Kelimelerin gücü: Dil, düşüncelerimizi ve duygularımızı nasıl etkiler?

“Kelimelerin gücünü keşfeden insan bütün sırrı çözmüş insandır” diyebilir miyiz? Dil bilimcilere inanarak gönül rahatlığıyla diyebiliriz. Kelime haznemiz kadar hayal edebiliyoruz, bu çok net. Hatta daha da abartayım: Doğru kelimeleri bulduğunuzda malesef “haklı olmasanız bile”, çoğu tartışmayı kazanabilir, çoğu diplomatik süreçten başarıyla çıkabilirsiniz. Yeterince retorik, hitabet gücü kuvvetli insanın yapamayacağı çok az şey olabilir. Tam tersini düşünen bir insanın bile tüm fikirlerini, hayata bakış açısını en doğru kelimelerle çok kolay bir şekilde değiştirme kabiliyetiniz olabilir. Eğer karşılıklı iletişim hali varsa tabi…

Roma imparatoru Charlemagne’ın çok güzel bi sözü vardır. “2. dili bilmek, 2. bir ruha sahip olmaktır” der çünkü sadece nesneler aynıdır ama o nesnenin dili değiştiğinde hissettirdiği, hayal ettirdiği, düşündürdüğü her şey dilden dile çok fark ediyor aslında.

Diller kültürlerinin yansıması da diyebiliriz; bazı dillerin sesleri, alfabeleri, tümüyle yapıları birbirinden o kadar farklı ki… Mesela Orta Doğu’da konuşulan dilleri düşünün; fark ettiyseniz asırlardır acı yaşayan bu bölgenin insanının dili çok hırçındır, kavga ediyormuş gibi konuşurlar hep, bana hissettirdiği budur. Bu bir tesadüf olabilir mi, henüz bilmiyorum.

Mesela bilişsel bilimci Lera Boroditsky’nin çalışmasında çok ilgimi çeken bir örnek vardı: Bir vazonun kazayla kırılması gibi sıradan bir olayda bile İspanyolların ve İngilizlerin olayı ifade etmek için kurdukları cümle sebebiyle zihinlerinde durumu çok farklı değerlendirdiğini belirtiyordu. İngilizler vazoyu kimin kırdığına, yani suçluya odaklanarak, “Vazo X kişisi tarafından kırıldı” derken, İspanyollar bardağın kazayla kırıldığını yani olayın arkasındaki niyeti hatırlıyorlar. Buna, sadece kendi dillerinde olayı ifade etmek için kurdukları cümle sebep oluyor. Dildeki bu farklılığın da aslında İngilizleri, İspanyollara nazaran ceza vermeye daha meyilli bir toplum haline getirdiğini belirtiyor Lera Boroditsky. Belki inanması güç ama bunu dil yapıyor. Aslında 2 farklı insan aynı suça tanık olduğunda, olayla alakalı çok farklı şeyler hatırlıyorlar ve değerlendirme süreçleri çok farklı oluyor.

Başka bir örnek, Almancada feminen, İspanyolcada maskülen olan “köprü” kelimesi Almanca konuşanlar tarafından güzel, zarif, narin, kırılgan, huzurlu kelimeleriyle tanımlanırken İspanyolca konuşanlar onu uzun, büyük, tehlikeli, güçlü, sağlam ve yüksek sıfatlarını kullanarak tanımlamayı tercih etmiş. Bunlar sadece “Köprü kelimesini duyduğunuzda size ne çağrıştırıyor?” dendiğinde verilen farklı cevaplar ve buradan da aslında aynı nesnenin 2 dil arasında ne kadar farklı hayal edildiğini rahatlıkla görebiliyoruz.

Dünyada yaklaşık 7000 dil var ve dil öyle bir şey ki olayları muhakeme etme yetimize yön veriyor ve bu toplumsal anlamda baya hayati bir önem taşıyor aslında. İnsan aklının ne kadar becerikli olduğunu gösteriyor bu durum. İnsan aklı 1 değil, 7000 bilişsel dünya yarattı diyebiliriz hatta. Hep diyoruz ya, algıladığımız kadar varız… İşte her dilin algılattığı da bambaşka…

Bir diğer örnek, Rusçada açık mavi ve koyu mavi kelimeleri için başka kelimeler kullanıldığı için Rusların bu renkleri seçme ve ayırt etme konusunda çok çok daha başarılı olması. Yan yana duran mavi renkler benim için birebir aynı gözükürken onlarda durum çok başka. Bu örnekle aslında kelime dağarcığımızın daha çeşitli ve geniş olmasının, aslında çevremizdeki birçok şeyi daha iyi algılamamıza ve hassasiyetimizin gelişmesine olanak tanıdığını anlıyoruz.

Shakespeare, Romeo ve Juliette’te “Gülün adının ne olduğunun ne önemi var ki? Gülün adı başka bir şey olsaydı da gül yine güzel kokardı” diyerek dilin gerçekliği etkilemediğini söylemişti. Evet, gerçekliği etkilemiyor belki ama gerçeği daha kolay anlamamızı sağladığı çok açık, hatta diller arasındaki bilişsel farklılıklar gerçeği göreceli hale getiriyor bile diyebiliriz.

Hatta Arrival filmi dilin, zamanı ve hayatı algılama biçimini bile değiştirme gücüne sahip olduğunu çok güzel ifade etmiştir, izleyenler hatırlayacaktır. Dilin ucu bucağı olmayan düşüncelerimizin, hala sırrı çözülememiş beynimizin tek şifresi olduğunu çok güzel anlatmıştır.

Çok açık ki konuştuğumuz dil düşüncelerimize epey yön veriyor ve hayatımızı farkında olsak da olmasak da değiştiriyor. Evet ama farkındalığı artırabilmek için kendimize asıl sormamız gereken sorular şunlar olmalı: “Niçin böyle düşünüyorum?”, “Nasıl daha farklı düşünebilirim?”, en önemlisi de “Nasıl düşünceler yaratmak istiyorum?” Tüm bunların bilincinde olmak için bence çok faydalı olacak bu sorular…

Son olarak aklımızdan geçen düşüncelerin, en önemlisi de ağzımızdan çıkan sözcüklerin gücünü bilerek kullanalım çünkü gerçekten çok güçlüler… Şu an sorun diye tanımladığın ya da tam tersi mutluluk diye tanımladığın her şey en derine indiğinde doğru sözcüklerle sana tam tersini düşündürme potansiyeline sahip… Bu inanılması çok güç ama çok gerçek. Düşüncene göre gerçeğin şekil alıyor…

EN DOĞRU KELİMELERLE HER TARTIŞMA KAZANILIR MI? | Dil ve Bilişsel Farklılıklar

Pınar Özpak
Selam, ben Pınar! 2017 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra meşgul olacağım her şeyin sevdiğim, istediğim, en önemlisi inandığım şeylerin olmasına özen gösterdim ve ... Devam