Çoğumuz farkında olmadan şunu yapıyoruz: Daha iyi olmak için kendimizi sıkıyoruz. Daha doğru anlaşılmak için daha çok anlatıyoruz. Daha çok sevilmek için daha çok uyumlanıyoruz. Daha başarılı olmak için daha az hata yapmaya çalışıyoruz. Ve garip bir şekilde, ne kadar çok zorladıkça, o kadar çok kilitleniyoruz. Peki ya zorlamak, sandığımız gibi çözüm değilse?
İşte paradoksal niyet tam da burada devreye giriyor. Ama bu noktaya gelmeden önce, “paradoks” dediğimiz şeyi biraz netleştirelim.
Paradoks nedir?
Paradoks; aykırı gibi görünen, içinde çelişki barındıran, kesin bir yargı sunmayan ama düşünmeye zorlayan bir karşıtlıktır.
Örneğin: Başarısız olacağım korkusuyla strese girersin. Strese girdiğin için başarısız olma ihtimalin artar. Ya da zihninde şu soru döner durur: “Beni seviyor mu?” Birisi seni incitmiştir ama yine de “beni sevmiyor” demek %100 mümkün gelmez. “Seven insan incitmez” bilgisiyle, yaşadığın gerçeklik çakışır. Ortaya çıkan şey kafa karışıklığı değil; bir paradokstur.
" class="up-amp-ad-wrapper amp_ad_bottom_ext">Zihnin net cevap bulamadığı ama bedenin çoktan etkilenmeye başladığı durumlar…
Hayatın büyük kısmı aslında bu alanlarda geçer.
Paradoksal niyet ne yapar?
Paradoksal niyet, korktuğumuz şeyi bastırmak ya da yok etmeye çalışmak yerine, ona bilinçli olarak alan açmak demektir. “Olmamalı, lütfen olmasın” diye savaştığımız şeye, “olabilir” diyerek yaklaşmak. Niyetin içinde bir çelişki vardır ama tam da bu çelişki dönüştürücüdür.
- “Bugün biraz yanlış anlaşılabilirim, sorun değil.”
- “Her şeyi de mükemmel yapmayayım.”
- “Birileri de beni sevmeyebilir.”
- “Biraz da başarısız olabilirim.”
- “Bu işi ya da ilişkiyi kaybetme ihtimali de var.”
Bu cümleler kulağa tuhaf gelebilir. Çünkü biz yıllardır tam tersini yaparak hayatta kalmayı öğrendik.
Sinir sistemi başka bir dil konuşur
Zihin kontrol etmek ister. Ama sinir sistemi tehdit algıladığında kasılır. Beyin için “olma ihtimali”, çoğu zaman “olmuş” gibidir. “Ya olursa?” sorusu bedende alarm yaratır. Kontrol etmeye çalıştıkça bu alarm daha da yükselir.
Paradoksal niyet ise bedene şunu söyler: “Olursa da bununla baş edebilirsin.”
Bu cümleyle birlikte beden gevşemeye başlar: Yanlış anlaşılma ihtimali ortadan kalkmaz belki ama artık felaket değildir. Mükemmel olmama ihtimali vardır ama tehdit olmaktan çıkar. Herkesin seni sevmeyeceği gerçeği, sinir sistemi için tolere edilebilir hale gelir.
Ve ilginç bir şey olur: Bıraktığında daha rahat olursun. Daha rahat olduğunda daha net olursun. Daha net olduğunda ise, pek çok şey kendiliğinden yoluna girer.
Paradoksal olan da tam olarak budur: Başarısız olmaya izin verdiğinde, başarı ihtimali artar.
Yanlış anlaşılmayı kabul ettiğinde, kendini daha net ifade edersin. Sevilmemeyi göze aldığında, daha sahici sevilirsin.
Bir şeyi zorladığında olmuyorsa, belki de sen zorladığın için olmuyordur.
O zaman geriye tek bir şey kalır: Zorlamamak. Olacak olana alan açmak.
Bu yaklaşım, Viktor Frankl’ın geliştirdiği logoterapi anlayışıyla da uyumludur. Logoterapiye göre insan her koşulu kontrol edemez ama yaşadıklarına karşı nasıl bir tutum alacağını seçme özgürlüğüne sahiptir. Asıl güç de tam olarak buradadır.
Paradoksal niyet, “ne olursa olsun, hiçbir şey umurumda değil” demek değildir. Aksine, kontrol edemediğin alanlarla savaşmayı bırakıp, enerjini etkileyebileceğin yere geri çağırmaktır. Korkuyu bastırmak ya da yok etmeye çalışmak yerine, onun varlığıyla baş edebileceğini fark etmektir.
Frankl’ın vurguladığı gibi, insanı kilitleyen şey çoğu zaman yaşadığı durum değil, o duruma eşlik eden “olmalı/olmamalı” inancıdır. Paradoksal niyet bu zorunluluğu gevşetir. “Bunu yaşamamalıyım” yerine; “Bunu yaşasam da ayakta kalabilirim” diyebildiğin anda, içsel alan genişler.
İşte bu yüzden paradoksal niyet pasiflik değil, olgun bir kabulleniştir. Teslim olmak değil, gerçekçi bir güç tanımıdır.
Ve özgürlük, her şeyin yolunda gitmesinde değil; yolunda gitmeyenlerle de baş edebileceğini bilmekte başlar.
Mini Uygulama
Bugün seni kaygılandıran ve bedeninde gerginlik yaratan bir konu seç. Ve sessizce kendine şu cümleyi söyle: “Bu olursa da bununla baş edebilirim.”
Bedendeki değişimi fark et. Zihnini değil, bedenini dinle.
İlginizi çekebilir: Yeni yılın ışıltısı: İçimizdeki çocuğa iyi gelen gizli şifa