Bana kendinden bahset: Gerçek sen kimsin?

Bana aşktan söz et! Nasıl mümkün olduğundan… Her şeyin, nefsinden öte bir yerde, sorgulamadan akışından. İnsanları sözleriyle değil de, yüreklerinin titreştiği yerinden gören ve duyan halden söz et. Kimseler anlamasa da içinden bilip de, kendine şüphesiz güvenen halinden… Olduğun hale kabul verdiğin ve ardını berisini sorgulamadan yaşadığın hayattan. Bana aşktan söz et, sıkıştırıp saklamaya çalışmadığın o özgür, mavi bülbül kuşundan!

Kendini de içine kattığın hamurdan çıkardığın eşsiz sanat eserinden, hani her an değişip dönüşen o sihirli küreden…
Bana yaşamın kendisinden söz et. Yaşamda filizlenen yapraklarından, tomurcuklarından, açmasını heyecanla beklediğin taç yapraklarından.
Bana kendinden bahset!
Gerçekten sen olan senden.
İçinde akan nehirlerden, vahşi hayvanlardan, renk değiştiren havadan, kokusuyla başını döndüren çiçeklerden, mantarların rüyasından, böceklerin vızıltısından, karanlığının ışıldayan yıldızlarından, toprağının kokusundan…
Bana kendi evreninin masalından bahset!
Zihninin şımarık oyunlarından, bedeninin mızıkçı kırılganlığından. Ayaklarının tanıdığı yerküreden, onların üzerinde kaydığı hayalden…
Bana sanrılarından bahset.

Hani o kara bulut diye ağladığın, hazmedemediğin gölgeler şatosu hazinenden. Kilidini açmak aklına gelmediği için kendine uydurduğun o korkunç hikayelerden!
Ateş başında dinleyip hep beraber korkalım, birbirimize sarılıp sanrılarının büyülü dünyasına ağlayalım.
Bana aşktan söz et!
Varlığının ta kendisinden…
Ne tohumu olduğunu bilmeden geldiğin dünya toprağında, hangi sularda ıslandığından. Nasıl toprağın, sıcağın, soğuğun fırtınanın ortasında o kalın kabuklarınla hayata tutunduğundan. Çiçek açıp açmayacağını bile bilmeden, sabırla büyümeye çalışmalarından… Her şeye rağmen hayatta kalışından, topraktan beslenişinden.
Kendi tohum halinin bilinmezliğinden!

Bir papatya olman beklenirken, her şeyden önce çıkan dikenlerinden nasıl utandığından. Çıkardığın zayıf yapraklara nasıl paye vermediğinden!
Bana hayal kırıklıklarından bahset.
Uzadıkça uzayan bedeninin gösterişsizliği yüzünden değersizliğine inanışından.
Hatta, beliren tomurcuğunu bir yara sanıp nasıl görmezden gelmeye çalıştığından, onu sarıp, sarmalayıp saklamaya çalışmandan…
Bana mucizenden bahset!
Hani hiç beklemediğin bir anda, içinden dışarı yayılan o eşsiz kokudan! Yaydığın kokuya toplanan arılara, karıncalara, sineklere güvensiz bakışından. Korkundan bahset.
Bana ansızın açan muhteşem çiçeğinden bahset!
Görenlerin aşk dediği, mavi bülbülün hayalinde yaşattığı, bedenine fazla gelen o kocaman goncandan bahset.
Gül olup açana kadar kendini nasıl bilmediğinden değil, “şimdi” kendinden bahset!

İlginizi çekebilir: İşimiz gücümüz aydınlanmak: Peki ışığı nasıl buluruz?

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam