X

Kendimizle çeliştiğimiz özelliklerimiz rüyalarımıza nasıl yansır?

Uyanık yaşadığımız saatlerde farkında olmadan konuştuklarımız, düşündüklerimiz, duygularımızla bazen karşımızdaki ile, bazen de kendimizle çelişiriz. Dikkat etmezsek, çoğumuz çelişkilerimizi fark etmeyiz. Kendimizi takip eder, bedenimize kulak verirsek bu çelişkilerin yarattığı gerginlikleri, anlamsız boşlukları keşfedebiliriz. Eğer uyanıkken bunları fark etmek zor geliyorsa, rüyalarımızı takip ederek iç sesimize kulak verirsek, kendimizi iyileştirebilir, anlayabiliriz.

Bu yazımda, “Kendimizle çeliştiğimiz özelliklerimiz rüyalarımıza nasıl yansır?”, “Hangi sembollerle görürüz?” sorularının cevaplarını yazacağım.

Rüyalarımızda gördüğümüz karakterin kadın mı, erkek mi olduğuna karar veremiyorsak (beden olarak görmesek bile kadın sesi mi, erkek sesi mi karar veremediklerimiz de dahil) bir arayışta olduğumuzu ve tam olmak için kendimizi anlayarak, karşı çıkan taraflarımızı iyileştirmeye çalıştığımızı, bedensel ve ruhsal olarak dengemizi bozan taraflarımızın farkında olduğumuzu, onlara karşı savaşı bırakıp uzlaşmayı seçtiğimizi rahatlıkla anlayabiliriz.

Rüyasında yeni, farklı bir bedende doğduğunu görenler, sezgilerine kulak vermediklerini, sadece mantıkları ile hareket ettiklerini, duygularını ve iç seslerini dinlemelerini fark edebilirler. Bu rüya, rüyanın görüldüğü sırada özellikle bir olay için geçerli olabildiği gibi genel olarak hayata bakış açımızla ilgili de olabilir.

Rüyanızda bir ülke yöneticisini görmek, ebeveynlerimizle ilgilidir. Gördüğümüz yönetici erkek ise babamızın bizden farklı bulduğumuz, yargıladığımız özelliklerini kabul etmemiz gerektiğini, yönetici kadın ise annemizi ve otorite olarak gördüğümüz diğer dişi karakterleri (çalışma ortamındaki işveren, patron gibi) kabul etmemiz gerektiğini anlatır. Gördüğümüz yönetici farklı bir ülkenin yöneticisi ise uyanık yaşantımızda da ailemize karşı çok uzak ve mesafeli olduğumuzu, yöneticiyi ölüm döşeğinde görürsek yukarıda yazdığım cinsiyet özelliklerine göre ebeveynlerimizi modernlikten uzak ve değersiz bulduğumuzu anlayabiliriz.

Bir kahramanla karşı karşıya olduğumuz film tadında senaryolar görüyorsak, kendimizin farkına varmak için artık yola çıktığımızı anlayabilir ve rüyayı görürken hissettiklerimizin karışıklığına, korkusuna, kaygılarına bakarak uyanık hayatta neler yaşadığımız hakkında fikir sahibi oluruz.

Uykumuzda büyüdüğümüz sosyal çevrenin, toplumun, ailenin öğretilerine göre kutsal sayılan sembolleri gördüğümüzde ise o sembolü iyi ve kötü olarak nasıl sınıflandırmamız gerektiğini anlamalıyız. İyi olarak nitelendirdiğimiz bir sembol gördüysek kendimizi desteklediğimizi, çeliştiğimiz taraflarımızı iyileştirmek için bedenen ve ruhen kendimize iyi gelecek duygular, davranışlar içinde olduğumuzu, kötü olarak nitelendirdiğimiz bir sembol gördüğümüzde çelişen taraflarımızı zorlayan durumların içinde olduğumuzu anlayabiliriz.

Unutmayalım ki, iç sesimiz her zaman bize cevap verir, rüyalarımıza inanmak, kişisel farkındalık yolculuğunu dengeli, keyifli, sakinlikle geçirebilmemiz için bize sunulan lütuftur. Kıymetini bilelim… Farkındalıklı yolculuklar dilerim.

İlginizi çekebilir: Gece gördüğümüz rüyalar günlük deneyimlerimizin devamı mıdır?

Serap Özdağ: 06 Temmuz 1978 tarihinde İstanbul’da doğdu. 2000 yılında Ankara Üniversitesi Kimya Mühendisliğinden mezun oldu. Uzun yıllar ilaç sektöründe çalıştı. İnsanların bedensel sağlığı üzerine çalışırken, diğer taraftan ruh sağlıklarıyla yakından ilgilenmeye başladı. İlgisi önce kişisel gelişim konuları ile ilgili kitap okumakla başlarken, sonraları konuyla ilgili birçok seminere katılmakla devam etti. Merakı artarak devam ettiği için kariyerini bu yönde devam ettirmeye karar verdi. Işık Elçi Akademi’den Spritüel Yaşam Danışmanlığı eğitimi aldı. Aynı zamanda yine aynı kurumdan NLP Uygulayıcılık Eğitimi, Reiki Master, Rüya Analizi Eğitimlerini almış ve aktif olarak danışanlarına uygulamaya başlamıştır. Nefes Okulu’ndan Mustafa Kartal eğitmenliğinde Sertifikalı Nefes Koçluğu, Sertifikalı Holoterapi Eğitmenliği ve Sertifikalı Çocuk Nefes Koçluğu programlarını başarıyla tamamlamıştır. Nefes Okulu bünyesinde bireylere, kurumlara, diğer gruplara Doğru Nefes Alma Eğitimi, Holoterapi Çalışmaları, Nefes Teknikleri Atölyeleri ve çocuklar için Çocuk Nefes Atölyeleri düzenlemektedir. Aynı zamanda Yaşam Koçluğu çalışmalarını kapsayan farkındalık seminerleri, Meditasyonlar içerikli grup ve bireysel çalışmaları düzenlemekte, uzmanlık alanlarında seminerler vermeye devam etmektedir.

Saç kalitesinin sırrı yıpranmayı onarmak mı önlemek mi? 

Saçlarınız gün içinde fark etmeden düşündüğünüzden daha çok yıpranabiliyor. Sabah saçınızı kuru taramanın bıraktığı hasar, gün içinde hava kirliliğine maruz kalmak, duş sonrası yüksek ısıyla kurutma, sık şekillendirme… Tüm bu küçük adımlar zamanla birikiyor ve saç tellerinizde gözle görülmeyen hasarlar bırakıyor. Çoğu zaman “yıpranan saçları nasıl onarabileceğimize” odaklanıyoruz; oysa bilim bize çok daha kritik bir gerçeği fısıldıyor: Yıpranan saç kalıcı olarak onarmak pek mümkün değil. Çünkü saç, canlı dokular gibi kendi kendini yenileyen bir yapı değildir. Saç telini oluşturan keratin zincirleri bir kez hasar gördüğünde, uygulanan ürünler sadece yüzeyde geçici bir güçlendirme sağlar. Saç daha parlak görünür, daha yumuşak hissedilebilir fakat bu görünüm kalıcı bir onarım sunduğu anlamına gelmeyebilir.



Bu yüzden sağlıklı saç denkleminin en kritik noktası, saçın zarar görmesini engellemektir.

Türkiye’de uzun, gür ve dalgalı saçlar her zaman popülerliğini koruyor. Saçlarını uzatmak için maskeler, yağlar ve vitaminler deneyen pek çok kişi, saçlarının dipten sağlıklı bir şekilde uzamasına rağmen saç uçlarının sağlıksız göründüğünü fark edebiliyor. Peki bunun ardındaki sebep ne olabilir? Çoğu zaman bu durumun nedeni, farkına varılmayan koparak dökülme ve kırılmadır.



Trikologlar birçok insanın, saçlarının “koparak döküldüğünün” farkında bile olmadığını belirtiyor. Yüksek ısı, yanlış kurutma rutinleri ve sıcak şekillendirme araçları, saç boyunu uzatmaya çalışırken en hızlı kaybettiren etkenlerin başında geliyor.





Peki çözüm? Saçı şekillendirirken ona zarar vermemek. Yani ısıyı kontrol etmek.

Bilimin ışığında saçın anatomisi: Neden geri dönüş yok?

Saç telinin ana yapısını, tıpkı merdiven basamakları gibi sıkıca birbirine bağlanmış keratin proteinleri oluşturur. Saç telinin dış katmanı olan kütikül ise bu iç yapıyı koruyan pulcuklardan oluşur.

  • Yüksek ısı etkisi: Saçınızı aşırı yüksek ısıya maruz bıraktığınızda, bu ısı saç telindeki protein bağlarını parçalar. Saçın dış katmanı olan kütikül pulcukları zarar görür, kalkar ve saçın nemini kaybetmesine neden olur. Saçın içindeki suyu ani bir şekilde buharlaştıran aşırı ısı, protein yapısında geri dönüşü olmayan, kalıcı hasar yaratır.
  • Kalıcı hasar: Saç, tırnaklar gibi canlı olmayan bir dokudur. Cildinizde oluşan bir kesik gibi kendini yenileme yeteneği yoktur. Piyasada “onarım” iddiasıyla sunulan ürünler, hasarlı kütikül katmanını geçici olarak pürüzsüzleştiren ve saçın nem tutma kapasitesini artıran dolgu maddeleri içerir. Bu sayede saçınız bir süreliğine daha parlak ve güçlü görünebilir. Ancak saçın iç yapısındaki tahribat (kopan protein bağları) kalıcıdır ve eski haline getirilemez.

İşte bu yüzden, saç sağlığınız için hasar meydana geldikten sonra onu onarmaya çalışmak değil, baştan önlemektir.



Yıpratmamayı seçin: Dyson’ın saç bilimiyle tanışın

Saç sağlığının ilk adımı, birçok kişinin gözden kaçırdığı bir detayda gizli: Saç şekillendirmede kullanılan aşırı ısıdan kaçınmak. Dyson, bu bilimsel gerçeği merkeze alarak tüm saç şekillendirme ürünlerini, aşırı ısı hasarı olmadan etkili sonuçlar verecek şekilde tasarlar.

Dyson’Dyson’Dyson’ın temel felsefesi basittir: Saçı kuruturken ve şekillendirirken sıcaklıktan değil, akıllı mühendislikten ve güçlü, kontrollü hava akımından faydalanmak.

Yüksek teknolojiyle gelen koruma

Dyson saç şekillendirme makinelerinin tamamı, saç ve saç derinizin sağlığını korumaya odaklanan ortak bir teknolojiye sahiptir:

  1. Akıllı ısı kontrolü: Tüm Dyson ürünlerinde saniyenin çok küçük bir bölümünde sıcaklığı onlarca kez ölçen akıllı sensörler bulunur. Bu sensörler sayesinde makineler, saçın aşırı ısınmasını engelleyecek sabit ve güvenli bir sıcaklıkta kalır. Bu teknoloji, özellikle saç kurutma makinelerinin bile farkında olmadan yarattığı günlük ısı hasarını ortadan kaldırır. Örneğin, Dyson Supersonic Nural™ saç kurutma makinesi, saç ve saç derisi sıcaklığını sürekli analiz ederek, gerektiğinde ısıyı otomatik olarak düşürüp yükseltir.
  2. Dijital motor teknolojisi: Dyson’ın güçlü ve hafif dijital motoru, geleneksel makinelerin aksine ısıya bağımlı kalmadan, yüksek hızlı, kontrollü hava akışı sağlar. Bu sayede saçınızı yüksek ısıya maruz bırakmadan çok daha kısa sürede kurutabilir ve şekillendirebilirsiniz.
  3. Esnek şekillendirme gücü: Saç, ıslakken en esnek halindedir. Dyson Airwrap™ ve Dyson Airstrait™Dyson Airwrap™ gibi makineler, bu nemli halinden yararlanarak saça şekil verir. Saçınızı kuruturken ve şekillendirirken aynı zamanda saçı sabitlemek için soğutma gereklidir. Bu sebeple tüm makinelerde şekli kalıcı kılmak için saçın hızla soğumasını sağlayan Soğuk Şok (Cold Shot) özelliği bulunur.

Saç sağlığınıza yapılacak en iyi yatırım

Saç sağlığınız için sürekli olarak yüksek fiyatlı bakım maskeleri, serumlar ve kremler satın alıyorsanız, aslında hasarın sonuçlarına yatırım yapıyorsunuz demektir. Oysa Dyson, size bu hasarı kökten önleme seçeneğini sunuyor.

Unutmayın, binbir zorlukla uzattığınız saçlarınızın boyu, aşırı ısı nedeniyle her gün biraz daha koparak dökülüyorsa, hiçbir bakım ürünü bu kaybı geri getiremez. Saç tipinize en uygun Dyson ürünü (Airwrap™, Airstrait™, Supersonic™) ile tanışarak yıpratmamayı seçmek, sadece daha mantıklı değil, aynı zamanda daha kalıcı bir çözümdür.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale