X

İçerik üretmek ya da üretmemek, bütün mesele bu mu?

Farklı mecralarda, farklı tarzlarda içerikler üretmenin ve bunları kitlelere ulaştırmanın neredeyse kaçınılmaz olduğu bir çağdayız. Dijital platformlar sayesinde herkesin görülme ve duyulma fırsatı da eskisinden çok daha fazla diyebiliriz.

Ben de içerik üreten biriyim. Şu an karşınıza bu yazıyla çıkıyorum örneğin. Aynı zamanda pazarlama ve kurumsal iletişim alanında çalıştığım için markalar için içerik stratejisi oluşturmaktan sorumluyum ve hazırladığım bir de podcast serisi var. Dolayısıyla bu konu benim işimin bir parçası olduğu için yakından takip etmek durumundayım.

Öncelikle, iyi içerik üretebilmek için iyi bir içerik tüketicisi de olmak gerekiyor. Peki bu, ne demek? Kendimizi sürekli beslemeye ama bunu yaparken de doğru kaynakları bulmaya ihtiyacımız var.

Sosyal medyanın ilk yükselişte olduğu dönemde bu işe başlayan kişilerin -aldıkları riskler bir yana- bir nevi işleri daha kolaydı çünkü yeni mecralarda ne yapsanız yenidir zaten. Eğer üzerine biraz emek harcarsanız birçok kişiye ürettiğiniz şey farklı gelebilir, ilham verebilir. Ancak artık geldiğimiz noktada o kadar çok içerik var ki, kendimize iyi geleni, bizi gerçekten besleyecek olanı ve -belki de en zoru- otantik olanı bulmamız artık kolay değil.

İlham vermek hiç de kolay bir iş değil tabii ki. Kişinin sürekli kendine yatırım yapmasını, kendini geliştirmesini ve de çok meraklı olmasını gerektiriyor. Dolayısıyla yapılan işleri incelediğimde 2 gruba ayırabiliyorum ilk bakışta. Bir kısmı, üzerine düşünülmüş, emek verilmiş ve özgün -belki yepyeni bir iş olmasa da samimiyet barındıran- otantik işler; bir kısmı ise, bir başka işin sadece bir kopyası. Elbette onda da emek vardır, ancak takip etmeye değer bir iş mi kısmı tartışmaya çok açık.

Bu durum geleneksel pazarlama yöntemleri için de böyle olmuştur. Çeşitli kampanyalara baktığımızda özgün olanın, hedef kitleye en doğru mesajı en etkin ve en güvenilir şekilde ileten projenin her zaman öne çıktığını biliriz. Aynısı dijital platformlardaki içerikler için de geçerli, ancak bir farkla. Dijital platformlardaki içerikler çok daha hızlı tüketildiği için, süreklilik her zamankinden daha önemli. Bir mesajı doğru yere doğru şekilde ulaştırmak için sürdürülebilir bir strateji benimsemeniz gerekiyor. Bir şeyi sürdürülebilir kılmak için ise, önce bir şeyi sahiplenmeniz gerekiyor. Aksi taktirde, eğer kendi özgün duruşunuz, özgün fikriniz ve savunduğunuz değerler çerçevesinde şekillendirdiğiniz bir markanız yoksa, sadece “içerik” üretme adı altında, birbirine benzeyen ve başkalarının yaptıklarını taklit edercesine yapılan paylaşımlar maalesef “gereksiz” kalıyor.

Zaten sürekli bizden dikkatimizi isteyen çok fazla uyaran varken etrafımızda, mesele içerik üretmek ya da üretmemek olmamalı. Her zaman olduğu gibi neyi neden ve nasıl yaptığımıza dönüp bakmak olmalı önceliğimiz… İçinde bulunduğumuz çağ, sosyal medya bizlere sürekli ilgi görmek gibi bir ihtiyacımız olduğunu hissettiriyor olabilir. Bunun farkında olmakta yarar var. Günün sonunda kendimizi iyi tanımamız ve gerçek ihtiyaçlarımızın peşine düşmemiz esas mesele.

İlginizi çekebilir: ChatGPT4o, yapay zeka ve gerçek ilişkiler

Ceyda Tepret: İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği bölümü mezunudur. Koç Üniversitesi’nde MBA eğitimi alıp, Madrid’deki IE Business School’da International MBA programında eğitimini tamamlamıştır. Pazarlama alanında bir kariyer tercih etmiştir ve bu alandaki çalışmalarına devam etmektedir. İnsan davranışları ve psikolojiye duyduğu ilgi onu koçluk eğitimi almaya yöneltmiştir. ICF sertifikalı profesyonel bir koç olarak, danışanlarına kendi yolculuklarında destek vermektedir. Pazarlama profesyoneli kimliğiyle marka hikayelerinin, profesyonel koç kimliğiyle de insan hikayelerinin peşindedir.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale