X

Mutluluğun yol ayrımı: Sahip olmak mı, parçası olmak mı?

Öyle bir yüzyılda yaşıyoruz ki her yerde mutluluk yazılıp çiziliyor; çeşit çeşit reçeteleri var, hepimiz onu arıyoruz. Büyük resme baktığımızda ise mutluluk vaadinin genel hatlarıyla iki ayrı yaklaşımda toplandığını görebiliriz.

İlk yaklaşımın tüm aktörleri bize, ancak sahip olduğumuzda mutluluğa kavuşacağımızı söylüyor. Hızlı tüketim mallarından otomobile, saç modelinden gidilen kafeye, o ana sahip olmamız, o ürüne sahip olmamız, o akımın içinde olmamız ile mutlu olacağımız mesajı veriliyor.

Tüm enerjimizle peşinden koştuğumuz ve sahip olduğumuz bu mutluluğun bir son kullanma tarihi olduğunu bir kenara not edelim. Unutmayalım ki bir sonraki akıma, bir sonraki markaya kadar sahip olduğumuz şey bize mutluluk verecek. Bu yaklaşımda her ne kadar biz tüketici rolünde olsak da, esas bizim tükenip tükenmediğimiz bir soru işareti.

Aynı yaklaşımın iş yaşamında da yansımasını görüyoruz. Koşmamız gerektiğini, koşmazsak düşeceğimizi ve ezileceğimizi söylüyor bu yaklaşım. Amerikan filmleri uzun yıllardır elinde kahvesiyle, bir yandan asistanından rapor alıp, bir yandan bazı evrakları imzalayarak yürüyen o yöneticinin bize havalı, ideal, hayranlık uyandıran bir portre olduğunu çizdi. Neticede bu da kendi içinde bir akım ve bu akım da diğerleri gibi özünde başarıdan ziyade, imaja odaklanan bir mutluluk türü.

Bu yaklaşımdaki mutluluğu benimsiyorsanız unutmayın, buranın aktörleri var ve onların bir sonraki reklam kampanyasında mutluluk kaynağınız değişecek.

Öteki taraftan bazı ülkeler mutluluğun topraklarından çıktığını söylüyor; ülkelerinin mutluluk sırlarını ve kavramlarını anlatıyor, yazıyor, çiziyor. Japonlar Ikigai ile her güne bir amaç için uyanmamız gerektiğini, anın tadını çıkarmamızın, her şeyi tane tane yaşamamızın altını çiziyor. Kimi Japonlar tek öğünün önemini anlatıp, böylece besinin hem zihne, hem bedene faydasından bahsediyor.

İsveçliler ise Lagom ile yaşamda esas olan dengedir diyor. Kararında bir yaşam ile bir şeylerin peşinden koşmaya ihtiyaç duyulmayacağını söylüyorlar. Yaşam yaklaşımlarında kararında yemek yemek, tüketmek, çalışmak bulunuyor. Bunun için; plastik tüketmemek, altı aylık periyotlar halinde yiyecek hariç bir şey satın almamak gibi alışkanlıkları var. Her 10 kişiden biri vegan ya da vejetaryenliği benimsiyor. Doğayla uyumlu aktivitelerin içinde, kıyafetin statü göstergesi olmadığı bir yaşam şekli onlarınkisi.

Danimarka Hygge ile sıcak bir ortamın insanın ruhuna iyi geldiğine inanıyor. Sofrada beraber yenen yemekler, mumlarla ruhu okşayan sade mekanlar, sevdikleriyle yaşanılan ve sığınak olarak gördükleri yerler onların yaşam alanlarını tasvir ediyor. Şükran, rahatlık, birliktelik gibi duyguları benimsiyorlar.   

İkinci grup mutluluğa baktığımızda sahip olmaktan ziyade, içinde olmayı, parçası olmayı benimseyen bir yaklaşım görüyoruz. Parçası olunacak kültürü “görebilmek” için gerçek bir farkındalığa ihtiyaç duyarız. Mutluluk bir seçimse eğer, bizler gerçekten ne seçtiğimizi görebilmek için farkında olmalıyız.

Popüler kavramlardan ve akımlardan bağımsız olarak, içselleştirerek yapacağımız seçimler bize sürdürülebilir ve bağımsız mutluluğu getirir. Yaşam bir kültür meselesidir, bu kültür sosyo-ekonomik statüden bağımsız hemen her yetişkinin seçimleri ile hayatını yaşayış tarzını yansıtır.

Hepimiz için esas sır neyi içselleştirdiğimizle ilgilidir. Tüketerek birilerine benzemek ve bir yerlere yetişmek de, sadeliğin gücünden beslenerek farkındalığımızı artırmak için çabalamak da bir seçimdir. Tüm yaşamınız boyunca her geçen gün farkındalığınızı artırarak seçim gücünüze ve mutluluk kaynağınza kavuşmanız dileğiyle.

İlginizi çekebilir: Doğuştan gelen mutluluk ortalamasını yükseltmek mümkün mü?

Gamze Nokay: 2009 yılında işletme bölümünü bitirdikten sonra farklı kültürlerden beslenmek için 2 yıllığına Londra’ya gitti. Londra’da Kurumsal İletişim eğitimini tamamlandıktan sonra Türkiye’ye dönerek profesyonel iş hayatına kurumsal bir şirkette başladı. Çalışma hayatı ve gündelik yaşamın da etkileri ile hepimiz gibi; esneklik, öz şefkat, farkındalık gibi alanlarda gelişime ihtiyaç duydu (ya da ihtiyaç duyduğunu fark etti). Bu doğrultuda yoga, meditasyon, midnfulness gibi araçlardan beslenmenin yanı sıra MBSR ve Self-Compassion gibi eğitimler ile bu konularda derinleşmeye başladı. LÖSEV ve TEGV’de gönüllü olarak başlattığı STK çalışmalarına; Good4Trust.Org’da 2019 yılından itibaren gönüllü iletişim koordinatörü olarak devam ediyor. Kurumsal hayattaki yolculuğunun yanı sıra; farkındalık ve gönüllülük çalışmaları ile ruhunu beslemeye devam ediyor.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale