İçinizdeki tombul cücelere kulak asmayın: Yarın yok, şimdi var

Tombul cüceleri dinleme!

Başka bir dünya yok.
Tek hayat, tek dünya, tek beden!
Ne yapacaksan, şimdi!

Geçmiş yaşam, öldükten sonra devam edecekler, reenkarnasyon ve benzeri algılar ile sanki bundan başka bir zamanda “yapamadıklarımızı yapabileceğimiz” vaktimizin olduğu alt bilgisiyle yaşıyoruz. Dediğim gibi alt bilgi, yüzeye çıkmayan ama bir şekilde, olmadı bir dahakine diyen bir hal.
Oysa, hangimiz bir önceki yaşamı hatırlıyoruz? Hangimiz zamanın tüm sayfalarına hakimiz?
Hangimiz geçmişimize fiilen dönüp olanları değiştirebiliyoruz?
İnançlarımız, kulaktan duymalarımız, içten içe bilip ne olduğunu anlamadığımız yazılımlarımız bizi bir çeşit “erteleme”, “uyku” hastalığına itiyor.
Sanki isteklerimizin, öz hallerimizin üzerine uzanan şişko cüceler var. Tam kalkıp bir şeyler için hareket etme hissindeyken, üzerimizdeki tombul cüce iyice sarılıp bize, “az daha uyuyalım” diyor. Kalın ağır bir yorgan gibi sarıyor bedenimizi ve “sonra” diyor.
Sonra seversin.
Sonra sevişirsin.
Sonra söylersin.
Sonra gidersin.
Sonra çabalarsın.
Zaten biri, bir şey gelip “inşallah” seni bu garip halden kurtaracak, alıp götürecek, son bulduracak.
Bu bir şey, prens, yeni bir iş, piyangodan para, ölüm olabilir.
Bu hikayede sen neredesin?
Neredesin?
Duyuyor musun, yoksa üzerindeki tombul cüceyle yattığın kuytuda bir sağa, bir sola, bölük pörçük hatırladığın bir rüyada dönüp duruyor musun?

Hemen şimdi al eline geniş bir tencere ve vur kaşıkla poposuna! Bütün hücrelerin titreşinceye kadar vur. Uyansın tüm cüceler, uyansın komşudan sana yatıya gelmiş başka cüceler!
Kalkıp gitsinler de sen de olası tek yaşamının içinde bir soluklan!
Kendini bir dinle.
Kış uykusu bitsin de, dışarıda güneşi ilk kez gördüğü için çığlık çığlığa bağıran minik çimenin sevincine ortak oluver.

Ah o cüceler, yemiş yemiş şişmişler. Senin rüyalarını yemişler, “yapıcam da sonra” dediğin her düşünceyi yemiş, ağırlığı ile üzerine tünemişler. Genişledikçe genişlemiş, göbeklerini kaşıya kaşıya uyumuşlar sırtında, omuzlarında.
Çok mu ağrıyor omuzların, sırtın, belin?
Eğrilmez mi o şişkoları taşırken sırtın, tabii ki eğilir, bükülür!
Bir kalkıver ayağa da, yere düşsünler, düştükleri yerde kalmasınlar diye de, çal tencereni, davulunu, neyin varsa çal olanca gücünle. Bütün dünya duysun, tüm cücelerin kulakları sağır olsun, bilsinler ki uyandın, hayatına “geri geldin”
Kızma cücelerine! Sen çağırmasaydın gelmezlerdi, hoşuna gitmeseydi uyuklamak onlarla orada kalmazlardı.
Yine çağırmazsan hiç gelmez cüceler, had bilir sınır bilirler. Sadece uyumak istiyorlar senin hayallerinin üzerinde, o pamuk bulutların içinde!
Şimdi otur, yaz tek tek, kim senin cücelerin?
Hani neyle beslenirler?
Gel, yapma, uyuyalım derken neyi yapma diyorlar bir bak. Ve yaz, sonra lazım olacak!
Hadi uyuyalım, dışarısı çok soğuk diyeni,
Hadi uyuyalım onlar çok sıkıcı ve kötü diyeni,
Tek haklı sensin, boşver yerimizden kalkmayalım diyeni,
Hadi uyuyalım her yer karanlık, herkes uyuyor sen de uyu diyeni.

Tanı cücelerini ki, bir daha çağırırsan ya da misafirliğe gelirlerse bir kap yemek koymayasın önlerine.
Biliyorsun yedikçe şişiyor bunlar ve altından kalkmak zorlaşıyor.
Seni gidi tembel cüce!
Git de kendine başka bir han bul!
Benim yaşayacak tek, biricik hayatım var!
Der misin?

İlginizi çekebilir: Korku dolu senaryolara esir olmamak için: Harekete geçin, hemen, şimdi

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam