beyin taraması yapıldı. Beyin taramalarında; gençlerin paylaştıkları fotoğrafların çok fazla beğeni aldığını gördüğünde beyinlerinin ödüllendirilme bölümlerinin yoğun bir şekilde çalıştığı görüldü.

Araştırmacılar beğeninin gittikçe artan bir etkisi olduğunu gözlemlendi. Herhangi birisi paylaşılan fotoğrafı beğendiğinde fotoğrafın içeriği ne olursa olsun birey paylaştığı fotoğrafı daha çok beğenmeye başlıyor.

Yapılan araştırmalar, fotoğraf beğenilerinin gençlere çikolata yemiş ya da para kazanmış gibi hazzı verdiğini gösteriyor.

Yapılan beyin taramaları beynin bu bölümleri derinlemesine incelenmese de tarama sonuçları negatif duygulara rağmen gençlerin neden sosyal medyaya karşı koyamadığı hakkında birkaç ipucu veriyor.

Kaliforniya Üniversitesi Beyin Haritalama Bölümünde araştırmacı olan Lauren Sherman’a göre, gençler sosyal medyada çok aktif oldukları için beğenilere ve tanıdıkları diğer insanların sosyal medyada ne yaptıklarına karşı çok hassaslar.

Yapılan araştırmalara göre; gençlerin sosyal medya üzerinden resimlerinin beğenilmesi, onlara çikolata yemiş ya da para kazanmış gibi haz veriyor. Bu da aslında yine beynin ödül merkezinin uyarılmasıyla gerçekleşiyor.

Neler yapabiliriz?

Yemek yerken, yemek yediğinizi hissedin. Sohbet masasındaysanız sohbet ederek ve yemeğin tadını çıkararak yemeğinizi yiyin. Dijital aygıtları ve onlardan gelen bildirimleri unutmaya çalışın. Yemek yemek her ne kadar hayati bir ihtiyaç da olsa insanoğlunun en çok keyif aldığı aktivitelerden biri. Son olarak doyduğunuzu hissedince yemeyi bırakın, masada sadece sohbetten keyif almaya çalışın. Dengeli ve düzenli beslenmeyi unutmayın.

Dilara Koçak: 1990 yılında beslenme ve diyet mesleğine gönül veren Koçak, Hacettepe Üniversitesi, “Beslenme ve Diyetetik” mezunudur. Yüksek lisansını da aynı üniversitede tamamlayarak uzman ünvanını almıştır. Hâlâ Mezura Kliniğinde bireysel ve kurumsal beslenme ve danışmanlık hizmeti vermektedir.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale