Mutluluk çeşit çeşittir, siz hangisinin peşindesiniz: Eudaimonia nedir, neden mutlu eder?

Şimdi seni masmavi bir gökyüzünün altında, kuş cıvıltılarının eşlik ettiği, renk renk, taptaze bahar kokusunun içine dolduğu bir güne götürmek istiyorum. Deniz güneşin yansımalarıyla yer yer ışıldıyor. Sokakta insanlar yürüyor, kimisi bisiklete biniyor, bazıları aralarında gülüşüyor. Belki durup sokak hayvanlarını seven birini görüp huzur buluyorsun, yerden ufak çöpleri alıp çöp kutusuna atan gence bakıp içinden “Aferin” diyorsun, köpeklerin çocuksu oyunları seni neşelendiriyor. El ele gülüşen sevgililer içini ısıtıyor ve “Yaşamak ne güzel şey” diye geçiriyorsun içinden. Hele ki yanında da sevdiğin biri/birileri varsa, gülümseyip anın tadını beraberce çıkarabiliyorsan, var mı senden daha şanslısı? İçinden sahip oldukların için şükrediyorsun…

Evet, olumlu hissetmek, hayattan tatmin olmak, ana odaklandığımızda bazen bu kadar kolay değil mi? Peki bizler, olumlu hissetmek bu kadar kolayken, etraftaki güzellikleri görmek yerine nelere odaklanıyoruz çoğu zaman? Ya da “dayatılan mutluluk” diye adlandırdığım tanım bizi nelere odaklıyor?

Bugün sana Hedonik Mutluluk ve Eudaimonic Mutluluk farkından bahsetmek istiyorum. Bu ikisinin arasındaki fark sayesinde bazen neden iyi hissetmek aslında kolayken bizim için zorlaştığını görebilesin diye…

Şimdi hayatını düşün, sana her yerden, gazete, dergi, TV, sosyal medya, belki çevren tarafından dolaylı ya da doğrudan verilen mutluluk tanım ve koşullarına bir bak; “Ne kadar çok şeye sahipsen, ne kadar başarılıysan, kendini diğerlerinden ne kadar iyi konumlandırabilirsen, yani ne kadar çok rekabet avantajın varsa o kadar mutlu olabilirsin” diye fısıldıyor çoğu. Güzel görünmek için çaba harcayarak çektiğin selfie’ler, iş arkadaşından ya da rakibinden daha iyi olmak için yaptıkların, “Bu telefon/ev/araba/adam/kadın benim olmalı“lar… “Sen deli misin? Bu kadar iyi maaşlı iş varken, bırakıp ‘kendi istediğim işi yapacağım’ demek akıl karı mı?” gibi cümleler, “Mutluluk ZAMAZİNGO markalı arabaya sahip olmaktır” reklam mottoları, “Bu sınavda onun seni geçmiş olması bir şey değiştirmez, sen en başarılı, en iyisin” dolduruşları.. Bu ve bunun gibi mutluluğa yol açacağı düşünülen kalıplar aslında toplumda materyalist ve narsist birey sayısının artmasına yol açıyor. Peki bunun sonucunda neler oluyor?

Materyalist ve narsist kişilerin empati kurma becerisi zayıf ve güçlü bağlar kuramıyorlar. Bu da toplumda yalnızlaşmış bireylerin sayısını arttırıyor. Özellikle batı toplumunda yalnızlık oranları oldukça artmış durumda. Yalnızlaşma; depresyon, bağışıklık sisteminde bozukluklar, uyku problemleri, ve psikolojik rahatsızlıklar gibi sonuçlar doğuruyor. Depresyon yaşı 50 yıl önce 29 iken bugün 14’e kadar düştü. İnsan bir durup düşünüyor, bu her yanımızı saran, dört bir yandan alttan alta verilen tüketime dayalı mutluluk tanımı bizi gerçekten mutlu ediyor mu?

Hedonik mutluluk

Bu dayatılan mutluluk aslında Hedonik mutluluk tanımına giriyor. Hedon kökünden gelen Hedonizm zevk ve sefa düşkünlüğü anlamına geliyor. Hedonik Mutluluk tanımında, amaç sürekli haz almak. Burada her ortamda hazzı maksimize etme, acıdan kaçınma çabası var. En önemlisi de herhangi bir anlam arayışı yok.

Günümüzde hedonik mutluluk tanımı gerçek mutluluk tanımı olarak insanların kafasına yerleştiriliyor. Daha çok kazanç, daha çok eşya, daha çok sevgili, daha çok haz, daha çok zevk, daha çok yükselme… Bunların bazıları gerçekten mutluluk getirebilecek etkenler olmasına karşın anlam yoksunluğu denklemin bozulmasına yol açıyor.

Mutluluğu sürekli haz almaya çalışma ya da ihtiyaçların sürekli tatmin edilmesi olarak gördüğümüz zaman, bu ihtiyaçları karşıladığımızda, kendimizi sürekli bir “peşinde koşma” zorunluluğu içinde buluyoruz. Üstelik bizi neyin mutlu edeceği ya da üzeceği ile ilgili yargılarımız da oldukça zayıf (bkz. impact bias). Dolayısıyla başımıza gelen bizi sonsuza dek mutlu ya da mutsuz edeceğini düşündüğümüz bir şeyin etkisi ya çok kısa sürüyor, ya da bu duruma çok çabuk adapte olabiliyoruz ve ayar noktamıza, yani genel mutluluk seviyelerimize geri dönüyoruz. Bu adapte olma durumuna “hedonik adaptasyon” deniyor. Umduğumuzdan çabuk adapte olduğumuz için bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz yeni bir uyaranın peşinden koşmaya başlıyoruz. Bu bir döngü haline geliyor ve buna da “hedonik çark” deniyor. Hedonik çark’a bir kez kapıldık mı, aslında bağımlılık davranışına benzer bir döngü içine giriyoruz.

Hedonik çark döngüsü

Benim telefonum hiçbir işe yaramıyor. (6 ay önce alınmıştı.) Şu yeni çıkan modeli inanılmaz iyi, hem muhteşem fotoğraf çekiyor, hem kendinden uzayan selfie çubuğu var, hem de herkes bunu kullanıyor şimdi. Bir bende yok! Alırsam inanılmaz mutlu olacağım.” Aldığı günün ertesinde: “İnanılmaz mutluyum, telefonumla yatıyor, telefonumla kalkıyorum. Bütün sevdiğim şarkıları yükledim, hızlı modda videolar çektim, ay bir de harika bir kap aldım, benden mutlusu yok (saatlerce telefonun özelliklerini incelemeler vs.)“. 6 ay sonra: “Telefonum çok eskidi, yeni çıkanda yine inanılmaz özellikler var, latte bile yaptığını söylüyorlar -!-, benimki daha filtresiz kahveyi yapamıyor. Ve bu beni mutsuz ediyor. Yenisini alırsam çok mutlu olacağım.” Hedonik mutluluk, “mutluluğun” peşinde koşan, ancak yanlış tanımlar yüzünden bir türlü “mutlu” olamayan tatminsiz bireyler yaratıyor. Oysa mutluluk sadece başımıza gelen şeylerle ya da anlık tatmin olma duygusu ile ölçülmüyor. Mutluluk bir bilinç şekli.

Eudaimonic mutluluk 

Yüzyıllar önce, bugün bilimin elindeki imkanların neredeyse hiç birine sahip değilken, bilimsel mutluluğa en yakın tanımı yapar Aristoteles, “Eudaimonia ne anlık hazlar ve duygu durumları ile ifade edilen bir ruh hali, ne talih, ne tanrı vergisidir. Mutluluk genel bir oluş halini ifade eder.” Eudaimonia ya da “insanın serpilişi”, erdemli yaşayış ve eğitim ile herkesçe öğrenilebilecek, tanrısal, kutlu ve değerli bir şeydir. İnsanın mükemmelliği ona verilmez, insan onu kendi oluşturur. İnsanın serpilişi tamamen kendisine bağlıdır.

Eudaimonia terimi “insanın serpilişi” anlamına gelir. İnsan, içinde yarı tanrısal ve insani özellikler taşıyan, daimon denilen bilinçaltı benzeri bir varlıkla yaşar. Daimon iyiye yönlendirildiğinde, alışkanlıklar ile terbiye edildiğinde Eudaimonia, yani mutluluk ortaya çıkar. Aristoteles’e göre iyi olmak ya da mutluluk denen şey erdeme uygun etkinliklerle elde edilebilecek bir amaçtır.

Erdem, insanın aşırılıklardan ve eksiklikten kaçması, daima ortayı araması, onu tercih etmesidir. O hâlde erdem, tercihlere ilişkin bir huydur. (Nikomakhos’a Etik, 1106a-1106b) İnsan, her eylemini, kendisini nihai amacına, mutluluğa vardıracak bir araç olarak görmeli, mutluluğu elde etmesini sağlayacak eylemleri seçmelidir. Bu eylemler de daima aşırılıklardan ya da eksikliklerden uzakta olana yönelmelidirler. (Ross, 2002: 251-258)

Eudaimonic mutlulukta geçmişi, kendisi ve çevresi ile barışık, merhamet ve yardımseverliği amaçlayan, anlam ve değer odaklı bir yaşayış biçiminden bahsedilir. Bu mutluluk tanımında anlamlı hedefler ve değerlere bağlı bir mutluluk anlayışı vardır, iyi ölçülü ve adaletli olmayı gerektirir. Kamusal bir mutluluktur, diğerlerinden bağımsız değildir.

Bilim ne diyor?

Bugün bilim bize biyolojik yapımızın kendimizin olduğu kadar, başkalarının yararını da gözetmek üzere inşa edildiğini gösteriyor. Evrimsel olarak gelişme sebebimiz sosyal varlıklar oluşumuz. Bizler bağ kurduğunda beyninin ödül merkezleri aktive olan varlıklarız. Empatinin, merhametin, iyiliğin, yardım etmenin olumlu duygu yaratma ve sağlığı iyi yönde dönüştürme gibi etkileri var.

Aristoteles’in söylediği gibi mutluluk öğrenilebilen ve hayatımıza tekrarlı alıştırmalar ve alışkanlıklar yoluyla katabileceğimiz bir oluş hali. Günde sadece 7 dakikalık minnettarlık alıştırmaları ile bile çok kısa sürede mutluluk seviyesini artırabiliyoruz. Mutluluk bir seçim, hayat koşullarının mutluluk üzerinde etkisi %10, seçilmiş düşünce, davranış ve odak ile mutluluğa %90 oranında etki edebiliyoruz. Sözün kısası Aristoteles haklı! İddia edildiği gibi materyalizm ya da para her koşulda mutluluk getirmiyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre 1957-95 yılları arasında zenginlik iki katına çıktığı halde, mutluluk seviyelerinde artış gözlenmiyor. İnsanlar daha büyük evlerde yaşadığı, daha iyi arabalara bindiği, daha iyi maddi koşullara sahip olduğu halde mutluluk oranlarında artış yaşanmıyor. Ekstra paranın temel ihtiyaçlarını karşılayabilen ve kendini güvende hisseden bireylerin mutluluk seviyelerine gözle görülür bir katkısı yok.

Dayatılan mutluluk tanımındaki narsizm ve materyalizm bizleri yalnızlığa, mutsuzluğa ve olumsuz sağlık koşullarına sürüklüyor. Oysa mutlu insanlar daha başarılı, daha sosyal, daha sağlıklı ve üretken. 37 farklı ülkede yapılan araştırma, bireylerin partnerlerinde aradıkları en önemli özelliğin “iyi insan olmak” olduğunu gösteriyor.

Sonuç 

Bu verilere bakarak, anlamdan yoksun hedonik mutluluk yaşam tarzının, hazlar ve olumlu duygu seviyelerinde anlık artışlara sebep olmasına rağmen, hedonik adaptasyon sonucu bağımlılık benzeri davranışlara ve yalnızlaşmaya yol açma potansiyeli yüzünden aslında genel bir mutluluk haline yol açmadığını görebiliriz. Öte yandan Eudaimonic mutluluğun; insanın potansiyelini gerçekleştirmesine, diğer insanlarla var olma ve değerler & erdem temelinde yaşama yaptığı vurgu ile, hem biyolojik yapılanmamızı desteklediği, hem de bilimsel gerçeklerle örtüştüğü söylenebilir.

Eudaimonic mutluluk tanımından çıkarılması gereken anlam; haz ve keyiflerden tamamen yoksun yaşamak, kendine değer vermemek ya da inzivaya çekilmek değil elbette. İşin sırrı dengeleyebilmek. Başkalarına yardım etmek uğruna kendine değer vermekten vazgeçmek, iyi insan olmak uğruna tüm fiziksel ihtiyaçları reddetmek, paraya değer vermeyip gerçeklikten kopmak da mutluluk getirmez. Aristoteles’in erdemli hayat tanımındaki gibi hepsini dengede yaşamak önemli olan. “Ben”i ya da “diğerleri”ni öne çıkarmak yerine, erdemleri, temel insani değerleri, her koşulda yapılmasını tercih edeceğin sonuçları doğuran eylemleri öne çıkarmak. Araçların ve amaçların farkında olmak, aracı amaç haline getirmemek. Belki de en önemlisi, bilgiyi bilgeliğe çevirmek ve hayatına katarak, deneyimleyerek içselleştirmek.

Bu dönemde online bireysel danışmanlık almak istersen bilgi için [email protected] adresine mail atabilirsin. Pozitif psikoloji pratikleri ve hayat deneyimlerimi paylaştığım Instagram hesabıma buradan, YouTube kanalıma ise buradan ulaşabilirsin.

Kocaman sevgiler…

İlginizi çekebilir: Mutluluk formülleri neden her zaman mutlu etmez?

İrem Ülgü Orhan
Berkeley, North Carolina ve Pennsylvania Üniversitelerinde bulunan Pozitif Psikoloji kürsülerinde, Pozitif Psikoloji alanında eğitimler almış olan İrem Ülgü Orhan, bu eğitimlerini şamanik öğretiler ile ... Devam