X

Kalpten kalbe iletişim: Seni görüyorum, ben buradayım

2020’den itibaren hiç bu kadar izole olmamıştık. Sosyal mesafeler ve maskelerle birbirimizden uzaklaşmak zorunda kalırken, eski zamanlara göre daha fazla bağ kurmak ve iletişime geçme arzusu içine girdik. Birbirimizle olan bağlantımızın değerinin, öneminin farkına varsak da bunu gerçekleştirmek için yeterince çaba harcamıyoruz. Birbirimizi takdir etmek ve yaptıklarımız için şükür hissi ile dolup taşma hallerinden çoğumuz uzağız maalesef. Ne kadar bağlantıya geçmek ve iletişim kurma hisleri içinde olsak da alışkanlıklarımızdan olan selamlaşma rutinlerimizden vazgeçemiyoruz.

“Merhaba”, “İyi akşamlar”, “Teşekkürler”, “Kolay gelsin”, “N’aber?”, “İyi misin?” veya “Nasılsın?” gibi en temel kelimelerimiz ve sorularımız gerçek anlamları ile yüklü mü, yoksa sadece alışkanlıklarımızdan biri olduğu için mi bu şekilde soru soruyor ve beraberinde de alıştığımız cevapları mı bekliyoruz? Birbirimizin gözünün içine gerçekten bakabiliyor muyuz? Konuşurken ve dinlerken birbirimizin gözünün içine bakma alışkanlığımızın önünde bir engel yok aslında. Maskeler ve mesafeler de olsa bakabiliriz, fakat bakmaktan imtina ediyoruz. Durmak için hep yoğunuz, hissetmek için zamanımız yok ve bizimle iletişim kuran birini tanımak için uygunluğumuz her zaman olmuyor.

Birbirini gerçekten görmek saygının en temel formu. Latince’de respicere kelimesinden İngilizceye gelen “respect”, yani saygı kelimesi aynı zamanda “net görmek” demek. Gördüğümüzde saygı duyarız. Birbirimizi gerçekten gördüğümüzde, ortak insanlığımızı görür ve ortak paylaştığımız zaaflarımızı hissederiz. Gerçekten birbirimizi gördüğümüzde onları artık bizden ayrı veya öteki olarak tanımlamaz ve davranmayız. Onların kim olduğunu görür ve ortak şefkatli alan yaratırız. Gerçek görmemiz ile ışığı getiririz; hem gören, hem de görülen ilham alır ve güçlenir.

2009 yılında James Cameron’ın Avatar filmine de ilham olan “Seni görüyorum”, Güney Afrika’nın Zulu kabilesinde ortaya çıkmış bir sözdür. Şu anlama gelir: Senin ruhunu, gerçek özünü, gerçekte ne olduğunu görüyorum, sana saygı duyuyorum, selamlıyor, seviyor, onurlandırıyor ve fark ediyorum. Bu söze karşılık olarak da “Ben de seni görüyorum” denir. Bu sözü birbirimize işte, evde, karşılaştığımız her yerde söylesek nasıl olurdu?

“Seni görüyorum” her ikimizin de şu an, burada oluşunu onurlandırıyor. Bunu grup içinde söylemek, herkesin bütünleşmesini, sınırların kalkarak bir araya gelmesini, kısaca bir olma halinin yaşanmasına alan açıyor. Aramızda kurulan bağ ile ortamda sıcaklığın artmasını sağlayan “Seni görüyorum” ile herkes görüldüğünü ve değer verildiğini hissediyor. Sonuçta herkesin içini ısıtacak, yüzleri gülümsetecek, şefkatle birbirimizi kabullendiğimiz bir alanın içinde bir araya gelmiş oluyoruz.

Sözler tek başına derinlerdeki problemleri çözemeyebilir. Kelimeleri söylerken gerçekten kalpten niyet ederek ifade edersek her şey tabii ki çok farklı olur. Kelimeleri söylerken tek ihtiyacımız olan farkındalıkla karşımızdakinin varoluşuna değer vererek ifade etmektir. “Seni Görüyorum” ile insanları selamladıkça görülmek ve görmekle ilgili dönüştürücü etki yaratabiliriz. Aslında her şeyin temelinde birbirimizi olduğumuz gibi kabullendiğimiz şefkatli bir alan var. Bu oldukça da, şiddet yaratan ayrımcılık, yargılar ve eleştiriler bir kenara ayrılmış olur. Her olasılığa kalbimizi açarak var olabiliriz.

Şu an her zamankinden daha fazla bağ kurmaya ihtiyacımız var. Farkındalıkla selamlayarak huzurlu, şiddetsiz iletişime ortam yaratabiliriz. İşimizde, okulda, eşimizle, ailemizle, arkadaşlarımızla, yeni tanıştıklarımızla aynen bu ortamı yaratabiliriz.

Bu hafta Salı 21:00’de “seni görüyorum” diyerek kalpten kalbe şefkat meditasyonu için bir araya geliyoruz. 21:00’de, Instagram’da Uplifers hesabındaInstagram’, canlı yayında beraberiz…

İlginizi çekebilir: Mutluluk ayrıntılarda gizlidir: Yaşamınızdaki mutluluğu görebilmeniz için 3 öneri

Meltem Fakabasmaz: İstanbul’da doğdum. Anaokulundan lise sona kadar okuduğum FMV Işık Lisesi’ni tamamlayarak Endüstri mühendisliği okumak için rotamı Kıbrıs’a çevirdim. 4 sene sonunda okul ikincisi olarak tamamladığım mühendislik eğitimimi yaşamda uygulama serüvenim başlamadan bitti. Dönemin ekonomik krizi ile kendimi medya alanında buldum. Dergilerle başlayan medya ilişkim Sinema-TV master ile sinema sektörüne doğru kaydı. 5 yıla yakın filmlerle yaşadığım yakın ilişki zamanla televizyon reklam prodüktörlüğüne doğru yöneltti. Gece ve gündüzün birbirine karıştığı, tatil günlerinin sayısının giderek azaldığı bir süreç içinde yogayı keşfettim. Aktif ve düzenli spor yapan biri olmama rağmen çalıştığım işin derin etkisi ile sırt, bel, diz, ve kalça ağrılarına, uykusuz gecelere ve depresif bir ruh haline geçiş yapmıştım. Yoga bir ilaç gibi, başta fibromiyaj defterini kapatmama yardımcı oldu. Yaşadığım tüm olumsuzluklara birebir yardımcı oluşunu keşfettikçe başkaları ile paylaşmak istedim ve 2015’te almaya başladığım yoga eğitimlerim Şimdiye kadar 1000 saate ulaştı. Öğretmek kadar öğrenci ruhumu da korumayı ve keyfini çıkarmayı seviyorum. RYT® 500 Yoga Alliance sertifikamla beraber Yoga Terapi, Nefes ve Meditasyon ile ilgili ayrı uzmanlık sertifikalarım var. İstanbul’da 4 ayrı stüdyoda derslerimle beraber Youtube kanalım ve yogauni sitesinden evde yogasını yapmaya devam edenlerle buluşmaya çalışıyorum. Farkındalık, Sağlıklı Yaş Alma ve Yoga yazılarımın içeriklerinde karşınıza sıklıkla çıkacak olanlar.
İlgili Makale