Neden bazı insanların yanında kendimiz gibi davranamıyoruz?

Hiç bazı insanların yanında kendinizi normalden farklı davrandığınızı fark ettiniz mi?

Mesela normalde söylemekten çekinmeyeceğiniz bir şeyi söyleyememek, istemediğiniz halde “tamam” demek, karşınızdaki insanın ne düşündüğünü gereğinden fazla önemsemek… Hatta bazen bir konuşmadan sonra eve gidip “Ben bunu neden söyledim ki?” diye düşünmek.

İlginç olan şu ki bunu herkesin yanında yaşamıyoruz. Bazı insanların yanında çok rahatız. Saçmalayabiliyor, fikrimizi değiştirebiliyor, sessiz kalabiliyor, hatta kendimizi kötü hissettiğimiz bir günü bile saklamadan anlatabiliyoruz. Bazı insanların yanında ise sanki sürekli kendimizi kontrol ediyoruz.

“Bunu söylesem ne düşünür?”

“Acaba yanlış mı anladı?”

“Fazla mı konuştum?”

“Şimdi bana kızdı mı?”

Bir süre sonra karşımızdaki insanla ilişki kurmaktan çok, onun gözündeki kendimizi yönetmeye başlıyoruz.

Bence burada üzerinde durmamız gereken önemli bir nokta var: İnsan her zaman sadece kişiliğiyle davranmıyor. Bulunduğu ilişkinin içinde nasıl hissettiği de davranışlarını oldukça etkiliyor.

Kendimizi güvende hissettiğimiz birinin yanında daha rahat olabiliyoruz. Sürekli yargılanacağımızı, eleştirileceğimizi veya yanlış anlaşılacağımızı düşündüğümüz birinin yanında ise daha kontrollü davranıyoruz. Kimi zaman daha fazla susuyoruz, kimi zaman gereğinden fazla açıklama yapıyoruz, kimi zaman da sırf ilişki bozulmasın diye istemediğimiz şeylere bile evet diyoruz.

Sonra da kendimize kızıyoruz.

“Neden bu kadar taviz verdim?”

“Neden hayır diyemedim?”

“Ben normalde böyle biri değilim.”

Belki de gerçekten değilsiniz.

Belki de o ilişkinin içinde böyle davranmayı öğrenmişsinizdir.

Çünkü bazı ilişkilerde insan farkında olmadan kendini sürekli karşısındaki kişinin tepkisine göre ayarlamaya başlıyor. Onun kızıp kızmadığını, kırılıp kırılmadığını, memnun olup olmadığını düşünmekten kendi ne hissettiğini ikinci plana atabiliyor.

Özellikle karşı tarafın sevgisini veya onayını kaybetmekten korkuyorsak bu daha da belirgin hale geliyor.

“Böyle söylersem bana kızar.”

“Bunu yapmazsam beni yanlış anlar.”

“Hayır dersem bencil olduğumu düşünür.”

Ve fark etmeden kendi sınırlarımızı biraz daha geri çekiyoruz.

Bunun bir kısmının geçmişten geldiğini de düşünüyorum. Çocukken kabul görmek için nasıl davranmamız gerektiğini hepimiz bir şekilde öğrendik. Kimi çocuk uslu olduğu zaman övüldü, kimi çok başarılı olduğunda değerli hissetti, kimi de ailesindeki huzuru bozmamak için kendi duygularını geri plana atmayı öğrendi.

Bunlar yetişkin olduğumuzda tamamen ortadan kaybolmuyor.

Bazen ilişkilerimizin içine de taşıyoruz.

Kimseyi kırmamaya çalışıyoruz.

Herkesi anlamaya çalışıyoruz.

Sorun çıkmasın diye susuyoruz.

Karşımızdaki mutlu olsun diye kendi isteğimizden vazgeçiyoruz.

Sonra da bütün bunları “Ben zaten böyle anlayışlı biriyim” diye açıklıyoruz.

Oysa bazen anlayışlı olmakla kendimizi sürekli geri plana atmak birbirine karışabiliyor.

Bunu fark etmek önemli. Çünkü sağlıklı bir ilişkide her zaman aynı fikirde olmak zorunda değiliz ama kendimiz olmaktan da korkmamalıyız.

“Ben böyle düşünüyorum.”

“Bunu yapmak istemiyorum.”

“Bu söylediğin beni kırdı.”

“Şu an buna hazır değilim.”

Bunları söyleyebildiğimiz bir ilişkide kendimizi ifade etmek için sürekli prova yapmamız gerekmez.

Tabii ki her ortamda tamamen aynı davranmamız da gerekmiyor. İş yerinde başka, ailemizin yanında başka, yakın arkadaşlarımızla başka davranabiliriz. Bu çok normal. Buradaki mesele farklı ortamlarda farklı yönlerimizin ortaya çıkması değil.

Mesele, birinin yanında kabul görmek için kendimizden vazgeçmeye başlamamız.

Bence zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: “Bu insanın yanında gerçekten kendim gibi miyim, yoksa onun beni kabul edeceği birine mi dönüşüyorum?”

Bu sorunun cevabı bazen hoşumuza gitmeyebilir.

Çünkü bazı ilişkilerde karşımızdaki insanı kaybetmemek için kendimizi o kadar çok değiştirmiş olabiliriz ki, bir süre sonra ilişkinin içinde bizim nerede olduğumuzu bile unutabiliriz.

Belki de bu yüzden bazı insanların yanında çok yoruluyoruz.

Bizi fiziksel olarak yoran bir şey yapmıyor olabilirler. Ama sürekli kendimizi kontrol etmek, doğru cümleyi kurmaya çalışmak, yanlış anlaşılmaktan korkmak ve karşımızdakinin tepkisini hesaplamak da insanı oldukça yoruyor.

Aile danışmanlığı çalışmalarında da ilişkilerde yalnızca “karşı taraf bana ne yapıyor?” sorusunun değil, “Ben bu ilişkinin içinde nasıl birine dönüşüyorum?” sorusunun da önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bazen bir ilişkiyi değerlendirirken sadece karşımızdaki kişinin davranışlarına bakıyoruz. Oysa kendi davranışımıza da bakmamız gerekiyor.

Bu insanın yanında kendimi rahat hissediyor muyum?

Fikrimi söyleyebiliyor muyum?

Hayır dediğimde kendimi suçlu hissediyor muyum?

Sürekli kendimi açıklamak zorunda kalıyor muyum?

Onun sevgisini kaybetmemek için kendimden ne kadar vazgeçiyorum?

Bunların cevapları bize ilişkilerimiz hakkında düşündüğümüzden daha fazla şey söyleyebilir.

Belki de hayatımızdaki insanları değerlendirirken yalnızca “Beni seviyor mu?” diye sormak yerine bir soru daha eklemeliyiz: “Ben onun yanında kendimi seviyor muyum?”

Çünkü insanın kendisi gibi olabildiği ilişkilerde sürekli bir şeyleri kanıtlamaya çalışması gerekmez.

Hata yapabilir.

Fikrini değiştirebilir.

Bazen sessiz kalabilir.

Bazen “hayır” diyebilir.

Ve bütün bunları yaptığında ilişkinin biteceğinden korkmaz.

Bence gerçek yakınlık biraz da burada başlıyor.

Birinin yanında kendimizi daha iyi, daha değerli veya daha etkileyici göstermek zorunda olmadığımızda… Sadece olduğumuz halimizle var olabildiğimizde.

Belki de hayatımızdaki bazı insanları yeniden düşünmenin zamanı geldiğinde, önce onların yanında kim olduğumuza bakmalıyız.

Çünkü bazen asıl soru “Bu insanı seviyor muyum?” değil.

“Bu insanın yanında kendim olabiliyor muyum?”

Ve bence bu sorunun cevabı, bir ilişki hakkında bize tahmin ettiğimizden çok daha fazlasını anlatabilir.

İlginizi çekebilir: Yediklerimiz davranışlarımızı etkiler mi? Bedenimiz ile ruh halimiz arasındaki görünmeyen bağ

Duygu Yüksel
Duygu Yüksel, sosyolog ve aile danışmanıdır. İnsan davranışlarını, aile ilişkilerini ve bireyin yaşam yolculuğunu bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır. Aile içi iletişim, ilişkiler, ... Devam