X

İndigo, kristal ve gökkuşağı çocuklar: Yeni dünyanın yıldız çocukları

Etrafınızda gördüğünüz çocukların ya da kendi çocuklarınızın farklı ve değişik olduğunu düşünüyor ya da hissediyor olabilirsiniz… “Biz çocukluğumuzda böyle değildik, bu yeni çocuklar da bizden çok farklı!” mı diyorsunuz? Evet gerçekten de öyleler, çünkü onlar yıldız çocukları.

Dünyanın her döneminde, insanlığın tekâmül edip büyümesi için üst boyutlardan çeşitli şekillerde destek gelmiştir. İçinde bulunduğumuz bu özel uyanış döneminde de yeni dünyanın oluşmasını sağlayacak nesiller, farklı özelliklerle dünyaya geliyorlar. Genetik kodları ve algıları hücresel ve DNA boyutunda dünyayı ileriye taşıma görevine uygun şekilde, farklı olarak kodlanmış, hatta bir üst versiyon insan donanımında olan bu kişilere “YILDIZ TOHUMU”/ “STARSEED” deniyor.

Yıldız tohumları hassas ve keskin algıya sahip, sevgi odaklı, bu dünya sisteminde ters giden durumları görüp tepki veren, doğa ve canlılarla güçlü bağlantıları olan, yaşadığımız düzene ve kurallara uymakta zorlanan bir yapıya sahiptirler. Mevcut düzeni sorgulayan ve uyum sağlamakta zorlanan yıldız tohumlarının ortak özelliği, daha üst boyutların yüksek titreşimli varoluş deneyimine sahip olduklarından, dönüşüme katkıda bulunmak üzere dünyaya gelmişlerdir.

Işığa hizmet eden ve “Işık İşçileri” dediğimiz bu grubun ilk öncüleri artık yetişkin yaşlardalar ve dönüşüm ve şifa çalışmaları ile yoğun bir şekilde ilgileniyorlar. Onlar bu karanlık dünyayı iyileştirmek, gölgeleri ışığa dönüştürmek üzere görevli gelmiş çok özel ruhlardır.

Yıldız tohumu nesilleri dünyaya son elli, altmış yıldır uyanış programı çerçevesinde gelmeye başladılar. Bu süreçte, ezoterik bilgilere ulaşım kolaylaştı, dönüşüm çalışmaları çeşitli şekillerde tüm dünyaya yayıldı. Yıldız tohumu nesilleri belli dönemlerde belli özelliklerle geldiler, ancak aralarda kaymalar olduğundan bu tarihleri çok kesin ve net olarak almamak gerekir.

İndigoları tanıyor musunuz?

Son yıllarda artık yeni nesillerin farklılıkları iş dünyası ve ekonomi çevrelerinde sıkça tartışılır oldu, çünkü sisteme ve mevcut programa bildiğimiz şekilde uyum sağlamıyorlar ve bu da zaten olması gereken. INDIGOLAR (1950’li yılların sonlarından başlayarak – 1980 sonlarına kadar) 1950 ve 1960’lı yıllarda tek tük doğmaya başlayan indigolar, 1970’lerin sonları itibarıyla yoğun şekilde geldiler.

Özelliklerine gelince daha özgür ve asi ruhlular, isyankar, sisteme ve düzene, otoriteye tam olarak uyum gösteremiyor, hatta hiç hoşlanmıyorlar. İnatçılar. İçlerinde çok büyük bir sevgi taşımalarına rağmen daha savaşçı bir yapıya sahipler. Sert, keskin ve tepkisel olabiliyorlar. Çünkü mevcut düzeni yıkmak için gelen öncü kuvvetler olarak hareket etmeleri gerekiyordu. Metafizik ve görünenin ötesine dair derin bir arayış ve ilgiye sahipler çünkü algıları normal üzerinde bir kapasiteye sahip.

Sezgileri çok güçlü olduğundan yalan söylenildiğini veya dürüst olunmadığını kolayca hissedip anlıyorlar. Adeta içsel bir yalan detektörleri var! Gerçeği görmeye ve ortaya çıkarmaya programlılar; bu da her zaman hoş karşılanmayabiliyor. Pazarlama dünyasında “X” jenerasyonu olarak tanımlanan gruba denk geliyorlar. Bugün yoğun olarak 30–48 yaş aralığında olanlardır.

İndigoların ardından kristal çocuklar

1990 ve 2000’li yılların başlarında dünyaya gelmeye başladılar. İndigoların tersine hiç asi ve isyankar değiller. Daha yumuşak bir enerjiye sahip olmakla birlikte çok güçlüler. Kristallere istemedikleri bir şeyi zorla yaptırmak çok da mümkün değildir. Güçlerinde ve dengede kalabilen kristaller direnç gösterirken indigolar gibi kendilerini ifade edebilmek için seslerini yükseltmeye, tepki göstermeye ihtiyaç duymuyorlar. Yaratıcı, sevgi dolu ve uyumlular. Kolay affediyorlar. Fiziksel sevgi gösterip sık sık sarılıyorlar, çok şefkatliler. Hayvanlara ve doğaya karşı büyük sevgi besliyorlar.

Birtakım ilaçlar verilerek “dizginlenen” hiperaktif çocuklar da işte bu nesle, bazen de indigolara ait. Dünya onlara yavaş geliyor, çünkü çok hızlı algılayabiliyor ve sonrasında sıkılıyorlar. Kapasite, algı ve zekaları ileri seviyede olduğundan kristaller doğadan kopuk ve elverişsiz ortamlarda büyüdüklerinde sorunlu çocuk olarak etiketlenebilirler. Sistem tarafından “Y” jenerasyonu olarak adlandırılan gruplar. Psişik ve metafizik algıları yüksek olan bu çocukların ihtiyaç duydukları sevgi, şefkat, şeffaflık ve dürüstlüktür. Bugün 29 – 10 yaş arasında olanlardır.

Gökkuşağı (Rainbow) çocuklar (2010’larden sonra doğanlar)

Kristal çocukların misyonlarını tamamladıktan sonra, insanoğlunu yeni dünyaya taşıyacak titreşimsel alana sahip Gökkuşağı Çocukları da 2010 yılından itibaren Dünya’mıza enkarne olmaya başlamıştır. Ancak daha tam potansiyellerine ulaşmamışlardır. Günümüzde “Z” jenerasyonu olarak adlandırılan gruptur. Çok akıllı, sanatsal zevkleri ve yetenekleri gelişmiş, çocuktan ziyade yetişkin tavrına sahip bu neslin hem dünyevi hem de psişik güçleri gelişmiştir. Onların yetişkin olduğu dönemde dünya artık çok farklı bir yer olacaktır.

Yüksek bilinç potansiyeline sahip olarak dünyaya gelen tüm bu özel çocuklar, insanoğlunun bir üst titreşim frekansına ve bilincine atlayabilmesi için Cennet’ten gönderilen “armağanlar”dır. Bu özelliğe sahip çocukların sevgi ve anlayışla yetiştirilmeleri çok büyük önem taşımaktadır. Onları kendi kalıplarımızda küçük dünyamıza sıkıştırmadan hareket edebilecekleri geniş alan temin etmeliyiz. Kendi sınırlarını oluşturup özenle muhafaza eden korkusuz, pozitif ve özgür “küçük dahi” lerdir demek tam yerinde bir tanımdır.

Genellikle kristal veya indigo ebeveyn seçiyorlar. Birçok şeyi önceden görüp hissedebiliyorlar. Daha küçük yaşlarda başka bir canlıyı kendi diyetlerine dahil etmek onlara aykırı geldiği için hayvansal besinleri diyetlerinden çıkararak vejetaryen veya vegan olabiliyorlar.

Günümüzde ebeveyn perspektifinden bakılınca kendilerine benzemeyen bu yeni neslin üyelerini yetiştirmeye çalışan anne babalar ister istemez zorlanıyor. Çocuklarının kendileri gibi düzene uymalarını beklerken bu çocuklar sorguluyor, ebeveyninin hayal bile edemediği şeyleri kendine hak görüyor ve taleplerinde ısrar ediyorlar.

Şaşkın ebeveynler pedagog ve psikologların kapısında “çocukta sorun var”; “elimizden geleni yapıyoruz, düzeltmemiz ve düzene uydurmamız lazım” motivasyonuyla emek, zaman ve paralarını harcıyorlar. Oysa ebeveynler bu farkındalıkla çocuklarında bir sorun olmadığını anlayıp çıkış noktası olarak onları “kabul” etmekle işe başlasalar bu sıkıntılar yaşanmaz. Özellikle bu yaş gruplarında çocuklarınız varsa, bu özel çocuklarla ilgili çok sayıda kitap var. Lütfen okuyun, araştırın, öğrenin ki bu harika çocuklarınızı daha iyi tanıyın. Çünkü onlar bizlerin “upgraded” yani “üst sürüm “versiyonlarımızdır.

İlginizi çekebilir: Bir hayal oyunu: Hayellerin sınırsız dünyasında kendi cennetini yaratmak

Zekiye Olgaçay: “Ruhsal Rönesans” kitabının yazarıdır. Babasının büyükelçi olması nedeni ile çocukluğunu Brezilya, Mısır, Kuwait, Çekoslovakya, İngiltere gibi dünyanın birçok farklı ülkesinde, 5 farklı kıtada geçirdi. Lise yıllarından itibaren İstanbul’da yaşamaya başladı ve iletişim fakültesinden mezun olduktan sonra pazarlama ve iletişim sektöründe on beş yıllık profesyonel iş hayatı süresince birçok farklı şirkette yöneticilik pozisyonlarında çalıştı. Kalbini ve iç sesini dinleyerek 2000 yılında başladığı dönüşüm yolculuğunda öncelikle kişisel gelişim alanında dünyanın değişik yerlerinden çeşitli eğitmenlerin Türkiye'deki organizasyonlarını gerçekleştirdi. Bu süreçte, dönüşüm alanında dünyanın önde gelen eğitmenleri ile birebir çalışma fırsatı oldu, birçok eğitim aldı, seminerlerine katıldı. Kendini keşfetme yolculuğunda yaşam amacının; “başka insanların hayatlarına olumlu yönde katkıda bulunmak ve bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek” olduğunu keşfederek yeni hayatının her adımını buna göre yaratmaktadır. Dönüşümsel yaşam koçu, regresyon terapisti ve şamanik çalışmalarla, kendi bireysel deneyimlerini katıldığı çalışmaların öğretileri ile birleştirerek seansları ve seminerleri ile kişilerin hayatlarını dönüştürmeleri için rehberlik ederken kendi yolculuğuna ve gelişimine devam etmektedir.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale