Kişilik, doğuştan getirdiğimiz mizaç ve erken deneyimlerimizle şekillenen düşünme, hissetme ve davranma eğilimlerimizdir. Otomatik ayarlarımızdır. Görece stabildir ve kolay kolay değişmez. Duruma göre değil, alışkanlığa göre çalışır. “Ben böyleyim” dediğimiz yer, işte burasıdır. “İçedönük ya da dışadönük biriyim. Duyarlıyım. Mesafeliyim. Risk alırım. Temkinliyim. Hızlı karar veririm. Sabırsızım. Düşünceliyim. Kararsızım…”
Kişisel Gelişimin odağı, kişinin kendini geliştirmesidir. Daha iyi bir sen yaratma…
Varsayımı ve gizli mesajı ise şöyledir: “Sende eksik olan bir şeyler var, üzerine koyarsan daha iyi olursun. Henüz yeterince iyi değilsin”
Kişisel gelişim söz konusu olduğunda şu sorular devreye girer: “Daha motive, daha özgüvenli, daha başarılı nasıl olurum? Performansımı nasıl artırırım? Stresimi nasıl yönetirim?”
Kişi burada hedef, sonuç ve başarı için çabalar. Bu da hiç şüphesiz insana “daha iyi ol, daha güçlü ol, daha pozitif ol” baskısı yaratır. Çoğu zaman kişiyi, düzeltmesi gereken bir proje gibi ele alır. Bu yüzden son yıllarda kişisel gelişim yorucu olarak algılanabiliyor. Kısa vadede iyi hissettirebiliyor belki ama çoğu zaman sürdürülemiyor ya da zor zamanlarda etkisini gösteremiyor.
Burada “karakter” devreye giriyor.
Karakter, baskı altındaki seçimlerimizdir. Değerlerimiz, vicdanımız, sorumluluk alma biçimimiz ve zor koşullarda sergilediğimiz tutarlılık… Karakter; yaşantıyla ve farkındalıkla gelişir. Bilinçli seçimlerle şekillenir. Özellikle stres, kriz ve belirsizlikte görünür olur. İlişki ve güvenin temelidir. “Zor durumda dürüst kalmak. Hata yaptığında sorumluluk almak. Güçlü konumdayken adil davranmak…”
Karakter Gelişiminin odağı, insanın stres, belirsizlik ve baskı altındaki duruşudur. “Zor zamanlarda ben kimim?”
İnsan eksik değildir; sadece regülasyona ve farkındalığa ihtiyaç duyar. Gizli mesajı şöyledir: “Zorlanman normal. Mesele bu zorlanmada nasıl kaldığın.”
Karakter gelişimi söz konusu olduğunda şu sorular devreye girer: Zorlandığımda nasıl tepki veriyorum? Baskı altında değerlerimle uyumlu kalabiliyor muyum? Kendimle ve başkalarıyla ilişkim nasıl? Güç bende mi, otomatik tepkilerimde mi?
Karakter gelişimi, değerleri önemser. Tutarlılığı ve bütünselliği destekler. Beden, sinir sistemi ve duygu regülasyonu titizlikle sürece dahil edilir. Yavaş ama kalıcı dönüşümü mümkün kılar. Güveni ve ilişki kalitesini artırır. Daha iyi performansı değil, daha regüle, daha tutarlı, daha güvenilir bir insan olmayı merkezine alır.
Kişilik tepkidir, karakter ise seçim
Kendinde var olanla, onunla ne yaptığın arasında ince ama belirleyici bir çizgi vardır.
Hepimizin bir kişiliği, kişisel özellikleri vardır. Sabırsızlık, kaygıya yatkınlık, öfkeye hızlı çıkış gibi… Bunlar “olan” yanımızdır; yani sinir sistemi ve mizaç temelli eğilimlerimizdir.
Karakter ise, bu eğilimler aktive olduğunda, yani stres ve baskı altında veya bir tehdit algısı oluştuğunda, kişinin kendini regüle edip edemediği, tepki mi verdiği yoksa yanıtı mı seçtiğidir.
Yani kaygılı olmak bir kişilik özelliğidir; kaygı yükseldiğinde kilitlenip kilitlenmediğin, regüle olup temas halinde kalıp kalamadığın ise karakterin alanıdır.
Öfke duygusunun varlığı insani ve doğaldır; öfke geldiğinde bağırıp yıkmayı mı seçtiğin, sınır koyarak kendini ifade etmeye mi çalıştığın ise karakterindir. Karakter, duygunun gelmemesi değil; duyguyla ne yaptığındır.
Şimdi sıra bu detay bilgilerle kişilik ve karakter özelliklerini sıralamakta ve ardından hangisiyle ne yapmak istediğine karar vermekte: Kişiliğimizi geliştirmeye mi çalışmalıyız yoksa kişiliğimizi tanıyıp karakterimize mi odaklanmalıyız?
Nereden başlayabiliriz?
İşe kişiliğini değiştirmeye çalışarak değil; onu tanıyarak başlayabilirsin. Çünkü kişilik çoğu zaman ne yaşadığını, karakter ise onu yaşarken ne yaptığını anlatır.
İlk adım, zorlandığın anları fark etmektir. Ne zaman içe kapanıyorsun? Ne zaman sertleşiyorsun? Ne zaman susuyor ne zaman patlıyorsun?
Bunlar sinir sisteminin öğrendiği otomatik korunma yollarıdır.
Sonra şu soruları yavaşça sormaya başlayabilirsin: Bu tepki şu an beni gerçekten koruyor mu, yoksa eski bir alışkanlık mı? Bu anda gücüme mi geçiyorum, yoksa otomatikliğime mi teslim oluyorum?
Karakter gelişimi tam da burada başlar. Duygunun gelmesini engellemekte değil; duygu geldiğinde kendinle temasını kaybetmemekte. Kaçmak ya da saldırmak yerine bedende kalabilmekte. Yakıp yıkmadan sınır koyabilmekte…
Yani mesele daha sakin, daha pozitif, daha güçlü olmak değil. Mesele, zor zamanlarda bile değerlerinle temas halinde kalabilmek.
Belki de gerçek gelişim, kendini sürekli iyileştirmeye çalışmakta değil; zorlandığında bile kendini terk etmemeyi öğrenmekte yatıyordur.
İlginizi çekebilir: Sofrada hangi kişisin? Yemek üzerinden ilişki dinamiklerine dair küçük bir ayna