Sevgi puanı toplama çabası: Özgür olmanın önündeki engel

Bu dönem böyle, minik sıkışmalar, kozadan çıkamamalar, kayboluşlar, dönüşümler, terk edişler, yeniden doğuşlar… Her biri illüzyondan biraz daha özgürleşmek, daha bağımsız bilinçler haline gelme niyetinin sancıları özünde…

Gerçek ve tam bir özgürlük için, tüm kalıplardan uzaklaşmak lazım. Beslenirken fark etmeden yavaş yavaş tutsağı olduğumuz tüm buz şekillendiricilerinden.

  • Ailenin tatlı, hatasız çocuğu olmaktan,
  • İş yerinin çalışkan özverili, gerekirse patronun ‘naif’ çıkarları için yemeden içmeden çalışan süper kahramanı olmaktan,
  • Kocasının / karısının kafasındaki ideal kadın / erkeği tahmin edip her şartta o gibi davranmaya programlı olmaktan,
  • En güvenilir dost olmak adına, gereksiz yalanlar ve manipülasyonları görmezden gelen, geniş gönüllü, kucaklayıcı çakma bilge arkadaş modelinden,
  • Cinsiyetini tamamen sahiplenmiş ve onunla barışmış, yıkılmaz, bükülmez bir erkek / toparlayıcı, her durumda şefkatli ve kırılgan kadın olmaktan,
  • Hatta kadın / erkek bedeni içinde kendini sanki eril ve dişil yanları yokmuş gibi tek bir tanesine inandırmaya çalışmaktan,
  • Sosyal çevrenin neşe kaynağı, bilge adamı, ağır topu olmaktan…

Vazgeçmeliyiz…

Sevgi puanı toplama çabası: Özgür olmanın önündeki engel

Çünkü özgürlük, çıplaklığı gerektirir…

  • Tüm bu şekillendiricilerden,
  • Tüm bu “çok değişmişsin,” “artık bizden değilsin” konulu korku filmlerinden,
  • Çaktırmadan yaptığımız enerji vampirliğinden…
  • Her kalıbın, her şekillendirici davranışın bünyemize katılmasının gerçek, katkı sağlayan bir sebebi vardır.

Öğrenilmiş bir davranış olabilir, evet. Ama önümüzde kar sağladığı kesinleşmiş ve ispatlanmıştır. Bu pazarlama sonucunda, ‘davranışı’ büyük bir memnuniyetle satın alırız. Karşılığında da bir miktar kendi enerjimizden, saf bizden veririz.

Satın aldığımız bu davranışı kullanmaya başlarız aktif bir biçimde. Her kullanım sonucunda bir miktar ‘sevgi’ puanı alırız. Bu sevgi puanları bizi alıştığımız bizden birazcık daha iyi hissettirir. Bu yüzden, az daha oynarız bu satın aldığımız davranış ile… Azıcık süsler ve daha orijinal hale getiririz, bizimmiş gibi yaparız her şeyiyle.

Artık bu organik görünüşü ile daha doğal ve refleksif kullanılmaya başlar davranış; hücrelerimize, hamurumuza işler…

Günü gelecek, biz bile hatırlayamayacağız, satın aldığımızı…

O kadar sık kullanırız ki, artık eskisi kadar ‘sevgi’ puanı toplamamaya başlar, bu durumda dozu artırırız. Öyle bir artırırız ki, yürüyen bir özveriye, yürüyen bir manipülatöre, kendine acıyana dönüşür, saf biz görünmez oluruz bu kimliğin ardında, ufacık…

Artık bu davranışımızı sürekli besleyecek bir organizmaya, enerjiye ihtiyaç duymaya başlarız ve bunun için taze kan lazımdır.

Her gün daha fazlasını, bu kanı toplamak için; bu ‘sevgi’ puanını toplama karşılığında kendi saf enerjimizi, biz olanı veririz.

Sevgi puanı toplama çabası: Özgür olmanın önündeki engel

Bu çok adil bir alışveriştir.

  • Bir vampirin dişlediği ve vampire dönüştürdüğü,
  • Bir doz kimyasal uyuşturucudan sonra, yavaş yavaş bağımlısı,
  • Birkaç Instagram ‘like’ı için, yani yine ‘sevgi’ puanı için, telefon bağımlısı olanlar oluruz…
  • Ve karşılığında saf enerjimizi, ışığımızı, zamanımızı, sahip olduğumuz tek şeyi, ömrümüzü veririz…

Kendimizi yaşamaya, varlığımızın keyfini çıkarmaya, yaşamı kutlamaya geldiğimiz bu yerde, tüm yaşam mucizesini ‘takas’ ederiz.

Ezoterizm semboller ile çalışır. Hikayeyi çeşitli şekillerde okuyabiliriz;

Vampir hikayelerine bakarsak, ölümsüz yaşam için, intikam için, umutsuz bir aşkı kendine bağlamak için, ‘öz’ünü, bir zaman aralığına ve karanlığa hapseder ve her zaman muhtaç, sınırlı, korkak ama saldırgan, güçlü ama sadece kendi konfor alanında hareket edebilen, hiçbir dünyaya ait olamayan, illüzyondan asla çıkamayan yani; kendine doğamayan ve ölemeyen bir profil çizerler.

Ve kesinlikle hepsi çok çekicilerdir. Artık kendilerini nasıl satacaklarını bin yıldır oynadıkları oyunun ustalığı ile öğrenmişler ve kişisel çekim güçlerini geliştirmişlerdir. Fakat dönüşüm onlar için artık mümkün değildir, sabitlenmişlerdir.

Bunların da tüm sebebi, acı ile yüzleşmekten kaçmak ve korkudur…

Bu afirmasyon size bir şeyler çağrıştırıyor mu?

Hangi rollerin, hangi davranışların ısırığını yediğimize bakabiliyor muyuz?

Bunları ne için satın aldığımıza ve karşılığında ne verdiğimize?

Tamamen vampire dönüşmeden uyanmak lazım, artık kan içmekten vazgeçmek!

Sevgi almak için, olmadığımız biri gibi davranmayı, sürünün parçası olmak için isteklerimize sağır olmayı bırakmak, sonucunda ne kadar korkunç senaryolar yazılsa da, bize dünyalar kadar öcü portreleri çizilse de, kendi saf olanımızdan kopmamak lazım.

Aslında kendin olmaya cesaretli olmak!

Yoksa neden yaşamdayız?

Yoksa neden insanlığı deneyimleyeniz?

Kutsal kitapların çeşitli şekillerde söylediği, diğer enerji varlıkların insana özenme, saygı duyma hali de benzer bir cesaret miti anlatır aslında.

Fark ediş ile beraber, özgür irade devreye girer.

Kaybetme korkusu, yalnızlık, ölüm korkusu ile oluşturduğumuz veya görüp satın aldığımız tüm davranışlara devam etmek veya bırakmak bizim seçimimizdir.

Mavi ya da kırmızı hapı içmek bizim seçimimizdir.

Şeytanın böyle yaparsan yalnız kalırsın sözüne kulak asıp, yargılanmaktan korkup istediğini yapmaktan caymak, bizim seçimimizdir.

Kulağımıza kimin ne için fısıldadığını bilmek ise sorumluluğumuz.

Burada çok adil bir durum vardır; biri vitrine koyar, bir diğeri de satın alır.

Temiz bir alışveriş. Sonrasında kendine acımak ise, oldukça ‘çocukça’ bir davranıştır.

Özgür iradeyi kullanmak ustalık ister, işte tam bu yüzden uyanmamış bilinçlerin özgür iradelerini kullandığından bahsedemeyiz.

Uyanmamış bilinçler, aynen kutsal kitapların bahsettiği gibi ‘günahsız’ sorgulanmayacak olan ‘çocuksu’lardır.

Kim bilir belki de bu yüzdendir, uyanmaya, kendimiz olana kabul vermeye bu denli direnişimiz, annemizin memesinden bir türlü kopmak istemeyişimiz…

Sevgi puanı toplama çabası: Özgür olmanın önündeki engel

Hepimizin takkesini önüne alıp, dürüstçe düşünmesi gerek.

  • Güç almak için çıktığı yolda, artık güç veren olduğunu görmesi gerek.
  • Ava giderken avlandığını,
  • Çocukça kurnazlığın artık bu yeni dünya enerjileri ve düzeni üzerinde bir geçerliliği olmadığını,
  • Oyunun çoktan değiştiğini kabullenip sindirmesi gerek.

Kendi eskilerimizi bırakırken, yeni dünya enerjilerine uymayan ilkel oyunlarımızı ve kalıplarımızı da terk edelim. Özgürlük varoluştan hakkımız iken, daha azına esir olmak ne için?

Metafizikte tek kural vardır: Sadece istediğini yap!

Bu hem çok kolaydır hem de çok zor, istediğini yapmak için soyunup kendini tanımaya ve gerçekte ne istediğini bulmaya, sonra da cesaretle onu yaşamaya ihtiyacın vardır.

Sadece özgür olanlar istediklerini yapabilir ve sadece istediklerini yapabilenler özgür kalırlar.

Gönlünüzden geçirdiğiniz gibi özgür, bağımsız olsun nefes alışlarınız…

Saygımla…

 

İlginizi çekebilir: İrili ufaklı yaralarınızın olduğu dünyada kendinize doğru giden yolu bulun

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam