X

Kişisel gelişim mi, karakter gelişimi mi?

Kişilik, doğuştan getirdiğimiz mizaç ve erken deneyimlerimizle şekillenen düşünme, hissetme ve davranma eğilimlerimizdir. Otomatik ayarlarımızdır. Görece stabildir ve kolay kolay değişmez. Duruma göre değil, alışkanlığa göre çalışır. “Ben böyleyim” dediğimiz yer, işte burasıdır. “İçedönük ya da dışadönük biriyim. Duyarlıyım. Mesafeliyim. Risk alırım. Temkinliyim. Hızlı karar veririm. Sabırsızım. Düşünceliyim. Kararsızım…”

Kişisel Gelişimin odağı, kişinin kendini geliştirmesidir. Daha iyi bir sen yaratma… 

Varsayımı ve gizli mesajı ise şöyledir: “Sende eksik olan bir şeyler var, üzerine koyarsan daha iyi olursun. Henüz yeterince iyi değilsin”

Kişisel gelişim söz konusu olduğunda şu sorular devreye girer: “Daha motive, daha özgüvenli, daha başarılı nasıl olurum? Performansımı nasıl artırırım? Stresimi nasıl yönetirim?”

Kişi burada hedef, sonuç ve başarı için çabalar. Bu da hiç şüphesiz insana “daha iyi ol, daha güçlü ol, daha pozitif ol” baskısı yaratır. Çoğu zaman kişiyi, düzeltmesi gereken bir proje gibi ele alır. Bu yüzden son yıllarda kişisel gelişim yorucu olarak algılanabiliyor. Kısa vadede iyi hissettirebiliyor belki ama çoğu zaman sürdürülemiyor ya da zor zamanlarda etkisini gösteremiyor. 

Burada “karakter” devreye giriyor.

Karakter, baskı altındaki seçimlerimizdir. Değerlerimiz, vicdanımız, sorumluluk alma biçimimiz ve zor koşullarda sergilediğimiz tutarlılık… Karakter; yaşantıyla ve farkındalıkla gelişir. Bilinçli seçimlerle şekillenir. Özellikle stres, kriz ve belirsizlikte görünür olur. İlişki ve güvenin temelidir. “Zor durumda dürüst kalmak. Hata yaptığında sorumluluk almak. Güçlü konumdayken adil davranmak…”

Karakter Gelişiminin odağı, insanın stres, belirsizlik ve baskı altındaki duruşudur. “Zor zamanlarda ben kimim?”

İnsan eksik değildir; sadece regülasyona ve farkındalığa ihtiyaç duyar. Gizli mesajı şöyledir: “Zorlanman normal. Mesele bu zorlanmada nasıl kaldığın.”

Karakter gelişimi söz konusu olduğunda şu sorular devreye girer: Zorlandığımda nasıl tepki veriyorum? Baskı altında değerlerimle uyumlu kalabiliyor muyum? Kendimle ve başkalarıyla ilişkim nasıl? Güç bende mi, otomatik tepkilerimde mi?

Karakter gelişimi, değerleri önemser. Tutarlılığı ve bütünselliği destekler. Beden, sinir sistemi ve duygu regülasyonu titizlikle sürece dahil edilir. Yavaş ama kalıcı dönüşümü mümkün kılar. Güveni ve ilişki kalitesini artırır. Daha iyi performansı değil, daha regüle, daha tutarlı, daha güvenilir bir insan olmayı merkezine alır. 

Kişilik tepkidir, karakter ise seçim

Kendinde var olanla, onunla ne yaptığın arasında ince ama belirleyici bir çizgi vardır.

Hepimizin bir kişiliği, kişisel özellikleri vardır. Sabırsızlık, kaygıya yatkınlık, öfkeye hızlı çıkış gibi… Bunlar “olan” yanımızdır; yani sinir sistemi ve mizaç temelli eğilimlerimizdir. 

Karakter ise, bu eğilimler aktive olduğunda, yani stres ve baskı altında veya bir tehdit algısı oluştuğunda, kişinin kendini regüle edip edemediği, tepki mi verdiği yoksa yanıtı mı seçtiğidir.

Yani kaygılı olmak bir kişilik özelliğidir; kaygı yükseldiğinde kilitlenip kilitlenmediğin, regüle olup temas halinde kalıp kalamadığın ise karakterin alanıdır.

Öfke duygusunun varlığı insani ve doğaldır; öfke geldiğinde bağırıp yıkmayı mı seçtiğin, sınır koyarak kendini ifade etmeye mi çalıştığın ise karakterindir. Karakter, duygunun gelmemesi değil; duyguyla ne yaptığındır.

Şimdi sıra bu detay bilgilerle kişilik ve karakter özelliklerini sıralamakta ve ardından hangisiyle ne yapmak istediğine karar vermekte: Kişiliğimizi geliştirmeye mi çalışmalıyız yoksa kişiliğimizi tanıyıp karakterimize mi odaklanmalıyız?

Nereden başlayabiliriz?

İşe kişiliğini değiştirmeye çalışarak değil; onu tanıyarak başlayabilirsin. Çünkü kişilik çoğu zaman ne yaşadığını, karakter ise onu yaşarken ne yaptığını anlatır.

İlk adım, zorlandığın anları fark etmektir. Ne zaman içe kapanıyorsun? Ne zaman sertleşiyorsun? Ne zaman susuyor ne zaman patlıyorsun?

Bunlar sinir sisteminin öğrendiği otomatik korunma yollarıdır.

Sonra şu soruları yavaşça sormaya başlayabilirsin: Bu tepki şu an beni gerçekten koruyor mu, yoksa eski bir alışkanlık mı? Bu anda gücüme mi geçiyorum, yoksa otomatikliğime mi teslim oluyorum?

Karakter gelişimi tam da burada başlar. Duygunun gelmesini engellemekte değil; duygu geldiğinde kendinle temasını kaybetmemekte. Kaçmak ya da saldırmak yerine bedende kalabilmekte. Yakıp yıkmadan sınır koyabilmekte…

Yani mesele daha sakin, daha pozitif, daha güçlü olmak değil. Mesele, zor zamanlarda bile değerlerinle temas halinde kalabilmek.

Belki de gerçek gelişim, kendini sürekli iyileştirmeye çalışmakta değil; zorlandığında bile kendini terk etmemeyi öğrenmekte yatıyordur.

İlginizi çekebilir: Sofrada hangi kişisin? Yemek üzerinden ilişki dinamiklerine dair küçük bir ayna

Berna Gedik Asal: Merhaba ben Berna, 17 yaşından beri kendi ruhunun dedektifliğini yapan, içindeki labirenti sabırla dolaşan, karanlıklarını inkâr etmek yerine onlarla çalışmayı seçen biriyim. Bir zamanlar konuşmaktan çekinirken, bugün kalabalıkların karşısında tüm varlığımla yer tutmaktan büyük bir keyif alıyorum. 15 yılı aşkın kurumsal çalışma hayatımın son 10 senesini İnsan Kaynakları Eğitim ve Gelişim alanında geçirdim. İnsanların potansiyellerini performansa dönüştürmelerine, kurumların öğrenen ve gelişen yapılar hâline gelmesine katkı sundum. Aynı zamanda bir nefes koçuyum. Nefesi merkeze alan bireysel seanslar ve atölyelerle hem bireylerin hem kurumların dönüşüm yolculuklarına eşlik ediyorum. Dünyayla kurduğum ilişkinin, iletişim aracı yazmak. Hem içinden geçtiğim hem de merakla araştırdığım konuları; öz farkındalık, beden, zihin ve ilişkiler üzerinden harmanlayarak paylaşıyorum. Yazılarım, hayat üzerine düşünceler ya da araştırılmış bilgilerden öte, yaşanmışlığın içinden damıtılmış hikayeler, içsel gözlemler ve nefesin rehberliğinde dönüşüm notları… Yan yana yürümek, bazen birçok şeyi mümkün kılar. Yazılarım aracılığı ile sizinle tanışmış olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale