X

Romantik yaz filmleri: Yaz aşkınızı hatırlamaya hazır mısınız?

Yaz mevsimi, hepimiz için ayrı bir anlam taşır. Kimi için deniz kenarında geçirilen huzurlu günler, kimi içinse serin yaz akşamlarında yaşanan tatlı heyecanlar demektir. Ama çoğumuzun kalbinde yaz aşklarına dair bir şeyler vardır… Özellikle erken gençlik yıllarındaki yaz aşklarının güzelliğini hatırlıyor musunuz? Okullar kapanmış, havalar ısınmış, zamanın çoğu yazlıkta; yani sokakta geçiyor. Sanki sınırsız bir özgürlüğe sahipsiniz ve her şey mümkün… Yaz sona erdiğinde sorumluluklar (ister okul ister iş olsun) yeniden kapınızı çalacak belki ama hiçbir şey o an yaşadığınız güzel duygulara zarar vermemeli…

İşte bu güzel duyguları beyaz perdeye taşıyan romantik yaz filmleri, yazın büyüsünü ve aşkın tatlı heyecanını bizlere yeniden yaşatma potansiyeline sahip. Hazırsanız, çok seveceğiniz ve eski günleri yad edeceğiniz romantik yaz filmleri:

Romantik yaz filmleri

Eğer tüm bunlar gözlerinizin uzaklara dalmasına sebep oluyorsa yaz aşkının nasıl bir şey olduğunu hatırlamak için yaz romantizmini en iyi şekilde yansıtan filmlere bir göz atın deriz. Listemizdeki filmler size yaz aşkının tutkusunu, neşesini ve biraz buruk doğasını derinden hissettirecek. Serinleten içeceğinizi hazırlayın, mısırınızı patlatın ve bu filmlerin sizi alıp geçmiş yazlara götürmesine izin verin…

Ticket to Paradise, 2022 (IMDb: 6.1)

George Clooney and Julia Roberts’tan içinizi kıpır kıpır edecek, hem tropik bir adada tatilde olduğunuz hissini verecek hem de eski yaz aşklarınızı hatırlatacak sıcacık bir film: Ticket to Paradise. Şahane manzaralar, içinizi yumuşacık yapacak ilişkiler ve mutlu biten bir son… Henüz izlemediyseniz hemen listenize eklemelisiniz.

La La Land, 2016 (IMDb: 8.0)

Los Angeles’ta geçen bir romantik müzikal tadındaki La La Land, aşka ve hayallere dair unutulmaz bir hikaye anlatıyor. Kariyerlerini Los Angeles’ta sürdüren bir piyanist ve bir aktris, geleceğe dair hayallerini uzlaştırmaya çalışırken birbirlerine nasıl aşık oluyor ve hayat onları nelere sürüklüyor, izlerken çok şaşıracak ve seveceksiniz.

The Notebook, 2004 (IMDb: 7.8)

2004 yapımı The Notebook, sanıyoruz yaz aşklarının romantikliğini yansıtan en iyi filmlerden biri. Filmde 1940’larda Kuzey Karolina, Seabrook’ta sosyeteye yeni adım atan Allie Hamilton ile oranın yerlisi olan Noah Calhoun’un birbirlerine aşık olup birlikte geçirdikleri harika yazı izliyoruz. Ama tabii yazın ardından savaş nedeniyle genç çiftimiz ayrılıyor… Filmin başrollerinde ise Ryan Gosling ve Rachel McAdams’ın olduğunu belirtelim

500 Days of Summer, 2009 (IMDb: 7.7)

Dilimizde Aşkın 500 Günü olarak çevrilen bu romantik filmin hikayesine göre Tom, Summer’a ilk görüşte aşık olur ancak Summer aynı şekilde hissetmiyordur. Bu yüzden birlikte geçirdikleri yazın ardından Tom’dan ayrılır. Tom ise nerede yanlış yaptığını ve onu geri almak için neler yapabileceğini anlamaya çalışır… Filmin başrollerinde izlediğimiz Zoey Deschanel ve Joseph Gordon-Levitt’i izlerken gerçekten harika bir ikili olduklarını düşüneceksiniz. Ayrıca mutlu bir aşk filmi izleme hayali kuruyorsanız filmin başındaki uyarıyı mutlaka dikkate almanızı öneririz: “Bu bir aşk hikayesi değil”!

Before Sunrise, 1995 (IMDb: 8.1)

Konu romantik yaz filmleri olur da Before Sunrise’dan bahsetmemek olur mu? Gelmiş geçmiş en romantik filmlerden biri olan bu harika yapımda Amerikalı turist Jesse ve Fransız öğrenci Celine, Budapeşte ile Viyana arasında yolculuk yapan bir trende tanışırlar. Birbirlerinden çok etkilenen ikili, Jesse eve giden uçağa yetişmek zorunda kalana kadar günü ve geceyi birlikte geçirmeye karar verirler. Bu kısacık zamanda ise kurdukları bağ daha da güçlenir. Peki acaba birbirlerini bir daha görebilecekler mi? Eğer daha önce izlemediyseniz sonrasında çekilen iki devam filmi de olan Before Sunrise’ı mutlaka izlemenizi öneririz.

Mamma Mia, 2008 (IMDb: 6.5)

Gerçek babasını bulmaya çalışan bir gelin adayının hikayesi, ABBA’nın en hit şarkıları ve Yunan Adaları’nın büyüleyici manzaralarıyla Mamma Mia’da. Gelin adayı Sophie, babasını ararken annesinin geçmiş aşklarını anlatan müzikal tadındaki bu film, kalbinizde nostalji rüzgarları hissettirecek.

Dear John, 2010 (IMDb: 6.3)

2010 yapımı Dear John’un hikayesinde baş karakter John, üniversite öğrencisi Savannah ile tanıştığında ordunun yaz iznindedir. Tekrar orduya dönmeden önce ikili birlikte aşk dolu iki hafta geçirirler. Ardından ayrılırlar ve iletişim kurmaya mektuplaşarak devam ederler. Peki acaba aralarındaki mesafeye rağmen aşklarını devam edecek mi? Bir Nicholas Sparks kitabından uyarlanan bu romantik yaz filmi, izlerken gerçekten kalbinizi sıkıştıracak…

Dirty Dancing, 1987 (IMDb: 7.0)

Eğer klasik filmleri seviyorsanız Dirty Dancing tam size göre. Filmde Frances “Baby” Houseman, ailesiyle gittiği bir tatil beldesinde dans hocası Johnny Castle ile tanışır ve her şey değişir. Johnny’nin dans partneri onunla dans edemeyince Baby onun yerini alır ve aslında ilk dansları sırasında birbirlerine aşık olurlar. Tutkulu dans sahneleriyle dolu bu romantik film, kesinlikle herkesin izleme listesinde olması gereken bir yapım.

Say Anything, 1989 (IMDb: 7.3)

İşte bir 80’ler klasiği daha. Say Anything’in hikayesine göre Lloyd Dobler, mezuniyetin ardından zeki ve güzel Diane’ye aşık olur. Ve İngiltere’ye okumaya gitmeden önceki yazı, bildiği tüm yollarla onu etkilemeye çalışarak geçirir. Ancak aşklarının önünde, oldukça koruyucu olan babası engeldir. Ayrıca Diane’nin de bir seçim yapması gerekir. Peki acaba seçimi aşktan yana mı olacak?

My Girl, 1991 (IMDb: 6.9)

Şimdilerde 30’lu yaşlarınızdaysanız muhtemelen bu film çocukluğunuza dair en güzel anılarınızdandır. Dilimize Kız Arkadaşım olarak çevrilen My Girl, iki küçük çocuğun ilk aşkını ele alıyor. İlerledikçe konusu değişse de yaşadıkları o masum yaz aşkı gerçekten insanın içini ısıtacak cinsten.

Grease, 1978 (IMDb: 7.2)

Kült filmlerden biri diyebileceğimiz Grease’de, Sandy ve Danny yazın tanışan ve birbirlerine aşık olan iki yabancıdır. Yaz bittiğinde vedalaşmak zorunda kalırlar ancak sonrasında aynı liseye gideceklerini öğrenirler. Acaba iyi kız Sandy ile kötü çocuk Danny, okuldaki sosyal baskıların üstesinden gelip yeniden birlikte olabilecekler mi? Bu lise aşkını, gerçekten tekrar tekrar izlemek isteyeceğinize eminiz.

Call Me by Your Name, 2017 (IMDb: 7.8)

Diğer filmlere kıyasla daha yeni bir yapım olan Beni Adınla Çağır’ın hikayesinde, öncelikle yazı ailesinin İtalyan Rivierası’ndaki evinde geçiren Elio ile tanışırız. Üniversitede profesör olan babası, Amerikalı doktora adayı Oliver’ı çalışmalarında kendisine yardım etmesi için evlerine davet eder ve böylece Elio ilk kez aşık olur. İkili, farklı yaşam deneyimlerine rağmen birlikte, ikisinin de asla unutamayacakları samimi bir yaz geçirirler. Filmin, Andre Aciman’ın yılın en iyi kitabı olarak değerlendirilen “Call Me by Your Name” adlı romanından uyarlandığını da belirtelim.

50 First Dates, 2004 (IMDb: 6.8)

50 İlk Öpücük! Bu kült aşk filmini izlemediyseniz bile mutlaka duymuşsunuzdur. Önce, birine aşık olmanın ne kadar zor olduğunu düşünün. Sonra aynı insanın size tekrar tekrar aşık olmasını sağlamanız gerektiğini hayal edin. Hawaii’de geçen bu film, Henry’nin (Adam Sandler) kısa süreli hafıza kaybı nedeniyle, bir önceki gün yaşanan hiçbir şeyi hatırlayamayan Lucy’ye (Drew Barrymore) çaresizce aşık olmasını konu ediniyor. Henry, her yeni günü sevdiği kadının kendisine yeniden aşık olmasını sağlamaya çalışarak geçirmeye kararlıdır… Konu çoğu kişiye saçma gelse de Sandler’ın bu rolünün şimdiye kadarki en tatlı ve cesur rolü olduğunu kabul etmek gerek.

Last Song, 2010 (IMDb: 6.0)

2010 yapımı Son Dans’ın hikayesinde Ronnie ve küçük erkek kardeşi, yazı babalarıyla geçirmek üzere küçük bir sahil kasabası olan Wilmington, NC’ye giderler. Başlangıçta Ronnie, babasıyla ilişki kurmak konusunda isteksizdir. Ancak orada ilk aşkıyla tanıştıktan sonra, babasıyla ortak noktası olan müziğe sevgisini yeniden keşfeder. Bu durum, babasıyla olan ilişkisi için de bir umut olabilir… Bu tatlı film, Ronnie’nin ilk yaz aşkının yanı sıra aynı zamanda ebeveynlerle çocukları arasındaki aşkı da harika bir şekilde işliyor…

Safe Haven, 2013 (IMDb: 6.6)

Dilimize Aşk Limanı olarak çevrilen bu romantik yaz filminde, Katie geçmişinden kaçmak için Southport isimli küçük bir kasabada yeni bir başlangıç yapmak ister. İnsanlara karşı çok temkinli olmak konusunda kararlı olsa da kendisini birden komşusu Jo ile yakın arkadaş ve Alex’e de aşık olurken bulur. Gördüğünüz gibi Nicholas Sparks kitapları, yaz romantizmini harika bir şekilde yansıtıyor. Çünkü bu film de kendisine ait bir kitaptan uyarlama.

Mystic Pizza, 1998 (IMDb: 6.3)

Romantik yaz filmleri listemize girmeye değer bir diğer isim ise Mistik Pizza. Yazın geçen bu filmde üç kadın, üç aşk ve çalıştıkları yeni müşterilere muhtaç pizzacıyı izliyoruz. Acaba genç kadınlar sonsuza dek mutlu sonlarını bulabilecek ve çok sevdikleri iş yerleri için bir gelecek sağlayabilecekler mi? Başrolünde sevilen oyunca Julia Roberts’ı gördüğümüz bu klasik filmde hem aşka hem de arkadaşlığa dair pek çok duygu aynı anda işleniyor. Bu nedenle eğer daha önce izlemediyseniz mutlaka listenize eklemeni öneririz.

İlginizi çekebilir: En iyi 50 romantik komedi filmi

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.

i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale