X

Sevdikleriniz için telefonu bırakmak neden en değerli hediyedir?

Yaşadığımız çağda, telefonlar artık neredeyse bedene yapışık uzuvlara dönüşmüş durumda. Bu nedenle çoğu zaman telefonu elimizden bırakmak adeta acı verici bir ceza gibi görülüyor. Yemek masalarından, kahve buluşmalarından veya aile davetlerinden eksik olmayan telefonlar; iş hayatı ve günlük yaşama dair birçok şeye kolaylık getiriyor. Ancak söz konusu ilişki bağlarının güçlendirilmesi olduğunda, sosyalleşmenin yerini doldurarak araya görünmez duvarlar örüyor. Üstelik dijital çağa ve sosyal medya görünümüne harcanan enerji, sinir sistemi üzerinde olumsuz etki bırakarak bireyin ruh halini ve beyin aktivitesini değiştiriyor. Geriye ise sosyalleşmek için çıkılan buluşmalarda, herkesin elindeki dünyayla meşgul olduğu ve sosyal medyada gördükleri dışında birbirine anlatacak pek bir şey bulamadığı bir fiziksel dünya kalıyor.

İşte tam olarak bu nedenle, ilişkilerinizdeki bağları güçlendirmek ve iletişimi derinleştirmek için işe elinizdeki telefonları bırakarak başlamanız en iyisi. Dijital gürültüyü kısıp, varlığınızı sevdiklerinize değerli bir hediye olarak sunmak için aşağıdaki yöntemleri uygulayabilirsiniz:

1. Bildirimleri kapatın

Halihazırda beyindeki ödül mekanizmasını uyaran telefonlar tüm dikkatimizi çalıyor. Bir şekilde telefondan koptuğumuz anlarda ise öyle bir bildirim gönderiyor ki, sonrasında tekrar sohbete odaklanmak mümkün olmuyor. Telefonların kullandığı anlık ilgi tuzağı en yakın sosyal buluşmalarda bile ilişkilerin arasına girmeyi başarıyor. 

Bu tehlikeli faktörü ortadan kaldırmanın yolu bildirimleri kapatmak veya telefon sesini kısmaktan geçiyor. Aileniz, arkadaşlarınız ya da partnerinizle buluştuğunuz zaman dilimini daha özel hale getirmek için basitçe telefonunuzu sessize alabilirsiniz. Eğer bildirimleri tamamen kapatmak istemezseniz, akıllı araçlar kullanarak bir süreliğine devre dışı bırakmayı deneyebilirsiniz. Böylece arkadaşınızla çıkacağınız kısacık bir kahve buluşmasından bile çok daha içsel bir deneyimle dönersiniz.

2. Dijital bariyerleri fark edin

İlişkilerdeki ekran tehlikesi tek şekilde gerçekleşmiyor. Bu nedenle bazı durumlarda, telefonların bağımlılık yapan ekranlarından kurtulmak için sadece bildirimleri kapatmak da yeterli olmuyor. Literatüre ‘phubbing’ olarak geçen kavram, telefon ekranı sosyal etkinliklerin her anına yerleştiriyor. Bu kavram, biriyle birlikteyken telefona kilitlenme ve yanındakini görmezden gelme halini tanımlamak için kullanılıyor. Güzel bir manzara, şık bir mekan veya doyurucu bir menü karşısında hemen telefonlara sarılıp fotoğraf çekmek de en tehlikeli dijital bariyerlerden biri sayılıyor. Çünkü bildirimler gibi dışarıdan gelmeyen bu dürtü, içten kaynaklanıyor ve kişiyi ekrana kitliyor. Anı kaydetme kisvesi altında anı kaçırmakla sonuçlanması ise gözden kaçırılıyor.

Bu tür davranışları fark ederek ve yeri geldiğinde sosyal çevrenizi bu konuda uyararak, buluşmalara çok daha derin anlam katabilirsiniz. Üstelik hayatı gerçekten yaşayıp yediğiniz yemeğin tadını çıkarmak veya manzaraya birlikte bakmak, her iki tarafa da daha fazla keyif verir.

3. Anda kalın

Karşınızdaki insana varlığınızı sunmak, ona vereceğiniz en değerli hediyedir. Günümüzde insan ilişkilerinin fizikselden dijitale geçmeye başlaması elbette sosyal deneyimlerimizi de etkiliyor. Örneğin artık bir koltukta yan yana oturan iki kişinin, kendi telefonuyla ilgilenmesi ya da kalabalık bir masadaki arkadaş grubunun telefonuna bakması, asla yadırganmıyor. Ancak bu durum, gerçek paylaşımı önleyerek ilişkilerdeki derinliği ve bağı zayıflatıyor. Yaşanan ilişkilerdeki tatminsizlik ve mutsuzluk da genellikle bu tür alışkanlıklardan kaynaklanıyor. Oysa karşı tarafa “Ben buradayım” demek için başınızı telefon ekranından kaldırmanız yeterli.

Zihninizi fiziksel olarak bulunduğunuz ana getirerek, karşınızdaki insana daha kolay odaklanabilir ve ona değerli olduğunu hissettirebilirsiniz. Bir sohbet sırasında elinizdeki telefonu bırakarak ve tamamen şimdiki zamana yoğunlaşarak, sadece birlikte vakit geçirmekle kalmaz, aynı zamanda oldukça derin konuşmalar da yaparsınız. Bir tür mindfulness pratiği olan farkındalık yönetimi sayesinde gelecek planlarından veya birlikte yapmak istediklerinizden bahsedebilirsiniz.

4. Dinleyin

Daha güçlü bir iletişimin ve güçlü bağın sırrı, karşı tarafı dinlemekte yatar. Ancak telefonların dikkati alıp götürdüğü bir çağda, sosyal etkinliklerdeki konuşmalara odaklanmak ne yazık ki imkansız hale geliyor. Oysa, bir arkadaşı veya aile üyesini dinlemek, aslında ona verdiğiniz dikkatin ve değerin yansıması oluyor. Konuşmanın ötesine geçen dinleme eylemi, bazı durumlarda karşı tarafa “Yanındayım” deme şekline dönüşüyor. Çünkü sağlıklı iletişimin her zaman kelimelerle gerçekleşmesi gerekmiyor. Aksine, elinizdeki telefonu bırakarak karşınızdaki insanın gözlerine bakmanız ve dediklerini gerçekten duyarak dinlemeniz, ona yaşananlar hakkında çok daha fazla şey hissettiriyor. Üstelik duyulup anlaşıldığını fark etmek, kişinin iyi olma halini de pekiştiriyor. Bu nedenle tam dikkatle dinlediğiniz bir sohbet, lüks akşam yemeklerine çıkmaktan veya pahalı hediyeler almaktan çok daha anlamlı olabilir ve aradaki güven bağını onarabilir.

5. Kalıcı anılar biriktirin

Dijital ekranların aksine fiziksel yaşam derin ve kalıcı anıların biriktirilmesi gereken bir yer. Sosyal medyadaki beğeni ve yorumlar milisaniyelerle sınırlıyken, gerçek yaşam bunun tam aksi. Bu nedenle bir buluşma esnasında tüm dikkatinizi yanınızdaki insana vermek, telefonsuz ve ekransız bir akşam geçirmek, uzun süre unutamayacağınız bir anı yaratabilir. Telefonunuzdaki hızlı ve geçici içerikleri tüketmek yerine, bir aradayken yapacaklarınıza odaklanırsanız, ilişki deponuzu yeniden dolduracak deneyimler kazanırsınız. Bu da sorunlara yapıcı yaklaşmanız ve ilişki bağlarını güçlendirmeniz için benzersiz bir fırsat sunar. 

Kaynak: tinybuddha, verywellmind

İlginizi çekebilir: Çocuklarda ekran süresi limitleri nasıl korunur?

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale