Kendin olmaya yakın mısın: İçindeki çocuk özgürleşmek için seni bekliyor

Tahmin edilemez olmanın en önemli kuralı, kendini tahmin etmemek, geçmiş ve gelecekten bağımsız var olan anın içinde süzülmektir.
O an, o an için geçerli, o an var olan durumlar içinde o ana özel kararlarla yürümektir. Her bileşenden bağımsız ve bağsız olarak. Burada bir “budala” tanımı yatar, oysa bu budala, önüne gelen her durumun bir haz, bir deneyim, bir coşku barındırdığını bilir ve korkulardan arınmış, her saniyesinde kendi kendisini yaratmaktadır. Her durum için başka bir halini deneyimlemektedir ve açıkça “özgürdür.”
Bağımsızlığı, huzuru bu “budalalıktan” gelmektedir.
Yaşamı deneyimlemeye olan cesareti, çocukluğundan, saflığından ve belki de asla ders almamasındandır. Çünkü dersler daha sonra kullanmak için değil, durum içinde ruhu olgunlaştırmak içindir. Saklayıp koz olarak kullanmak, kendini korumak için taze tutmak için değildir. Deneyimleyip duyguyu, hali bedene tanıtmak içindir. Sonra geldikleri gibi giderler. Yeni yaratıma etki etmemeleri için gitmeleri gereklidir. Aksi, benzer durumları “tıpatıp aynı” olarak görmeye, “şartlanmaya” ve doğal olarak bir hal içerisinde sıkışıp kalmaya yol açar.

Oysa öğrenmek, sadece tadına bakıp yol vermek, benzer durumlar içinde yeni “öğrenmiş” halinle, hiç böyle bir şeyle karşılaşmamış gibi “taze” bir bakış, yeni çözümler, yeni yollar bulmana olanak sağlar. Önceki deneyimin hücrelerine nakşedilmiştir, ruh o kasını doğal bir refleks gibi kullanmayı öğrenmiştir.
Budalalık, öğrendiğimizin aksine bir “mertebedir.”
Sonsuzlukta dans eden çocuk mertebesidir.
Yaşama coşku ile bakan, her anı hazza dönüştüren, neşeyi ve “yaşam ilhamını” dağıtan çocuktur o.
Her insanın içinde, keşfedilmeyi bekler sabırla. Bir bebeğin umutsuzca annesini, ailesini bulmaya çalışması gibi bir sabırla. Köklerine duyduğun özlemin, içinin bildiği diyarların özlemi gibi hisle o da, senin de onu aradığın gibi seni arar, seni bekler.
Aradığın da seni arıyordur bu yüzden.
Sorduğun her soru, yaşama dair her tökezlemen seni o çocuğa, o ilhama yönlendirir. Sen cevap verdikçe, sen aramaya devam ettikçe daha yüksek çıkar çığlıkları çocuğun.
Sanırsın ki yanlış yoldasın fakat olan tam tersidir. Yakınlaşmanın getirdiği sabırsızlığın çığlıklarıdır onlar. İçinde heyecanı, tükenmeye yakın olan sabrı, kutlamayı, son kalan acıların havalanmasını barındırır. O bir şölendir.
Acılar, sıkışmalar, tökezlemeler bir “şölen” habercisidir ve evet, ta kendisidir.

Çocuğun, budala çocuğun seni bekliyor. Olgunlaşıp “kendin” olma cesareti göstereceğin günü. Sadece kendi hissedişinle adım atacağın günü, beraber yaşamın “ilhamı” olacağın günü.
O gün, şimdi!
O gün, sen “bugün” dediğin gün.
Kutsal gün, senin bir hamleyle ayağa kalktığın gün.
Kıyam o gün, kıyamet o an!
Şimdi.

İlginizi çekebilir: Değişme gücü hayatın bize hediyesidir: En büyük gücünün farkında mısın?

Esra Uyman
Lise yıllarında başlayan kişisel gelişim, ruhsal gelişim ve metafizik konularına duyduğu yoğun merak onu yurt içi ve yurt dışında birçok özel eğitim çalışmalarına katılmaya ... Devam