İnsan neden ilişki kurma ihtiyacı duyar: İlişkilerin ‘neden’i, ‘nasıl’ı ve Bağlanma Teorisi

Sosyal bir canlı olan insanın en temel ihtiyaçlarından birinin bağlanma, bir gruba ait olma, ilgi görme, sevme ve sevilme olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Ailemiz, arkadaşlarımız, partnerimiz, iş arkadaşlarımız ya da evcil hayvanımız… Sosyal yaşamda hepimizin hem duygusal hem de fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak için ‘diğerlerine’ ihtiyaç duyduğu tartışmasız bir gerçek. Peki, neden bazılarımız ilişki kurmak konusunda oldukça başarılıyken diğerlerimiz yalnız olmayı tercih ediyoruz? Bazılarımızın hayatının her alanında kurduğu ilişkilerde derinleşme becerisi varken, bazılarımız neden yüzeysel ilişkilerle sınırlı kalıyoruz? Neden ilişki kurmaya ihtiyaç duyuyoruz? İlişki kurmanın bilimsel, evrimsel, biyolojik kökenleri neler? Peki, ilişki kuracağımız kişileri nasıl seçiyoruz? Neden ‘o’? Yaşamımız boyunca kurduğumuz ilişkilerde çocukluğumuzda gelişen bağlanma davranışlarımızın etkisi ne? Aşk gerçekten ‘tesadüfleri sever’ mi yoksa arkadaşlıktan evliliğe kurduğumuz hiçbir ilişkide tesadüflere yer yok mu?

Haftanın temasında bu hafta ilişkilerimizi mercek altına alıyoruz. Ancak ilişkilerle ilgili konuşmadan önce ilişkinin ne olduğu, neden ilişki kurmaya ihtiyaç duyduğumuzu ve nasıl ilişkilendiğimizi anlamamız gerekiyor.

İlişki nedir?

Bireyin başka bir insana, yere ya da şeye bağlanma durumu olarak açıklanan, sözlük tanımı ‘iki veya daha fazla şeyin birbirine bağlanma şekli veya bağlanma durumu.’ olan ilişki sözcüğü; aslında çevremizdeki her şeyin birbiriyle olan etkileşimini temsil ediyor. Güneşin ve Ay’ın hareketleri arasındaki ilişki, tükettiğimiz besinlerle kolesterol seviyemiz arasındaki ilişki, devletler arası ilişkiler gibi günlük hayatta belki de en çok karşımıza çıkan sözcüklerden biri olan ilişki kavramı, söz konusu insan olduğunda çok daha kompleks süreçleri de beraberinde getirebiliyor.

İnsanlar arasında anne çocuk ilişkisi, partnerler arası ilişkiler, kardeşler arası ilişkiler, arkadaşlık ilişkileri gibi yüzlerce farklı türü bulunan ilişkilerin her bir türü oluşum mekanizması açısından birbirinden oldukça farklı olmanın yanı sıra, her bir bireyin başka bir bireyle ya da bireylerle kurduğu ilişkinin dinamiği de eşsiz ve tek olmak durumunda. Ancak diğer taraftan ilişkilerimizin temelindeki bağlanma ihtiyacı ve bu ihtiyacın nasıl karşılandığı tüm ilişkilerimizde ortak olarak gösterdiğimiz davranış kalıplarımızı oluşturuyor. 

İnsan neden ilişki kurma ihtiyacı duyar?

Sevgi, bağlanmak, bir topluluğa ait hissetmek, önemsendiğini ve ilgi gördüğünü bilmek insanın en temel duygusal ihtiyaçlarından. İnsanın sosyal iletişim ve bağlanma ihtiyacını karşılamasının pek çok farklı yolu olsa da, 75 yıl süren Harvard Mutluluk Araştırması’nın sonuçları insanın mutlu olması için ihtiyaç duyduğu en önemli şeyin ‘derin ve anlamlı’ ilişkiler olduğunun altını çiziyor. Yani, aslında ne kadar çok kişiyle ilişki kurabildiğimizden çok kurduğumuz ilişkilerin bağlanma, sevgi, şefkat, ilgi gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılaması, dolayısıyla bizim için anlamlı ve derin olması oldukça büyük önem taşıyor. Romantik ilişkilerimiz, aile bağlarımız, dostluklarımız gibi ilişkilerimiz hem kendimizi ifade etme alanı bulduğumuz hem de duygusal ihtiyaçlarımızı karşılayabildiğimiz için aslında yaşam tatminimizin en önemli belirleyicilerinden.

İnsanın başkalarıyla bağ kurmaya duyduğu ihtiyaç doğuştan gelirken, sağlıklı, sevgi dolu ilişkiler kurma yeteneği sonradan geliştirilebiliyor. İlişkilerle ilgili yapılan araştırmaların büyük çoğunluğu bireyin istikrarlı ilişkiler kurma ve ilişkilerini sürdürme becerisinin çocukluk döneminde beslenme, bakım, şefkat, korunma ve sosyal etkileşim ihtiyaçlarını güvenli bir şekilde karşılayan bir ebeveyn yoluyla oluşmaya başladığını gösteriyor. Dolayısıyla herhangi biriyle olan ilişkimizin nasıl başladığı, devam ettiği ya da sonlandığı tesadüflere değil, bebeklik döneminden itibaren ihtiyaçlarımızın nasıl ve kimler tarafından karşılandığıyla doğrudan ilişkili. Bu nedenle de ilişkilerin doğasını anlayabilmek için insanın bağlanma ihtiyacını ve çocukluk dönemi deneyimlerinin yetişkinlik dönemine olan yansımalarını çok iyi anlayabilmek gerekiyor. Dolayısıyla da ilişki ihtiyacımızın temel nedenini ‘Bağlanma Teorisi’ ile birlikte açıklayacağız.

Bağlanma Teorisi

Doğduğumuz andan itibaren dünyayı keşfetme yolculuğumuza ilk eşlik eden kişi olan annemizle başlayan ilişkilenme sürecimiz, sonrasında baba, kardeş, anneanne, dede, akrabalar, arkadaşlar gibi birbirinden farklı binlerce insanla iletişime geçmemizle şekilleniyor. Kişiliğimizin, hayatı algılayışımızın, tepkilerimizin, duygusal ve psikolojik tüm süreçlerimizin belirleyicisi olan ilişkilerimizin bazıları kim olduğumuz üzerinde oldukça önemli bir etkiye sahipken, bazı ilişkilerimizi hatırlamayacak kadar yüzeysel yaşayabiliyoruz. Peki, yaşamımız boyunca kurduğumuz ilişkilerin anlamlı ve derin olmasını sağlayan becerilerimiz nasıl oluşuyor? Neden bazılarımız hem arkadaşlıklarımızda hem de romantik ilişkilerimizde oldukça anlamlı bağlantılar kurabilirken, bazılarımız için ilişkilenmek bu kadar zor?

Psikoloji dünyasında ilişkilenme şeklimizle ilgili yapılan çalışmaların neredeyse tamamı, 1950’lerde ortaya atılmış Bağlanma Teorisi’ni işaret ediyor.

Güvenli ve güvensiz bağlanma: Bağlanma Teorisi ilişkilenme şeklimiz hakkında ne söylüyor?

Bağlanma Teorisi ilk olarak, bebeklerin ebeveynlerinden ayrı kalmalarının ne gibi sonuçları beraberinde getirebileceğini araştıran psikanalist John Bowlby tarafından ortaya atıldı. Bowlby teorisinde, bebeklerin ebeveynleriyle ayrılmaya ya da hiç tanımadıkları bir durumla, objeyle, kişiyle karşılaşmaya ağlama, çığlık atma ya da sarılma gibi aşırılık içeren tepkiler vermelerinin evrimsel bir temeli olduğunu varsaydı. Yani, bebeklerin çevrelerindeki kişilerle, nesnelerle ya da yerlerle olan etkileşiminde kullandıkları tüm bu tepkilerin doğal seçilim yoluyla pekişmiş olabileceğini ve bebeğin hayatta kalma şansını artıran tepkiler olduğunu söylüyordu.

Bowlby’nin ‘bağlanma davranışları’ olarak tanımladığı tüm bu tepkiler, bebeğin ihtiyaçlarını karşılayan birincil kaynağı (genellikle anne), dolayısıyla da hayatta kalma şansını kaybetme korkusuyla verdiği, içgüdüsel tepkiler olarak tanımlanıyor. Evrimsel bir temeli olan ve doğal seçilim yoluyla milyonlarca yılda geliştirdiğimiz bu içgüdüsel davranış kalıpları, hayatımız boyunca kullanacağımız ilişki kurma ve sürdürme kalıplarımızı ve ilişki alışkanlıklarımızı belirleyen ‘bağlanma davranış sistemi’mizi oluşturuyor.

Erken dönemlerde gelişen bağlanma stilimiz yetişkinlikte kuruduğumuz ilişkileri nasıl etkiliyor?

Yetişkinlik döneminde kurulan ilişkilerde de sürdürülen bağlanma davranış kalıplarının tümü, büyük ölçüde erken yaşlarda bakımımızı sağlayan kişinin (genelde anne ya da baba) ihtiyaçlarımızı ne ölçüde ve nasıl karşılayabildiğiyle ilgili. Yapılan araştırmalar, erken yaşlarında ihtiyaç duyduğu sevgiyi ve bakımı karşılayabilmiş olan kişilerin güvenli bağlanma stilleri geliştirdiğini; ihtiyaçlarının karşılanması ve bakımı konusunda ihmal edilen ya da tutarsız davranılan çocuklarınsa güvenli olmayan bağlanma stilleri geliştirdiğini; dolayısıyla ileri yaşlardaki ilişkilerinde daha endişeli ve güvensiz hissettiklerini ortaya koyuyor.

Bowlby’nin Bağlanma Teorisi üzerine yapılan kapsamlı araştırmaların sonuçları, ebeveynlerinden ayrılarak alışıkın olmadıkları durumlarla karşı karşıya bırakılan bebeklerin, ebeveynleriyle tekrar bir araya geldiklerinde şu üç yoldan biriyle tepki verdiklerini gösteriyor:

Güvenli Bağlanma: Ebeveynlerinden ayrılan ve yabancı bir ortama bırakılan bebekler zorluk yaşarlar ancak ebeveyn figürüyle tekrar bir araya geldiklerinde kolaylıkla rahatlayabilirler.

Güvenli bağlanma stili geliştirmiş olan yetişkinler kurdukları ilişkilerden memnun olma, kendilerini güvende hissetme ve her zaman birlikte olma ihtiyacı hissetmeden de partnerlerine/arkadaşlarına bağlılık gösterme eğilimindedir. İlişkilerinde dürüstlüğe, desteğe, bağımsızlığa ve derin duygusal bağlantılar kurmaya önem verirler

Kaygılı / kararsız bağlanma: Ebeveynlerinden ayrılan ve yabancı bir ortama bırakılan bebeklerin bir kısmı diğerlerine göre daha fazla zorlanır ve ebeveynleriyle tekrar bir araya geldiklerinde hem rahatlık arayışına hem de kendisini terk ettiği için ebeveynlerini cezalandırma davranışları sergilemeye yönelir.

Bu bağlanma stiline sahip bireyler kurdukları ilişkilerde güven konusunda kararsızlıklar yaşayabilirler ve duygularından kaçınırlar. Ön görülemeyen ya da aniden değişen ruh halleri gösterebilirler. Kurdukları ilişkilerde hayal kırıklığı yaşayacaklarına dair bir endişe duygusu taşırlar. İlişki kurmak konusunda sıkıntı yaşamasalar da kurdukları ilişkiler derinleştiğinde yakınlık kurmaktan kaçınabilirler. Dolayısıyla anlamlı ve sağlıklı ilişkiler kurmakta ve kurdukları ilişkileri sürdürebilmekte bir hayli zorlanabilirler.

Kaçınan bağlanma: Ebeveynlerinden ayrılan ve yabancı bir ortama bırakılan bebeklerin bir kısmı da hiç strese girmez ya da oldukça az düzeyde stres belirtisi gösterir. Ebeveynleriyle tekrar bir araya geldiklerindeyse ya ebeveynlerini görmezden gelir ya da ebeveynleriyle bir araya gelmekten kaçınma davranışı gösterirler.

Kaçınan bağlanmanın bir türü olan kayıtsız-kaçınan ya da endişeli-kaçınan bağlanma stilini benimsemiş bireyler genelde diğer insanlarla ilişki kurmaktan kaçınırlar. Hayatlarını sürdürmek ve kendilerini geliştirmek için ilişkilere ihtiyaç duymadıklarını hissedebilirler. Dolayısıyla da özgür olmak ve kendilerini diğer insanlardan soyutlamak konusunda ısrarcı davranırlar. Partnerleriyle/arkadaşlarıyla ciddi bir problem yaşadıklarında ya da ilişkilerinin devamına yönelik potansiyel bir tehditle karşı karşıya kaldıklarında kendi içlerine kapanabilirler.

Kaçınan bağlanmanın bir diğer türü olan endişeli-dirençli bağlanma stilinde olan bireylerse partnerlerine ya da yakınlarındaki diğer kişilere karşı güvensizdirler. Sevgi ve şefkat görmediklerini hissederler. Yakınlık kurdukları kişilerin onları tamamlaması ya da sorunlarını çözmesi gerektiğini düşünürler. İlişkilerinde güvende olma ihtiyacı hissediyor olsalar da, partnerlerini/arkadaşlarını kendilerinden uzaklaştıran davranışlar gösterebilirler. Kolaylıkla üzülebilirler; kırılgan, talepkar ve kıskanç olabilirler.

Daha sonraki yıllardaysa araştırmacılar bu listeye dördüncü bir bağlanma stili olan ‘düzensiz/yönsüz bağlanma’yı eklediler. Listeye sonradan eklenen bu bağlanma stili, yukarıdaki öngörülebilir üç bağlanma stilinden herhangi birini tutarlı olarak göstermeyen, bağlanma davranışları herhangi bir örüntüye tabi olmayan bireyleri ifade etmek için kullanılıyor.

Yetişkinlerde görülen bu bağlanma stilleri kişilik özelliği olmaktan çok bağlanma davranışlarını temsil eder. Dolayısıyla herhangi bir birey bazı ilişkilerinde kaçınmacı bağlanma davranışları sergilerken, diğer ilişkilerinde güvenli bağlar kurabilir ve ilişkilerini sağlıklı şekilde sürdürebilir.

Bireyin bağlanma tarzına bağlı olarak, yakın ilişkilere, evliliğe ya da ebeveynliğe yaklaşma şekli büyük ölçüde farklılıklar gösterebilir. Yetişkinlerin bağlanma davranışları, karşılarındaki kişinin davranışlarını etkileyebilir ya da o kişinin bağlanma stilinden etkilenebilir. Bu nedenle sağlıklı ve anlamlı ilişkiler kurabilmek ancak ilişkide olan iki tarafın da bağlanma stillerinin ve ihtiyaçlarının tutarlı olmasıyla mümkün olacaktır.

Farklı ilişki türleri: Aile ilişkileri, romantik ilişkiler ve arkadaşlık ilişkileri arasındaki fark neden kaynaklanıyor? 

Hepimizin bildiği gibi, başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler yakınlık derecesine göre farklılık gösterebiliyor. Nasıl ilişkilendiğimiz ve bağlanma stilimiz tüm ilişkilerimiz için benzer olsa da, yaşamımız boyunca farklı dönemlerde farklı ihtiyaçlarımızı karşılamak için farklı türde ilişkiler geliştirebiliyoruz. Peki bu ilişkilerin birbirinden farkları neler? Neden çok yakın arkadaşlarımız olduğu halde ayrıca romantik bir ilişki kurma ihtiyacı hissediyoruz? Herhangi bir ilişkide karşılayamadığımız bir ihtiyaç nedeniyle mi farklı türde ilişkiler geliştiriyoruz? Yoksa ilişkilerimizin türünü belirleyen şey sadece aşk ve sevgi gibi duyguların yoğun olması mı?

Aslında herhangi bir ilişki türünü diğerinden ayırmak o kadar da kolay bir iş değil. Ancak ilişkilerdeki farklılığı yaratan şey, aradaki sevgi ve yakınlık duygusunun ne yoğunlukta olduğu ve kişiler tarafından nasıl deneyimlendiğinde saklı.

Romantik İlişkiler

Romantik ilişkilerimiz herhangi birine duyduğumuz tutku, aşk, sevgi gibi olumlu pek çok duyguyu bir arada içerir. Her zaman cinsel bir çekim hissedilmesi gerekmeksizin cinsellik faktörü ve cinsel çekimi de içine alan fiziksel yakınlık isteği, romantik ilişkileri diğer yakın ilişki türlerinden ayıran en önemli farklılıklardan biridir. Romantik ilişkilenme türünün bir boyutu olan platonik aşkta fiziksel bir yakınlık ya da cinsel çekim duyulmaksızın aşk, sevgi ve tutku gibi duygular deneyimlenir. Ancak burada bahsettiğimiz ‘platonik aşk’, birini karşılıksız sevmeyi ifade etmiyor. Bahsetmiş olduğumuz platonik aşk, romantik ilişkinin cinsellik dışında kalan ‘duygusal, ruhsal, tinsel’ boyutu ve aslında romantik ilişki yaşayan herkes birbirine karşı platonik duygular besliyor. Diğer taraftan, sadece cinselliğin ve fiziksel çekimin olduğu, platonik aşk kategorisine giren tutku, sevgi, aşk gibi duyguların deneyimlenmediği romantik ilişki türleri de bulunabiliyor. Romantik ilişkilerin çoğunluğunda yoğun duyguları içeren platonik aşk ve cinsel çekim bir arada bulunsa da, bazen her iki boyut da tek başına deneyimlenebiliyor.

Arkadaşlık ilişkileri

Arkadaşlık ilişkisinde de romantik ilişkide olan sevgi ve şefkat gibi pek çok duygu deneyimlenebilse de, bu duyguların romantik ilişkide olduğumuz kişideki yansımalarıyla arkadaşlık ilişkilerimizdeki yansımaları birbirinden oldukça farklı. Arkadaşlık ilişkisinde sevgi ve şefkat duyguları tıpkı romantik ilişkilerde olduğu gibi birinin sizin için önemli olduğunu, onun ihtiyaçlarına karşı duyarlı olduğunuzu gösterir. Ancak deneyimlenen duyguların yoğunluğunda belirli bir sınır gözetilir. Öpme, sarılma, tokalaşma gibi fiziksel temas ve yakınlık davranışları olsa da, fiziksel yakınlığın bir sınırı vardır ve iki tarafta da cinsel herhangi bir çekim gözlenmez. Duygular romantik ilişkide olduğu kadar yoğun ve çeşitli değildir. Cinsel herhangi bir çekim söz konusu değildir. 

Aile ilişkileri

Genelde kan bağına bağlı olsa da, bazen kan bağımız olmaksızın çok fazla zaman geçirdiğimiz ve derin paylaşımlar yaptığımız anne, baba, üvey anne, üvey baba, kardeş, hala, teyze, amca, dayı gibi yakınlarımızla ya da bu yakınlarımıza duyduğumuz kadar fazla sevgi ve yakınlık duyduğumuz insanlarla kurduğumuz ilişkileri içerir. Aile ilişkileri, genelde iki yönlü bir ilişkiyi değil, aileyi oluşturan tüm bireylerin arasındaki bir ilişki ağını temsil eder. Dolayısıyla aile bireyleri birbirine ne kadar yakınsa, aile ilişkisini oluşturan bu ağ da o kadar geniş olabilir. Aile ilişkileri yakınlıkla kurulan bu geniş ilişki ağı nedeniyle oldukça güçlü ve koruyucudur. Romantik ilişkinin fiziksel yakınlık ve tutku boyutunu içermeyen ancak arkadaşlık ilişkisi kadar sınırlı da olmayan aile ilişkileri, bireyin tüm diğer ilişkilerinde güvenli ya da güvensiz bağlanma davranışları geliştirmesinde etkilidir. Aile ilişkilerinin güçlü ve sağlıklı olması, kişinin kendisini güvende hissetmesinin ve zor zamanlarında destek alabilmesinin anahtarıdır. Aile ilişkilerinde sınırların belirli bir kurala bağlı kalmaksızın, kişiler arasındaki ilişki dinamiklerine göre belirlenmesi çoğu zaman sevildiğinizi hissetseniz de bu sevgiyle çelişen durumlar deneyimlemenize sebep olabilir. Aile, Bağlanma Teorisi kısmında da detaylıca anlattığımız şekilde ilişkilenmeyi ilk deneyimlediğimiz yerdir ve sonraki ilişkilerimizde sevgiyi nasıl alacağımızı ve vereceğimizi ailede öğrendiğimiz ilişkilenme davranışlarımız belirler.

İlişkiler, en az insan doğası kadar karmaşık ve kompleks süreçleri içeriyor. Hayata gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren başlayan dünyayla, objelerle ve diğer insanlarla olan ilişki sürecimiz, ailemizde başlayarak içinde yaşadığımız toplumun diğer üyelerine doğru genişleme gösteriyor. İlişkilerimiz çoğaldıkça, farklı türde ilişkiler deneyimledikçe daha da karmaşıklaşan ilişki süreçlerini anlayabilmek için, kurduğumuz tüm ilişkilerin merkezinde olan bağlanma davranışlarımızı çok iyi anlamak gerekiyor. Bağlanma stilinizi keşfettiğinizde, kurduğunuz tüm ilişkilerdeki davranış örüntülerinizi çok daha iyi analiz edebilir hale geleceksiniz.

 

Kaynaklar: Psychology Today, Positive Psychology, Clarity Clinic, Classroom, Huffington Post, Life Hack

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!