Sakin ol ve sor kendine: Uçmak için neye ihtiyacın var?

Sakin ol, her şey yolunda.
Sadece bakmadığın, görmediğin, ertelediğin şeyler var. Zamanı gelmiştir belki usulca köşene çekilip, olanca sakinliğinle kendini dinlemenin.
Gerçekleşmeyen hayallerin, zihnin ilerilere taşırken seni, adımını durduran bedeninden, duyguların çıkıp gitmesinin. Biri aşağıdan biri yukarıdan çekiştirirken bizi, o gerginliğin yarattığı panikte telaşlı söylemlerin, yargıların gri bir duman gibi çözülüp gitmesinin…

Sakin ol. Naif bir kararlılıkla otur kendi kendinin karşısına ve yaz. Neler oluyor içinde?
Neler geriyor seni, neler tekrar ediyor?
Nelere dur diyemiyorsun, neler kayıp gidiyor elinden?
Nelere kaskatı tutunmuşsun, neleri bırakmak zor geliyor?
İçin çarpmasın gümbür gümbür, söyle karşında oturan kendine, sakin ol…
Son evrakları imzalayıp işten çıkacak ve yeni haftaya temiz bir masaya oturacaksın inancıyla, otur kendi kendinin karşısına ve yaz.

Şimdi elinde neler var seni özgürlüğünden alıkoyan?
Ben dediğin şeyin içinde katılaşıp kalmış gibi düşündüğün, hani aklına geldiğinde bedeninde bir yerlerin çekilip, sıkıştığını hissettiğin, zihninin yoğunlaşıp ağırlaştığını farkettiğin düşünceler neler?
Tek tek sırala. Sırala ki, elle tutulur, görünür olsun içinde bulut gibi dolanan tüm bulanık his. Keskin ve kesin olsun!
Sakin ol, çok bir şey kalmadı. Yaşam bizi bekler, yaşam yaşanmayı ve kutlanmayı bekler.
Kabuk dediğinden sıyrıldığında, öğrendiklerin üzerinden hareket etmeyi bıraktığında kafesinin kapısını açık bulacaksın.

Tüm gökyüzü senin!
Tüm doğa senin!
Yaşam senin!
Sakin ol. Az kaldı, çok az.
Bir hırsla değil, panik ile değil, bıkmışlık ile değil, küçümseme ve utançla değil, o naif ve kırılgan halin ile otur kendi kendinin karşısına.
Okula başlayan çocuğuna sakince, şefkatle, sabır ile ders çalıştırır gibi. Hem gururlan, hem izle. Sabrın sonsuz, inancın tam olsun!
Sakin ol.
Ol ki, sen ol. Sen olmak isteyene şefkatle aç kapılarını yaşamın. Kendi kendinin bekçisi olduğun kafeste, sonuna kadar açılmış olan kapının dibinde durduğunu gör.

Sen çıkıp kanatlanırken yuva dediğin kafesten, kendi kendinin önünde duran haline son bir kez bak.
Sana el veren ustana, kendine..!
Sonsuzda uçabilmen için her şeyi sana öğretmiş olan öğretmenine, kendine! Saygın tam, hakkın helal olsun…
Sakin ol, kanatların tam açılsın, ışıl ışıl parlasın, hiçbir şeyin eksik olmasın diye, son bir kez otur ve bak kendi gözlerinin içine; dürüstçe sor kendine: Uçmak için neye ihtiyacın var?

İlginizi çekebilir: Bana kendinden bahset: Gerçek sen kimsin?

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam