‘Minnettarım çünkü farkındayım’: Takdir etmek ve şükretmek konusunda ne kadar cömertsiniz?

Takdir etmek ve şükretmek kol kola yürüyen iki değer. Zor bir deneyim atlatıldığında ilk yapılan şey şükretmek; sevdiğimiz, kıymet verdiğimiz biri bir başarı kazandığında severek coşkuyla yaptığımız şey takdir etmek. Peki yaşamlarımızın geri kalan alanlarında şükretmek ve takdir etmek konusunda cömert mi cimri miyiz?

Şükretmek; mutlu bir olaydan, yapılan bir iyilikten dolayı duyulan hoşnutluğu bildirmek. Düzenli olarak her gün şükretmenin enerji frekansını yükselttiği, sağlığa iyi geldiği ve hayata uyumlanmada kolaylık sağladığı artık hemen tüm kaynaklarda mevcut olan kıymetli bir gerçek. Peki yeni ve mutlu bir olay yokken bile şükretmek kolay mı? Özel hayatta işler yolunda gitmezken sağlıklı olduğuna şükretmek, madden çok iyi durumda değilken güzel giden bir ilişkiye şükretmek. Veya hayatın hiçbir alanında desteklenmiş hissetmiyorken… Bunu mümkün kılabilmenin yolu olanı olduğu gibi kabul etmekten geçiyor. Bu cümle genellikle arkasından ‘bu kabul beni kaderci veya kaybetmeyi kabul etmiş yapmaz mı’ sorusunu getiriyor. Hayır yapmaz. Çünkü bir şeyler tam istediğimiz gibi olmasa da olanı olduğu ve kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek, hayallerimizden vazgeçmek anlamına gelmez. Kabullenmek teslim olmak değil, olanı ve kendimizi kucaklamak ve oradan gelebilecek hediyeleri de kabul etmeye açık olabilmek demektir. Yargısız alanda kalabilmek demek.

Bu yargılar aynı şekilde etrafımızdaki insanların emekleri için de aktif belki de. Bazılarımız için aynı cümleyi sarf eden, aynı uğurda emek veren, aynı güzel niyetleri hayata geçirmeye çalışan tanıdığımız birine nazaran hiç tanımadığımız birini takdir etmek ve hatta bir adım ileri taşıyıp ondan ilham almak daha kolay olabiliyor. Tanıdığımız kimselerin gelişim süreçlerini daha yakından görme şansımız olduğundan ve bu süreci yine kendi yargılarımıza göre değerlendirip iş neticesinde ortaya çıkan şey çok kaliteli olsa bile tasvip etmediğimiz konuları ön planda tutup takdir etmekten imtina edebiliyoruz. Çıplaklık, açık sözlülük, az makyaj, çok makyaj, feminenlik, maskülenlik, söz konusu işin ortaya çıkma süresi, kişiye dair kişisel yargılarımız gibi sebeplerle ortaya çıkan ürünün ne olduğuna bakmaksızın karşısında durabiliyoruz. Emeğin kendisi ve aslında ortaya koymaya çalıştığı pozitif niyet tüm bu değer yargılarının gölgesinde kalabiliyor.

Tüm bu koşulları değer yargısı şemsiyesi altına sokarak masumlaştırıyoruz zaman zaman. Takdir konusu kişinin, estetik, ahlaki ve başka pek çok kişisel değer hakkındaki iddiasına bağlı olarak olanı iyi ve kötü diye ayırdığımız yargılarımızla. Takdire ve şükretmeye tamamen uzak değilsek hayatlarımızda bir kez olsun başarabilmişsek eğer akla şu önemli soru geliyor. Takdirlerimiz ve şükredişlerimiz koşullu mu?  Takdir, bir şeydeki veya birindeki iyiyi görmenin verdiği sevinçtir. Mutluluk veren ve sizi harekete geçmeye motive eden zihinsel bir durumdur.

Yargılarımız yüzünden göz ardı etmeyi seçtiğimiz için bize katkı olabilecek şeyleri fark etmiyor, fırsatları kaçıyor olabilir miyiz?

Başkalarının nazik, düşünceli, sevgi dolu, şefkatli, ilham veren hareketlerini görmek genellikle zordur çünkü kendi kafamızın içinde olup bitenlere odaklanma eğilimindeyizdir. Minnettar olmak farkındalıkla başlar ve farkındalık kendi kafamızın içinde olup bitenlerin ötesine geçmeye dayanır. Mesela ciddi borçlarla boğuştuğunuz bir dönemde yakın bir arkadaşınızın zaten iyi olan işinden daha iyi olan bir işe üstelik daha yüksek bir maaşla geçişini takdir etmek zor gelebilir. Bunun arkasındaki yargı veya koşul sebebi olan duygu aslında kıskançlıktır. Çoğunlukla rekabetçi bir dünyada yaşadığımız algısı oluştuğundan doğal olarak böyle hissedilebilir. Bu noktada başarı kaynağının sınırlı olmadığını hatırlamak, fark etmeye izin vermek önemlidir. Arkadaşımızın başarısı bizim borçlarımızı ödememizin önündeki engellerden en ufağı bile değildir oysaki.

Kıskançlık ve benzeri pek çok doğal ve kötü hissettiren duygunun geldiği yer aynıdır. Güvensizlik, sahiplenme, kendini yeterli bulmama… Aynı karanlık kuyudan gelip aynı kuyunun derinine bizleri çekenler. Biz bu duygularla baş etmeye çalışırken bir de dışarıdan birini takdir etmek daha da savunmasız; fiziksel veya duygusal olarak yaralanabilir, şanssız, kendi yaşamımız hakkında kaygılı hissettirebilir.

Sırf bu kuyu içindekilerle yüzleşmemek onları gün ışığına çıkarıp gerçeklerini görmeyi seçmemek için dehlizlere doğru ilerleyişimizi görmeye izin verebilir miyiz? Olan aslında kendimizi başkasının sahip olduğu bir şey yüzünden dövmektir. Ufak bir hatırlatma burada iyi gelebilir diye düşünüyorum herkesin hayatı iniş ve çıkışlarla dolu. Şükretmeyi ve takdir etmeyi reddetmek aslında bir stres tepkisidir. Zaten bunalmış ve endişeli hissedilen anlarda daha da yoğun olacaktır bu reddediş. Farkındalık, bu anın gerçeği her neyse onu direnmeden tanımak. Burada ortaya çıkan duyguları kıskançlık, öfke, acı, tatminsizlik, haksızlığa uğramış hissetmek, desteklenmemiş hissetmek, yalnızlık, her neyse bunu basitçe hissetmeye ve bu alanlarda şefkatli olmaya istekli olmaktır.

İlginizi çekebilir: Senin mucizen içinde: Yapman gereken tek şey doğru yere bakmak

Minnettarlığın en yüksek şekli, gerçeği olduğu gibi kabul etmektir.

Kabul etmek dönüşümün yolunu açar.

Tüm gerçekleri değiştiremeyiz ama tutumlarımızı evet. Direnmeyi bıraktığımızda aslında olanın ne olduğunu görüp, yeni olasılıkları keşfetmek, ihtimalleri görebilmek için bizleri hareketsiz kılan yargı veya koşullarımıza olan bağları koparabiliriz. Aradığımız fırsatlar; bizi kolaylıkla şükredebilmeye imkân verecek koşullar, olmasını beklediğimiz kurgu dünyamızda değil, gerçek hayatta mevcutlar. Takdir etmeye izin vermek, çevremizdeki hayata dair farkındalığımızı arttıracaktır. Beklentilerimizin arkasında saklı olan fırsatlar görünür olabilecektir. Olayları veya insanları yargılamayı bıraktığımızda onlardan çok şey öğrenebiliriz.

Minnettar olmak kendimizle başlar. Kim olduğumuza ve nelere sahip olduğumuza minnettar olduğumuzda, şükretmek, diğer insanların iyiliğini, başarılarını, onlardan öğrenebileceklerimizi tanımak ve kabul etmek daha kolaydır. Yaşamlarımızı dönüştürecek kolaylıkla şükredecek ve takdir edebilecek gerçeklikleri yaratmanın yolu buradan geçer.

Farkındalıkla görmek yaşantımın her alanında en büyük destekçim. Ben dikkat vermeyi seçtikçe keyifle sürekli devam edeceği kesin olan bir yolculuk. Amacı ne zihni boşaltmak ne de düşünce üretmek. Tam farkındalık; eylem ya da düşünce yoluyla şimdiki zamandan kaçınmak ya da onu değişikliğe uğratmaya çalışmayı dilemeden yaşama halidir.

Bu yaklaşım dünyayla ilişkinizi kökünden değiştirebilir. Bu sayede size acı veren şeylerin etkisini azaltıp, sevinçlerinizi, neşenizi yükseltebilirsiniz.

‘Hazineni Fark Et’ başlıyor

Eğer kendinizi düşük frekanslar titreşiyor, yorgun, yaşam hevesi kırılmış, öfkeli, tükenmiş hissediyorsanız… Odaklanma ve zaman yaratmak sizin için sorunsa… Sizi rahatsız eden acı ve günlük olaylarla başa çıkma zorlaştıysa… Zihninizin içi sürekli düşüncelerle kalabalıksa… Sakinleşip hoşça vakit geçirmeye, yaşadığınız anın tadını çıkarmaya enerji seviyenizi yükseltmeye ihtiyacınız varsa…

Heyecanla vermek istediğim haber şu ki; pozitif bir yaşam deneyimi yaşamak ve bunu korumak isteyenlere destek olmak için 3 Ekim Cumartesi günü saat 11:00 de başlayacak ve takip eden 10-17-24-31 Ekim ve 7 Kasım tarihleri boyunca aynı gün ve saatte 6 hafta boyunca sürecek olan “Hazineni Fark Et” isimli online bir program hazırladım. Programın her buluşmasına online katılamayacak olsanız bile sorun değil, kayıtlarını sizin için müsait bir zamanda takip edebilirsiniz.

Hazineni Fark Et, kadim yoga yaşam felsefesi başta olmak üzere bakmak yerine görme halini yaşatacak içeriği, tüm dünyada bilinen, uygulanan ve pozitif sonuçları ile binlerce insanı peşinden sürükleyen bilgilerin, özenli bir harmanı.

Günlük yaşantınıza kolaylıkla katabileceğiniz meditasyon teknikleri, nefes egzersizleri, bakmak ve görmek arasındaki farklı deneyime kapı açan görsel içeriği ile bu eğitim;

Stres, acı ve günlük yaşamın zorluklarıyla daha rahat baş etmenize,
Rahatsız edici olaylarla zarafet ve sakinlikle başa çıkmanıza,
Bu anda tam olarak mevcut ve canlı olmanıza,
Terapötik etkileri ile stresin beden duyumlarınızdaki huzursuzluk veren etkilerinin azalmasına katkı olmak amacıyla tasarlandı.

Program içeriği hakkında detaylı bilgi sahibi olmak, kaydolmak veya tanışmak isterseniz [email protected] adresimden bana ulaşabilir, hakkımda biraz daha bilgi sahibi olmak isterseniz @birceileyoga Instagram hesabımdan beni takip edebilirsiniz.

İzninizle son olarak bundan önce gerçekleştirmiş olduğum programı tamamlayanlardan bir yorumu da dikkatinize sunmak istiyorum. 

“Meditasyon sonrası üzerimden bir kabuk atıp, hafiflemiş huzurlu hali, yönlendirmeli meditasyon ile gelen sakinliği, anda kalmayı, günlük pratiklerle yakaladığım mindful hali, anda kalmanın sağladığı mutluluğu, nefesimi takip edip hayattayım, buradayım işte hissini, fark etmeme, geliştirmeme, duygu ve düşüncelerimde farkındalık yaratan pratiklerimize, paylaşımlara çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsın ve yollarımız kesişti.”

 

İlginizi çekebilir: Tatmin duygusu uzaklarda veya gelecek bir zamanda değil: Yakındaki mutluluğu görebilmek

Birce Sinem Tezer
Merhaba, ben Birce. Yoga ile lise yıllarımda tanıştım. 200 saatlik temel eğitimimi 2014 yılında aldım. İçlerinde Godfrey Devereux gibi pek çok kıymetli eğitmenlerin olduğu ... Devam