Başarı, beklenti ve kadın olmak

Toplumsal yapı, hem dünya çapında hem de ülkemizde kadınların omuzlarına taşıması oldukça ağır bir yük bindiriyor. Kadınlardan annelikten iş hayatına kadar her rolde mükemmellik bekleniyor fakat sistemlerin çoğu neredeyse başarıyı ulaşılmaz kılıyor onlar için. Bu paradoks, milyonlarca kadının hem profesyonel hem de bireysel deneyimlerini negatif bir biçimde etkiliyor. Bu nedenle, kadınların her şeye rağmen gösterdikleri dayanıklılığın fark edilmesi ve karşılaştıkları evrensel zorlukların bir an önce çözüme kavuşturulması gerekiyor. Dünya Kadınlar Günü’nde kadınların karşılaştığı sistematik sıkıntıların görünürlüğünü artırıp çözüm önerilerini birlikte keşfedelim.

Evde kadının yeri

Ev erkekler için genellikle bir dinlenme alanı olsa da kadınlar aile biriminin duygusal emekçisi ve ev ortamının sorumlulukları üstlenicisi olarak görülüyor. Neredeyse toplumların tamamı, kadınların hem mükemmel bir ev yöneticisi hem de ideal anne olmasını bekliyor. Bu beklenti, yemek, temizlik ve çocuk bakımı gibi görevleri tamamen kadınların üzerine yıkıyor.

Kadınların ev içindeki rolleri erkekler tarafından paylaşılmadığında hem zihinsel hem de fiziksel yorgunluk net bir şekilde fark ediliyor. Çeşitli kaynaklar, kadınların erkeklere kıyasla iki kat daha fazla anksiyete ve depresyon tanısı aldığını gösteriyor. Aynı zamanda, çalışan annelerin çoğu tükenmişlik sendromuna yakalandığını belirtiyor çünkü hem kariyer yapmak hem de bir insana sürekli bakım vermek fazlasıyla zor. Buna rağmen, çalışan kadınlar genellikle erkek meslektaşlarından çok daha az maaş alıyorlar.

Ev içi görevlerin sadece kadınlara verilmesini kadınların yaşam alanındaki emeklerinin sıklıkla göz ardı edilmesi takip ediyor. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hala var olduğunu somut bir şekilde kanıtlıyor.

İş hayatında kadının yeri

Kadınlar iş hayatında giderek daha görünür olsa da hala birçok engelle karşılaşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre, 2024 yılında kadınların iş gücüne katılma oranı %36,8 iken erkeklerin iş gücüne katılımı %72 oldu. Bu değerler, kadınların erkeklere kıyasla daha az iş bulabildiğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda, kadınlar yetkinliklerine rağmen üst düzey pozisyonlara ulaşmakta da zorluk çekiyor. Cam tavan olarak bilinen soyut engel, kadınların ve azınlık grupların yeterli olmalarına rağmen yönetici pozisyonlarına yükselmelerini engelleyen görünmez bariyerleri ifade ediyor. Cam tavan sendromunun arkasında cinsiyet ön yargıları, kurumsal kültür, patriyarkal sistem ve biraz önce bahsettiğimiz çocuk bakımı gibi toplumsal rollerin kadınlara atanmış olması bulunuyor.

İş hayatındaki pek çok kadın, iş-yaşam dengesini kurma ve sürdürme konusunda sıkıntı yaşıyor. Kesintisiz dengelenme çabası, kadınların tükenmişlik yaşamasına yol açıyor. Kadınlardan hem profesyonel görevlerini yerine getirmeleri hem de sosyal normlara uygun davranarak esnek olmaları beklendiği için ortaya yoğun bir yorgunluk hali çıkıyor. Bu durum sonucunda da kadınlar kariyer hedeflerine ulaşmakta zorluk çekiyorlar ve büyük bir psikolojik yükü sırtlanıyorlar.

Toplumda kadının yeri

Toplumlar, kadınlardan birçok rolü aynı anda üstlenmelerini bekliyor. Bu roller arasında profesyonel başarı, aileye bağlılık ve kültürel ögelere uyum bulunuyor. Kadınlar, bu beklentilerle sürekli bir yapamamışlık hissiyatı arasında sıkışıp kalıyorlar.

Medya, kültürel normlar ve sosyal çevre tarafından kadınlara mükemmel bir imaj dayatılırken kadınların başarısızlıkları ve hataları büyük eleştirilerle karşılanıyor. Bir diğer yandan, bir erkek herhangi bir eksiklik sergilendiğinde aynı yargılamayla karşı karşıya kalmıyor. Bu eşitsizlik, kadınların öz güvenini düşürüyor ve toplumsal katılımı sınırlandırıyor.

Bireysel ve toplumsal öneriler

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önüne geçmek ve kadınların başarılarını görünür kılmak için hem birey hem de toplum olarak hareket etmeliyiz. Bir kadın olarak aşağıdaki pratikleri uygulayabilirsiniz:

  • Mükemmeliyet mitini sorgulayın: Her şeyi eksiksiz yapmanız gerektiği algısını arkanızda bırakmaya çalışın. Mükemmel olmak yerine yeteri kadar iyi olmayı kabul ederek üzerinizdeki psikolojik yükü azaltabilirsiniz.
  • İş-yaşam dengesini yeniden tanımlayın: Kusursuz denge arayışına girmeyin ve dönemsel öncelikler belirleyin. Her gün her şeyde çok iyi performans sergileyememenin başarısızlıktan ziyade insan olmanın gerçeği olduğunu fark edin.
  • Sınır koyun: Evde veya iş yerinde fazladan sorumlulukları otomatik olarak üstlenmeyin. Tükenmişliğinizi azaltmak için ‘’hayır’’ demeyi bir pratik haline getirin.
  • Ev içi emeğinizi görünür kılın: Düzenli olarak yaptığınız temizlik, yemek ve çocuk bakımı gibi işleri normalleştirmek yerine konuşun ve paylaşın. Ayrıca, partnerinizle açık iletişim kurarak ev içi sorumlulukları bölüşün.
  • Öz bakımı ihtiyaç olarak görün: Dinlenin, tek başınıza vakit geçirin ve gerektiğinde profesyonel destek alın. Bunları zayıflıktan ziyade sürdürülebilirliğin şartı olarak değerlendirin.
  • Başarı tanımınızı şekillendirin: Başarılarınızı yalnızca kariyer basamaklarıyla ölçmeyin. İyi hissetme halinizi anlam ve tatmin üzerinden değerlendirerek hem küçük hem de büyük başarılarınız için kendinizi ödüllendirin.

Toplumsal tarafta ise karar vericilerden kurumlara kadar pek çok paydaşa görev düşüyor. Terfi süreçlerinin şeffaflaştırılması, ücret eşitsizliklerinin giderilmesi ve eşitlik odaklı liderlik politikalarının takip edilmesi gerekiyor. Başta anneler olmak üzere, tüm çalışan kadınlar için esnek ve adil çalışma modelleriyle birlikte psikolojik iyi oluşun kurumsal öncelik haline getirilmesi de hayati bir rol oynuyor.

Gerçek eşitlik, kadınların daha fazlasını yapmasıyla değil, yüklerin adil bir şekilde paylaşılmasıyla mümkün. Her daim kadınların ne kadar güçlü olduğunu hatırlayarak onların omuzlarındaki görünmez ağırlıkları birlikte kaldırabiliriz.

İlginizi çekebilir: Pembe vergi: Kadınların karşılaştığı ekonomik eşitsizlik

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!