Milyon yıllık bir bilgelik ve tertemiz bir ayna: Ayahuasca nedir?

Her şey moda oluyor; insan tipleri, saç renkleri, ev mobilyaları, semtler, dini inançlar, yaşam şekilleri, meslekler…
Ruhsal, kutsal yolculuk bile bir moda. İnancımızı, varoluşumuzu sorgulama halimizi bile bir akım ile yapıyoruz. Araştırmadan, hissetmeden, anlamadan, idrak etmeden…
Tüketmenin dayanılmaz hırsı!
Böylelikle içi boşalıyor her şeyin,
Yoganın, şamanizmin, kutsal kitapların, ezoterizmin, kişisel gelişimin, sufizmin, insanın, aşkın, saygının, değerin, alçak gönüllüğün, sevgiliğin, samimiyetin…
Bu ara çok denk geliyorum sosyal medyada, yaşam koçu olmak ister misiniz?
Yoga öğretmeni olmak ister misiniz?
Yakında guru olmak ister misiniz diye soracaklar,
200 saat eğitimden sonra Guruluk sertifikası verilecek!

Organik büyümeler, organik gelişmelerden uzaklaşıyoruz böylece.
Tanrılarımız bile değişecek, Şiva’dan, Instagram’a transfer edileceğiz!
Mekanik sevdalar peşinde koşmaya başladık, sanırım artık gerçekten bir yanımız inanmaya da başladı, bir organ değişikliği ile daha yeni sürüm makine olacağımıza…

Organik yapılarız arkadaşlar, illüzyonumuz ne kadar güçlü olursa olsun, insanlık deneyimi için burada olanlarız.
Bu yeni bilgiden, değişimden uzak kalıp, arkaik gerçeklere tutunmak değil, arasındaki dengeyi yönetebilmek, ayrılan dünyayı gözlemleyebilmek hali.. Aynen bir insan gibi…

Nerde o eski bayramlar demiyorum, ne haddime.. Sadece artık sorumsuz çocuklar gibi saldırmayalım, kıymet vererek seçelim, özen gösterelim, emek harcayalım diyorum.
Işığımızı savurmayalım!

Uzun zamandır yazmak isteyip yine de hadsizlik yapmamak için uzak durduğum bir konudan bahsedeyim istedim; ayahuasca’dan…
Herkesin merakla araştırdığı, şamanizm deyince akla ilk gelen şey. Kutsal şaman çayı.
Bu aralar öyle yükselen bir değer ki, her yerde herkesin ağzında. Herkesin de belirli bir fikri var konuyla ilgilenen, deneyimleyen, deneyimlemeyen….
Hatta son edindiğim izlenim, artık tüm yaşamsal sorunlarımızın, ‘varoluş kaygılarımızın kökten şifasını sağlayacak sihirli çay!’

Deneyimlemeyenin, deneyimleyene ilk sorusu ise:

Ne gördün?

Bütün problemlerin bitti mi?
….
Hayatın değişti mi?

Ne kadar meraklıyız sihirli değneklere, bir kurtarıcıya.
Hristiyanlıkta bizi İsa Mesih, masallarda beyaz atlılar, yaşamda da ayahuasca kurtaracak!
Hala kendimize yeni dinler,  gücümüzü teslim edip sorumluluğunu almadan yaşayacağımız hayatlar kurmaya çalışıyoruz. Hipnozumuz öyle büyük ki, ‘yaşam’ hediyesini kullanmadan, açmadan geri iade etmeye gönülden, ilk dakikadan razıyız.

Varoluşsal sıkıntılarımızdan kurtulmak için, ‘panikle’ bir kurtarıcı arıyoruz.
Deneyimin zorluğu, sonrasında çoğunluğa bir ‘başarmışlık’ ve ‘idrak etmişlik’ hissi veriyor.
Her parlak şeyin bir gölgesi oluyor elbet, o kadar ışığın kendi kadar güçlü karanlığı..
Tembellik…

Gözlemlediğim şey, kendi üzerinde halihazırda çalışmamış bireylerin, bu deneyimden sonra aşırı yükselip, daha sonralarında ‘her şeyi başarmış ve anlamış (!)’ olarak rehavete düştüğü ve ardından geçirdiği uzun tembellik döneminden sonra, yaşama geç kalmışlık ve daha derin yalnızlık veya kopmuşluk halleri, tutsaklık dürtülerinin derinleşmesi..

Küçük bir sorum var burada.
Yaşamda tek hakkınız olsa bir milyon yaşındaki bir insanla konuşmak için,
Ona ne durumdayken giderdiniz ve ne sorardınız?
Ve diğer bir soru da, aldığınız cevaplar ile ne yapacaksınız?

Ayahuasca bir milyon yaşında bir kadın.
Ona giderken, huzuruna çıkarken, bedensel ve zihinsel bir arınmaya, keskin bir niyete ihtiyacımız var… sonrada güçlü bir teslimiyete*
Soracak adam akıllı bir soruya, saygıya ve olgunluğa..
Bizi kurtarmak için orada beklemiyor bizleri…
Milyon yıllık yaşam bilgisini bize sunuyor, varoluşa dair, sevgiye dair, gerçeğe dair..
Yolcuların kutsal araçlarından biri, diğer kutsal ilaçlar gibi.
Bir moda değil, bir yudumda tüm hayatınızı değiştirecek bir iksir değil.
Size sizi anlatır isterse,
Eğer gerçekten isteğiniz buysa!
Size yaşamı anlatır isterse, eğer cidden istediğiniz buysa!

Dişi enerji size sadece istediğinizi verir. Bazen öyledir ki, istediğim bu değildi diye isyan edersiniz…
Çünkü o, gönlünüzden geçeni verir size, zihninizin istediğini değil…
Niyet, istek ile aynı şey değildir.
Niyet gönlünüzden geçerken sizi niyetin kendisi yapar,
Niyet artık sizin olduğunuz şeydir, yaydığınız vibrasyondur.
Olduğunuz hal, niyeti yaratandır..

O yüzden niyetiniz ne ise onu verir size kutsal ilaçlar da, size sizi gösterir, o an olduğunuz şeyi.
Ve o halin var olan kabını doldurur, ne kadar alıyorsa…

Yaşam, yaşamı bize sunan araçlar çocuk oyuncağı değildir, ciddiyet ister, saygı ister, ama çok da ciddiye almamak gerekir.
O kadar ince bir çizgi ki, gücünüzü vermeyin, kendinizden önemli tutmayın ama aşağı indirmeyin!
Her şey göz hizasında olur biter!

Sorumluluğunu almayı istemeyen bireyler için, bu tarz deneyimler bir şekilde aşırı eğilim, gerçeklerden kaçma, derin depresyon halleri yaratabilir.
Yaratmaya da bilir!
Sadece bilin, kiminle konuştuğunuzu, ne kadar değerli olduğunu…
Hürmetinizi eksik etmeyin, saklanmış bilgilere, miraslara.. Yine de sizden öte koymayın, alçak gönüllülük ve kendine sonsuz sağlam bir güvenle taşıyın, köksüz olmasın hiçbir şey.

Her şeyin bir enerjisi var, her yaptığımızın bir sorumluluğu…
Sorumluluğumuzu alalım, hem yaşamın hem de istediğimiz, yaptığımız her şeyin..
Saygımızı ve hürmetimizi popüler ihtiyaçlarımız /meraklarımız için kaybetmeyelim.

Kendimiz üzerinde sabır ve özenle çalışıp artık gerçekten bir rehbere ihtiyacımız olduğunda, gidecek bir yerimiz, soracak, dizine yatıp usul usul ağlayacak, belki hiçbir şey söylemese de gölgesinde dinleneceğimiz bir büyüğümüz olsun…
Koruyalım, kollayalım değerlerimizi, kıymet verip onurlandıralım..

Tekamül bireysel bir şeydir. Herkesin yolculuğu tamamen kendisiyle, dolaylı olarak başkaları ile ilgilidir…
Ve herkesin deneyimi de kendisinedir, her şeyde, her tür çalışmada..
Bir şiir okunur, herkes başka bir şey için ağlar…
Kendi yolunuzun dervişi olmaktır olay, kendi kendinizin bileni, öğretmeni..
Kimseye vermeyin gücünüzü, ne ilaçlara, ne eğitimlere, ne televizyona, ne Instagram’a, ne de bu yazılara… Sizin olsun hepsi, istediğiniz gibi sadece kendi iç sesinizin kararıyla kullanın.

Yaşam olduğu gibi bir seminer alanı, inziva…  kendinizi iyi gözlemleyin. Nerede hangi güdü ile ne yapıyorsunuz?
Zihinsel ve bedensel olarak derinlere inin ve bakın elinizden gelenin en iyisiyle, kendinize olur verin, onay verin, hakkınızı helal edin kendinize..
Yaşamı da, getirdiklerini de, götürüp yerine koydukarını da onurlandırın..
Her şeye değerini verdiğinizde, kendinize, acılarınıza, yaşamınıza, duygularınıza.. Her şey değerli ve yaşanmaya değer olur, toplumsal ve bireysel anksiyete ortadan yok olur ve gerçek birer yolcu oluruz yolumuzda…
Ve bazen yolumuzu şaşırdığımızda, egodan öte kendi ruhumuzu solumaya ihtiyaç duyduğumuzda ‘öğretmenimiz’, ‘atalarımız’ bizi çağırır ve buyur eder..
Ne olduğunu anlamadan kendimizi huzurunda buluruz bilginin ve kaynağın.

Şimdi belki anlatabilirim ayahuasca nedir? Tertemiz bir aynadır! Yalın, pırıl pırıl bir ayna..
‘Tanrı dünyaya göndermeden önce elindeki çamurdan insan heykeline, kendi ruhundan üflemiş ve kulağına eğilip usulca ismini söylerken içinden ilahi bir melodi çıkmış, insancığın tüm bedenini saran..
Kendini oku güzel yavrum demiş,
Ve hep bil içinde taşıdığın parçamı..
Benim gibi görebil, benim gibi duyabil, benim gibi hisset diye emanetimdir benim sana..
Doya doya yaşa, keyfini çıkar sen olmanın, ben olmanın..’

Aynanın karşısına geçip kendi gözlerinin içine bakarak, Tanrıya onun parçasıyla yaşamda ne yaptığını söylemek ve bunda huzurlu olmak mesele..
Yaşama varlığımıza emanetimize saygı, hürmet ve sevgiyle geçsin günlerimiz…
Hepinizin içindeki yaşamı ve ışığı onurlandırırım,
İyi tatiller.

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam