X

Kucak uykuları ve annelik halleri

Belki de yeni yazılarıma contact nap serisi gibi bir isim vermeliyim ya da telefonumun notlarında kalanlar falan… Çünkü bilen bilir bebeği yalnızca kucağında uyuyan anneler için her iş telefondan halledilir, hele ki kahvenizi, yemeğinizi, kitabınızı falan yanınıza almayı unuttuysanız, overthinking saatinize telefonunuz eşlik eder. Mesela evde yapılması gereken işleri yazabilir (ama sadece yazabilirsiniz, yapabileceğinize dair bir beklentiye girmenizi istemem 🙂 ya da market alışverişini halledebilirsiniz) P.S. sevgili eşim, telefonum artık işlerimi ve her anını çekmeye çalıştığım bebeğimizin fotoğraflarını kaldırmıyor, yeni yılda agendana ekleyebilirsin 🙂 Neyse, gelelim günümüze.

Bir önceki yazımdan sonra çoğu yeni anne arkadaşım mesaj attı, anlıyorum ki herkesin o sazı eline almaya çok ihtiyacı var. Ah be toplum, bir konuda da şaşırt… Her neyse, bu konu uzun ve derin. 5 dakikam da olabilir 50 dakikam da, o yüzden uzatmadan diğer konulara giriyorum.

Bir yerde denk gelmişti; ‘ebeveynlik, iyi ebeveynler için zordur’ diye, o kadar iyi anlıyorum ki bu cümlenin derinliğini her geçen gün. Öyle ki günün 3’te 2.75’ini kucağımda geçiren bebeğime acaba yeteri kadar zaman ayırabiliyor muyum diye düşününce bir şeyler dank ediyor. Gerçekten en iyisini yapıyor muyum, daha iyisini yapabilir miyim, doğrusu bu mu, kendimden daha fazla ne katabilirim, hep bunlar dönüyor kafada. (Bu arada bebekler kucağa alışmaz, zaten yaşamın ilk aylarında tek ihtiyaçları kucaktır; sıcaklıktır, sevgidir, şefkattir, güvendir, anne-babanın varlığıdır, o yüzden ben pek takmıyorum bu söylemi. Çocuğu beşiğinde uyumayan herkes de katılacaktır bu dediğime, çünkü ‘uyusun da büyüsün’ gerçeğinin farkında olmak çok önemli. Aksi halde uyumuyorsa, başka seçeneğiniz yok ve evet, deniyorum, defalarca kez deniyorum, beşiğini tercih etmiyor.) Ebeveyn olmanın en zor kısmı belki de hep ‘mükemmel’i bulmaya, uygulamaya çalışmak olabilir. Mükemmel kitap, mükemmel oyuncak, mükemmel rutin, mükemmel krem, mükemmel tulum, mükemmel ilaç… Halbuki bazen de insanın yeteri kadar iyiyle yetinmeyi öğrenmesi lazım. Her an kitapla, tummy timela, siyah-beyaz kartlarla, kafiyeli şarkılarla geçmek zorunda değil ama bu gerçeği göremiyor insan hemen, ebeveynlik gözlüğünü bir kere takınca hep daha iyisini istiyor.

Geçen yeni anne bir arkadaşımın ne yapıyorsun mesajına ‘annelik vicdanımla insani duygu ve ihtiyaçlarımın kapışmasını dinliyorum’ diye cevap verdim, ne güzel söylemişsin dedi. Çocuğumuz için her şeyin en iyisini kovalarken kendimiz için bırakın ‘en’i, normal bir ‘iyi’yi bile unutuyoruz. Herhalde anneliğin olayı bu. Ama lohusalığın o sert ve dalgalı denizinde yüzmeye çalışırken aslında o normal ‘iyi’lere ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ediyorum bir yandan da. Yine bir yerde denk gelmişti, ‘bir evde anne iyi olmazsa, o evde kimse iyi olmaz’ diye, şimdi anlıyorum ki gerçekten öyle. Yine de henüz kendime alan açmayı başarabilmiş değilim, o yüzden bu konuyu derinlemesine konuşmayı biraz daha ertelemek durumundayım. Belki birkaç ay (belki de birkaç yıl) sonra lohusalığımda ışığımı nasıl geri kazandım gibi bir yazı yazabilirim ama şu an tünelin ucundaki o ışığı göremiyorum ben, neyse, kervan yolda düzülür, yaşayıp göreceğiz.

Aslında hamilelik, lohusalık, yenidoğan dönemi, baba katılımı, toplum desteği/kösteği, ataklar, witching hour, kilo takibi gibi konu konu bir şeyler yazmayı düşünmüştüm ama yazarken hep başka yerlere çekiliyor zihnim, ortaya karışık oluyor o yüzden. Bir de tabii yazıyı bir oturuşta bitiremememin de etkisi var. 

Neyse. Kilo takibiyle devam edeyim. Kendi kilom değil tabii ki yanlış olmasın 🙂 Bebeğimin kilosu. Yıllar yıllar önce üniversitede dersimize giren çocuk doktoru hocamız, Türk annelerin bir özelliği var; sanki çocuklar çok yemek yiyormuş gibi bir de dudaklarının kenarında kalanı kaşıkla sıyırıp tekrar çocuklarının ağzına sokmaya çalışıyorlar diye anlatmıştı. Kendi çocukluğumdan da hatırladığım mesela ne zaman balık olsa yemekte, masada bir huzursuzluk çıktığıydı, çünkü sevmiyordum, yemiyordum, şu yaşımdayım hala deniz ürünü yemem. Hep derdim ‘ben çocuğunun peşinden kaşıkla koşan bir anne olmayacağım, yemek travması yaratmayacağım, acıkırsa yer, yemezse yemez, çok okey.’ Fakat gelin görün ki çocuğum doğum kilosundan hızla geri sararken bir de sarılıkla uğraşırken meme bir yandan mama bir yandan üç günlük çocuğa hadi yavrum, ye yavrum, aç ağzını çocuğum diye dil döküyordum. Bugün eşime ‘şu ana kadar bebek bakımıyla ilgili en travmatik olayımız neydi’ desem muhtemelen biberon kaşıkla mama vermeye çalışmamızı söyler. O ne sinir bozucu ve işe yaramaz bir buluş öyle (neyse belki fayda görmüş olan vardır ama bizi tüketmişti).

Yanisi şu ki ebeveynlik böyle sizi inançlarınız ve değer yargılarınızla sınayan bir challenge gibi, o yüzden büyük konuşmamak lazım. Bir de düşenin halinden düşen anlar; benzer yollardan geçmiş bir yakınımın bebek tartısını bana vermesiyle devam etti kilo takibi sürecimiz. Tam bir delilik ama işte n’aparsın 🙂

Bir de şu atak haftaları konusu var ki aman aman… Ben yine başıma gelmeden önce ‘atak haftası diye bir şey yok ya, bebekler büyüyor, gelişiyor, bir sürü şey yaşıyorlar, beyinleri level atlıyor tabii ki bunların verdiği huzursuzluk, sıkıntı olacak’ gibi boş laflar ederken dan dan tokat gibi vurdu yüzümüze atak haftalarının gerçekliği daha şimdiden. Yani tam olarak anlatılmaz, yaşanır diyebilirim. Hiç detaya girmeyeceğim ama atak haftaları gerçekmiş arkadaşlar, inanın 🙂 Eşinizle birlikte vermeniz gereken bir başka sınav da kesinlikle bu haftalar. Ve biz daha yolun başındayız, daha zorlayıcı haftalar ilerdeymiş, gözünüzü korkutmak istemem ama beni korkuttular, siz de bilin isterim 🙂

Atla çocuğum nereye atlayacaksan biz bekliyoruz 🙂

Neyse… Konumuz çok, hepsi sırayla. Biraz da toplumumuzun ‘bebek sevgisi’nden bahsedeceğim ama önce dilimi törpülemem lazım, bakalım, kısmet.

İlginizi çekebilir: 40’ı çıkınca ne oluyordu?40’

Ecem Şenyurd Efecan: Selam, ben Ecem! Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli özel kurumlarda çalışıp akademi özlemiyle soluğu yine üniversitede aldım, daha öğrenilecek çok şey vardı! Mindfulness üzerine tez yazıp 'an'da kalmayı hala başaramayan biri olarak insana iyi gelen ne varsa bulmaya, uygulamaya, hayatımın bir parçası haline getirmeye çalışıyorum. Tam bir kahve severim, günlük sınırsız doz alımıyla hayatımın olmazsa olmazı. Üretmeye bayılıyorum! :)

Temizliğin Geleceği: Dyson V16 Piston Animal Hayatımızda Neleri Değiştiriyor?

Hafta sonu yapılan huzur dolu kahvaltının ardından, sandalye altına dökülen ekmek parçaları, fark etmeden yere damlayan çay izleri… Keyif dolu bir başlangıcın ardından göze batan detaylar, günün devamını dinlenerek değil temizlikle devam ettirebilir. Dyson V16 Piston Animal tam da bu anlar için zamanınızı maksimum verimlilikle, güçlü temizlemeyle hayatınızı kolaylaştırmak için geliştirilmiş.  



Dyson teknolojisini daha da iyileştirerek, yeni ürünü V16 Piston ile bugüne kadarki en güçlü ve en akıllı süpürge teknolojisiyle süpürmeyi yorucu bir zorunluluktan çıkarıp, yaşam kalitenizi yükselten bir ritüele dönüştürür.  

En güçlü çekim gücü 



Motoru ve tasarımı itibariyle Dyson’ın en güçlü süpürgesi olan V16 Piston Animal, evinizde temizlik yapmayı bambaşka bir deneyim haline getiriyor. Halılarınızın derinliklerine sinmiş tozlar, tatil dönüşü toz kaplanan zeminler… Üstün emiş gücü ve performansı artıran tasarımı sayesinde tek bir geçişte en etkili şekilde temizler. Her detay, maksimum performans ve kullanıcı konforu göz önünde bulundurularak tasarlanmış.  Zemindeki incecik tozları bile çekip yerleri adeta silinmiş gibi yapan Dyson V16 Piston Animal’ı kullanırken parkelere de hassas davrandığından emin olabiliyorsunuz. 



Tek başlıkta zeminler arası kesintisiz geçiş      

Salonun yumuşak halısından mutfağın soğuk zeminine geçerken genelde başlık değiştirmek, eğilmek, ayarlamak gerekir. Ama Dyson V16 Piston Animal, bu geçişleri sizin için hızla algılar. Koni biçimli özel başlığıyla halı ilmeklerindeki inatçı tozları söküp çıkarırken, parke yüzeylerdeki tozu zahmetsizce toplar. Yeni başlığı sayesinde derinlemesine temizlik sağlarken, yeşil ışık teknolojisiyle çıplak gözle göremediğiniz mikro partikülleri bile aydınlatarak görünmez kirleri görünür hale getirir. 

Islak zemin temizliğinin en kolay hali 

Zahmetsiz ve etkili bir süpürmeden sonra ıslak temizliğe geçmek sadece anlık bir hareket. Yeni Submarine başlık ile kurumuş kahve, kurumuş soya sosu lekesi ve sertleşmiş yemek lekeleri gözünüzde büyümeyecek… Submarine başlığa eğilmeye bile gerek kalmadan geçebilir, lekenin zorluğuna göre normal ve Max ıslaklık modlarından birini seçebilirsiniz. İster Normal mod ile sabah işe gitmeden önce yere damlayan sütü temizleyin, ister akşam gelince Max modu ile kurumuş lekeleri zahmetsizce çıkarın. Üstelik temizlik rulosunun her seferinde temiz su kullandığını bilerek!  

Akıllı temizlik partneri 

Dyson V16, sadece güçlü değil; aynı zamanda evinizin akıllı yardımcısıdır. Farklı zemin türlerini otomatik olarak tanır, gücünü saniyeler içinde ayarlar. Siz salonu süpürürken, o halıdan parkeye geçtiğinizi algılar ve performansını buna göre optimize eder. MyDyson uygulaması sayesinde temizlik verilerinizi anlık olarak takip edebilirsiniz; ne kadar süre temizlik yaptığınızı ve hangi kirleri topladığınızı görebilirsiniz. Dyson V16 Piston Animal, temizlikte sezgisel bir ortağınız değil, akıllı bir asistanınız haline gelir. 

Dyson V16 Piston Animal dokunuşu: Dolanmadan, takılmadan, kusursuz temizlik 

Banyo zeminine dökülen diş macunu lekesi, yatağınızın içine işleyen tozlar, koltuğun üzerine yapışan evcil hayvan tüyleri… Dyson V16 Piston Animal’ın konik tasarımlı başlıkları ile, uzun saçları ve tüyleri fırçaya dolamadan doğrudan hazneye yönlendirir. Böylece başlığa dolanan saçları kesme veya çekiştirerek çıkarmaya çalışma zahmetini ortadan kaldırıyor.       



Eğilmeden başlık değişimi  

Temizliğin akışına kaptırmışken, koltuk veya masa altı için eğilmek zorunda kalırsınız. Ancak Dyson V16 Piston Animal,Dyson Dyson  altındaki ikonik kırmızı halka sayesinde tek bir dokunuşla kuru temizlikten ıslak temizleme Submarine başlığa veya borunun içine gizlenmiş aralık temizleme başlığına geçiş yapmanızı sağlar. Böylece temizlik ritmi hiç bozulmaz; koltuk altları, mobilya kenarları ve dar köşeler bile zahmetsizce temizlenir. Tek hareketle başlık değişikliği, eğilmeye gerek olmadan hızlı ve pratik bir deneyim sunar. Dyson V16 Piston Animal, sadece güçlü bir emiş gücü sunmakla kalmaz; temizliği konforlu, kesintisiz ve keyifli bir ritme dönüştürür. 

​​Daha küçük hazne ile daha fazla kapasite​​​​  

   ​​ 

Dyson V16 temizliği derinlemesine yapmasının yanında yeni hazne sistemi ile kirlerin daha fazla depolanabilmesini sağlıyor. Toplanan kirleri, tek bir hareketle sıkıştırmaya yarayan mandal sayesinde hazne kapasitesi üç katına kadar çıkabiliyor. Bu sayede 30 güne kadar toz saklanabilecek kapasite sağlanabiliyor.       

Dyson V16 Piston Animal,Dyson Dyson  yalnızca bir süpürge değil; evinizde hijyenkolay kullanım ve güçlü performans sunan bir teknoloji. Temizlik artık zahmet değil, konforun bir parçası. Dyson V16 ile farkı keşfedin ve her köşeyi zahmetsizce temizleyin.

*Bu makale Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır. 





İlgili Makale