X

Öfkeye yenik düşmemek için empatinin gücünü kullanın

Empati, bir başkasının duygularını ve yaşantılarını anlayıp bunları paylaşabilme yetisi olarak tanımlanıyor. Kendinizi o kişinin yerine koyduğunuzu farz edin; o ne hissediyorsa siz de öyle hisseder, o dünyayı nasıl bir gözle görüyorsa siz de o gözle görürsünüz. Harper Lee’nin ünlü romanı Bülbülü Öldürmek’te Atticus Finch ne demişti: “Bir insanı, sorunu onun açısından düşünmeye alışmadıkça anlaman olanaksızdır. … Derisinin içine girip gezineceksin.

Empati kurma becerisi her ne kadar bilinçaltı düzeyde başlasa da başka birinin düşüncelerini, duygularını ve niyetlerini anlayabildiğimiz ölçüde empati yetisini bilinç düzeyine taşıyabiliriz. Diğer bir deyişle, empati kurma becerisi yeterince gelişmemiş kişiler bile beynini bu yönde eğitebilir, bilinçli bir çaba ve pratikle daha kolay empati kurabilirler.

Öncelikle, kişilere ve olaylara ön yargılardan arınmış şekilde, yargılama yapmaksızın yaklaşmamız gerekiyor. Karşımızdakinin acısını anlamak istiyorsak, ona “ulaşmamız” lazım ve bunun için de araya girmeden, herhangi bir müdahalede bulunmadan dinlemeliyiz. Rehabilitasyon uzmanı Rekha Shrivastava, “Onun duygularını duyun, tüm benliğinizle onun yanında ve o anda olun,” diyor.

Karşımızdaki insan ancak onu gerçekten dinlediğimizi hissettiğinde tam anlamıyla açılabilir ve kendisini neyin üzdüğünü dürüstçe anlatabilir. Kuşkusuz, bu türden bir empati iki kişi arasında yadsınamaz bir bağın kurulmasını sağlar. Empati kurma becerisini geliştirmek ya da bunu baştan inşa etmek için demek ki karşımızdakinin düşüncelerini ve hislerini, belli olaylara yaklaşımındaki niyet ve sebeplerini anlamamız gerekiyor. Bu noktada, sakinlik son derece önemli. Karşımızdaki kişi bize açılırken, telaşsız bir ruh haliyle ve zihinle onu dinlemeli, anlık bir öfke ya da kızgınlığın asıl ihtiyacımız olan sakinlik hissini yenmesine izin vermemeliyiz.

Empatiyle yaklaştığımızda, değer verdiğimiz insanı gerçekten olduğu gibi görürüz –o artık hayalimizdeki ya da olmasını arzu ettiğimiz kişi değildir, asıl benliğiyle karşımızdadır. Ona olan hislerimiz, onun bizim için yaptıklarından ya da yapmadıklarından bağımsız olarak, yalnızca sahip olduğu özellikler ve karakterinin etkisiyle şekillenir. Empati sayesinde biliriz ki, bir insanla aynı tecrübeden geçsek bile düşüncelerimiz ve duygularımız farklı olabilir.

Empati yetisini nasıl geliştiririz?

Her şeyden önce kendimize karşı empatiyle yaklaşabiliyor muyuz? Nasıl hissettiğimiz hakkında gerçekçi miyiz? Yoksa hislerimizi duymaktan kaçınıyor muyuz? Yanıt evetse, kabul etmeye yanaşmadığımız duyguları keşfetmekle yola koyulabiliriz. Dr. Michael Mcgee’ye göre, öfke, acı, kırgınlık, kıskançlık ve güvensizlik gibi olumsuz duygulara karşı aldığımız gardı indirmek gerekiyor, bunu gerçekten istemeli, kendimizi olduğu gibi kabul etmeye çalışmalıyız.

Empati için önce kendi düşüncelerimizi, ön yargı ve duygularımızı anlamak önemli çünkü başkalarının nasıl düşünüp hissettiğini ancak bu sayede aşama aşama keşfedebiliriz.

İkinci adım ise karşımızdakine dikkat kesilmek. Onu görmek mi istiyorsunuz, bakın ona. Duymak için onu, dikkatlice dinleyin. O anda, onunla birlikte olun.

Sırada merak ve merakın tetiklediği sorular var. Karşımızdaki kişi ne düşünüyor, nasıl hissediyor sormaktan çekinmeyin. “Seni anlamak istiyorum. Bunun için bana yardımcı olur musun?” iyi bir başlangıç olabilir.

Dördüncü olarak da “yansıtmalı ifadeler” faydalı olabilir. Karşınızdakinin derdini doğru anladınız mı? Yeterince derine inebildiniz mi? Onu dinledikten sonra aklınızda şekillenen düşünceleri, duyduğunuz hisleri paylaşın ve hatalı olduğunuz ya da eksik kalan yönleri onun tamamlamasına izin verin.

Öfkeyi yenmenin bir yolu olarak empatinin gücü

Empatinin gelişmesini engelleyen pek çok durum, ön yargı ve duygu var. Ama sanırım öfke hali bunların en yaygın ve kuvvetli olanı. Öfke zararlıdır, öte yandan kendi bakış açımıza ters düşen yorumlarda ya da davranışlarda bulunan insanlara karşı öfkelenmemiz de doğal bir şeydir.

Öfke kontrol edilmeli. Dizginlenmeli. Bunun için, öfkeye neden olan durumu kısmen karşımızdakinin davranışının, kısmen de bizim empati kurma eksikliğimizin sonucu olarak görmeliyiz. Bu noktada, başkalarının düşüncelerini, hislerini veya davranışlarını kontrol edemeyiz ama kendi empati becerilerimizi kesinlikle geliştirebiliriz.

Öfkemizi empati yoluyla dizginlemek için Dr. Tony Fiore üç temel yeti olduğunu belirtiyor: Dinlemek, kendinin farkında olmak ve kabul etmek.

Empatiyle dinleme, sıradan bir dinleme deneyiminin ötesinde, daha derinlere uzanan bir eylemdir. Empatiyle dinlerken, dünyayı başkalarının gördüğü şekilde görebilmek için karşımızdakinin bakış açısını kullanırız. Böylece, onların nasıl hissettiğini daha kolay bir şekilde anlarız.

Kendinin farkında olmaktan kast edilen ise kendi düşüncelerinizi ve duygularınızı daha iyi anlamaktır. Kendi hislerimize açık olduğumuz ölçüde, başka birinin duygularını da daha doğru okuruz ve çoğu zaman öfkemizi etkili bir şekilde kontrol edebiliriz.
Kabul etmek yetisine geldiğimizde, başkalarının bize “gülünç” gözüken düşünce ve duyguları olabileceğini kabul etmemiz gerekiyor. İnsanların onlara nasıl hissetmeleri gerektiğini söyleyen birilerine ihtiyacı yok. Başkalarının ne hislerine yön verebiliriz ne de belli bir şekilde düşünmekten vazgeçmesini sağlayabiliriz. Ama onları anlayabiliriz. Empati kurarak.

David D. Burns, öfke yaratan düşüncelerin çoğunlukla çarpıtmalar içerdiğini ifade ediyor. Bu çarpıtmaları düzeltmek ise öfkeyi azaltır ve empati işte bu çarpık düşünceleri düzeltmeye imkân tanıyarak öfkeye yenik düşülmemesini sağlar.

Öfkelenmek de bir duygu, değil mi? Öfkelenmeye hakkım yok mu, karşımdaki hatalı olamaz mı? Bu sorular aklınıza geldiğinde hemen şunu da sorsanız: Öfkelenmek benim yararıma mı? Neyi çözecek? Öfkemden ben ya da dünya gerçekten yararlanacak mı? Bu soruların cevabını geçmişte öfkelendiğiniz anlara giderek bulabilirsiniz, o anlar daha farklı davransaydınız, yani sakin bir şekilde empati kurmaya çalışıp öfkenizi sustursaydınız siz de çevreniz de daha az incinmez miydiniz?

Geçmiş anları değiştiremeyiz belki ama, yeni yaşantılarımızın öfkenin ve kızgınlığın gölgesinde şekillenmesine engel olmak bizim elimizde. Yeter ki sakinliğin kıymetini bilip doğru sorularla doğru çıkarımları yapabilelim. Anlayış ve empati kendiliğinden gelecektir.

Kaynaklar:
Dr. David Burns, İyi Hissetmek- Yeni Duygudurum Tedavisi, çev. Özay Süsoy, Altın Kitaplar, 2013 (8. Basım)
https://www.cognitivehealing.com/personal-growth/learn-how-to-reduce-anger-by-developing-empathy/
https://www.psychologytoday.com/us/blog/mindful-anger/201809/learn-empathy-in-just-5-steps
https://www.streetdirectory.com/travel_guide/8092/self_improvement_and_motivation/how_empathy_can_reduce_your_anger.html
https://drmichaelmcgee.com/empathy/

İlginizi çekebilir:
Yeme bozuklukları ve yoga: Ahimsa ilkesi, yeme bozukluklarıyla mücadelede yardımcı olabilir
Yeme bozuklukları ve duygularımız arasındaki ilişki: Duygusal dengenizi bulmaya yardımcı olacak bir kriya pratiği

Burcu Uluçay: Sözcüklerle, cümlelerle dahası dille uğraşmayı hep sevdim. Bunun üniversitede mütercim tercümanlık okumamda önemli bir payı oldu. 2012’de Marmara Üniversitesi’nden mezun olduğumda bir sene kadar çeşitli alanlarda çevirmenlik yaptım. “Şirket-bazlı” çevirmenliğin pek bana göre olmadığını anlayınca daha “naif” bir yönü olan yayıncılık dünyasına yöneldim. Fakat The University of Westminster’da Cultural and Critical Studies (Kültürel Çalışmalar) yüksek lisans programını burslu okuma şansı kapımı çalınca –pırrr– Londra’ya uçtum. 2014’te elimde afili diplomamla yurda döndüm. Ama yalnız değildim: Ben ve anoreksiya nervoza birlikte gelmiştik! Londra’ya gitmeden de ufak ufak “yoldayım” dese de pek aldırış etmediğim bu yeme bozukluğu artık sağlığım başta olmak üzere tüm hayatımı etkiliyordu ve kendisini yenmek için halen mücadele veriyorum. Bir taraftan asıl mesleğimi yani çevirmenlik ve editörlük çalışmalarımı sürdürsem de altı aydan uzun bir zamandır tam zamanlı işim buymuş gibi anoreksiya nervozadan iyileşmeye çalışıyorum. Yeme bozukluklarının nedenlerini, tedavi yollarını, iyileşen hastaların öykülerini ve güncel araştırmaları didik didik edip okumaya başladığımda tüm isteğim kendimi bu azaptan kurtarmaktı. Fakat zamanla yeme bozuklukları hakkında Türkçe yazılmış kaynakların İngilizcedekilere göre yetersiz kaldığını gördüm. Üzücü değil mi sizce de? Hele de yeme bozuklukları dünyanın hemen her yerinde bütün yaş grupları için gittikçe tehlikeli bir hal alırken. Tabii bir de yeme bozukluğu yaşayan kişilerin ailelerini, yakınlarını, arkadaşlarını düşünmek lazım. Sevdiklerine yardımcı olmak için daha güvenilir ve güncel içeriklere ulaşsalar ne güzel olur! Böylece önce kendi ailem ve yakınlarım için okuduklarıma dayanarak çeviriler ve derlemeler yapmaya başladım. TEDTalks’ta yeme bozuklukları, kaygı bozukluğu, yoga ve meditasyon gibi konularda ilham verici konuşmalar olduğunu biliyordum çünkü hemen hepsini izlemiş/dinlemiştim. Aralarında Türkçe altyazı çevirisi olmayanlar vardı. TEDTalks’un gönüllü çevirmenler projesine dâhil olup çeviriler yaptım. Sonra blog açma fikri geldi. Blogumda hem yabancı kaynaklardan edindiğim bilgileri hem de kendi deneyimlerimden yola çıkarak yazdığım içerikleri paylaşmaya başladım. Yazdıkça yazdıkça anladım ki paylaşmak ihtiyacım varmış. İtiraf etmek. Yeme bozukluklarının ciddi bir zihinsel rahatsızlık olduğunu, dahası bunu bizim “seçmediğimizi” bilin demek. Böyle böyle Uplifers’la yollarımız keşişti. Yeme bozuklukları hakkında yerleşmiş yanlış düşünceleri değiştirmek için buradaki birlikteliğimizden aldığımız güç önemli bir adım olsun. Yeme bozukluklarının zihnimize işkence eden kötücül sesine birlikte “dur” diyebileceğimize inanıyorum! Bana buradan ulaşabilirsiniz: burcu.ulucay@yahoo.com Bloguma göz atmak isterseniz: https://sahteseslereelveda.wordpress.com/

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale