Önemli bir kararın eşiğindeyken: Kalbinizin fikrini sordunuz mu?

Yıllardır görüşmediğim bir arkadaşımla geçen gün telefonda konuşuyorduk. Bana hayatındaki gelişmeleri aktarıyordu. Görüşmeyeli o kadar uzun bir süre olmuş ki, güncelleme yapmak gerekti hayatlarımız hakkında. Fakat ne güzel bir histir yıllardır görüşememiş olsan da, kendini hala aynı içtenlikle paylaşabilmek. Görüşmediğimiz yıllar içinde yaptıklarından bahsettikten sonra kendiyle ilgili çok güncel bir konuya geldi ve başladı anlatmaya.

İşi sebebiyle gittiği en son yurtdışı ziyaretinde, kendisine orada bir iş teklif edilmiş. Fakat o ülkenin prosedürlerden dolayı ilk etapta bir yıl kadar denklik için çalışması gerekiyormuş ve sonrasında ülkede yasal olarak çalışma imkanları mevcutmuş. Bunu duyduğuma o kadar sevindim ki, çünkü kendisinin yıllardır kalbinde ve dilinde olan bir isteği sonunda gelip onu bulmuştu. Fakat bu güzel fırsata rağmen kafası o kadar karışmıştı ki. Hep öyle olmaz mı zaten? İstediğin bir şey seni gelip bulur, fakat o anda sen ne yapman gerektiğini bilemezsin.

Arkadaşım için durum şu şekildeydi; eğer bu teklifi kabul ederse, şu anda Türkiye’de bulunduğu güzel pozisyona ara vermesi gerekiyordu ve sonucunu bilmediği bir yolculuğa çıkacaktı. Ayrıca ailesinden, sevdiklerinden ve çevresinden bir süre ayrı kalacak ve tabi konfor alanından dışarı çıkmak zorunda kalacaktı. Bu durumu sevdikleri ve yakın çevresiyle paylaşmış ve tabi hemen sonrasında birçok yorum almaya başlamıştı. Çevresindeki insanların bir kısmı gitmesinin gereksiz olduğunu söylerken, bir kısmı da böyle bir fırsatın kaçırılmayacağını ifade ediyordu. Ben ise ona kişisel bir yorum yapmak yerine sadece şu soruyu sordum: “Kalbinden ne yapmak geçiyor?”

Hiç düşünmeden “Ben gitmek istiyorum” diye net bir şekilde cevap verdi. Ve o an o kadar büyük bir rahatlama yaşadı ki, telefonda bile sesinden anlaşılıyordu bu rahatlama hissi. İşte o an içinden gelen sesi ve ne yapması gerektiğinin farkına varan birisinin hafifliğiydi bu.

İnsan çoğu zaman kendi hayatını başka insanların yorumlarına göre şekillendiriyor. Meslek, kariyer, yaşayacağı şehir, kullanacağı araba gibi birçok kararı aldığı tavsiyeler ve yorumlar üzerine şekillendiriyor. Cevapları hep dışarıda arıyor. Oysa hiç sormuyor ki kalbine “BEN NE YAPMAK İSTİYORUM?” diye! Bu durumu şuna benzetiyorum: Sana kullanman için iki çift göz verilmiş ama sen gözünü kapatmışsın ve dışarıdan gelen seslere göre yolunu bularak ilerlemeye çalışıyorsun. Oysa ki açsan o güzel gözlerini, kullansan onları alabildiğince rahat ve özgürce, kendi yolunu görebilecek ve kendi yolunda ilerleyebileceksin.

Dışarıdan aldığımız yorumlar ve kişilerin deneyimleri bazen kendimizi anlamak için aracı olabilir. Fakat sadece bir aracı, bunu unutmamak gerekir. Günün sonunda kararı kendin vermen gerekiyor. Ve verdiğin karar ne olursa olsun sorumluluğunu alman gerekiyor. Birçokları kendi hayatının sorumluluğunu almamak için karar vermek istemiyor. Çünkü bu durumda suçlayacakları bir başkası kalmayacak.

Mesela bir evlat meslek seçiminde babasının sözünü dinliyor ve içinden geçen başka bir şey olmasına rağmen babasının söylediği mesleği seçiyor. Ve yıllar sonra seçtiği mesleğin ve yaşadığı hayatın sorumluluğunu almamak için diyor ki; “Bu mesleği babam yüzünden seçtim.” Oysa sana kimse bir şey seçtirmedi. Babanın dediklerini SEN kendi iradenle yaptın. Kimse senin başına silah dayayıp bir şey yaptırmadı, sen o günün şartlarında kendi iradeni kullanmak ve sorumluluğunu almak istemedin ve başka birisinin iradesine tabi oldun.

Kendi içine dönüp bakmadın, anlamaya çalışmadın, “Ne yapmak istiyorum?” diye sormadın ve sonra önüne gelen şeyi seçtin. Tabi bunu yapmış olmak iyi ya da kötü değil. Bugün olduğun kişiyi bu durumlara borçlusun. Fakat artık hayatının sorumluluğunu alma vaktinin geldiğini hissediyorsan içinden, kalbinden gelen sesi dinlemeye başlayabilirsin. Bu noktada hep aynı soru ile karşılaşıyorum.

“Kalbimin sesini nasıl duyacağım ve ayırt edeceğim?”

Kalbinin sesini belki hemen duymaya başlayamayacaksın. Çünkü o kadar alışmışsın ki her şeyi zihninin sesiyle cevaplamaya. İlk önce kalp ile zihninin sesini birbirinden ayırmayı öğrenmelisin. Kalbin sesiyle ilgili sana birkaç ipucu vermemi ister misin?

Kalbinin sesi saf ve içtendir. Hesap kitap yapmaz. Sadece yapman gerekeni söyler, sonunu düşünmeden ve herhangi bir şüphe duymadan. İçinde kaygıdan ya da korkudan yana değil, sevgiden yana sesler ve seçimler vardır. Sadece hissedersin bu sesi, bazen akla ve mantığa pek uymasa da yaptığında inanılmaz sonuçlar meydana gelir. Hiç beklemediğin ve umulmadık bir şekilde akar gider bu sesle her şey. Ahenk ve uyum vardır bu sesin kararlarında. Aslında bu ses tüm gücünü, içindeki o mükemmel özün saf niyetinden ve güzelliğinden alır.

Bu gücü kullanıyor olmak hayatında daha çok ahenk ve uyum yaratır. Seni bazen meşakkatli yollardan, dar patikalardan, dikenli geçitlerden götürse de sonunda hep bir aydınlık ve ferahlık vardır. Bu süreci de öğrenerek yaşaman gerektiği için yaşatır sana kalbin. Seni daha güçlü kılarak, kendi hayat yolunda ilerletmek içindir her şey. Çünkü çıkaracağı o aydınlık alana gelebilmen için öğrenmen ve deneyimlemen gerekenler vardır. İşte bu ses aslında sana hep hizmet eder. Sadece KENDİNE DOĞRU İLERLEYEBİLMEN İÇİN.

Bütün bu okuduklarından sonra KALBİNİN SESİNE kulak vermeye var mısın?

Sevgilerimle…

İlginizi çekebilir: Tüm cevaplar sende gizli: Bedeninin bilgeliğini ne kadar dinliyorsun?

Burak Ayhan
1987 yılında, Akdeniz'in sıcakkanlı şehri Mersinde gözlerini dünyaya açan Burak, kendi kişisel öyküsüne başlamış. Herkes gibi kendi öyküsünün kahramanı olan bu şahıs, üniversitede tıp ... Devam