Hesapları kapama vakti: Her şeyle yüzleşmeye var mısınız?

Hesapları kapatalım mı? Herkesle, her şeyle, yarım kalmışlarla, eskilerle, yüzleşmediklerimiz, hala kafamızda dönüp duranlarla…

Bakkala vermeyi unuttuğumuz iki lirayı, gidemediğimiz kahve davetini, ertelediğimiz son lokmayı… Hepsinin üzerini bitti diye çizelim mi? Sonra elimize bir çalı süpürgesi alıp köşe bucak tozunu attıra attıra temizleyelim kafamızın içini! Oh be!

Sevmediğinle artık pek de uğraşmayıp, anlaşamadığını kendi haline bırakıp, gitmek istemediğin yere gitmeyip, istediğin için davet beklemeyip… Becerdin, beceremedin diye kendini dövmekten vazgeçip, olana tamam şimdilik bu kadar diyelim mi?

Hesapları kapama vakti: Her şeyle yüzleşmeye var mısınız?

Şarkı söylemek için açtığımız ağzımızdan anlamsız sesler çıkarıp hiçbir şeye benzemeyen danslar edelim mi?

Sağlıklıydı, organikti, gezeni gezmeyeni fark etmez. Hangi tavuğun yumurtasıydı dert etmeden gönlümüzce doyduğumuz kadar yiyeyim mi?

Arap, Kürt, züğürt demeden sevelim mi? Sevmiyorsak da sevmeyelim ama mık mık etmeyelim değil mi!

Bir rahat!

Bir sakin!

Hepsini kendime de söylüyorum, siz de başkasına değil de kendinize söyleyin olur mu?

Herkes kendi kapısının önünü süpürse efsanesi burada da geçerli. Kapımızın önünü süpürelim! Bilen tarafımın bilmeyen tarafıma öğütleri ve bilmeyen tarafımın bilen tarafımı dürtmeleri bunlar, hep olduğu gibi…

Çok bilmekten, bu kadar bilgiden, teknikten, korumaktan kollamaktan, saklamaktan sıkılmadınız mı? Eşya bekçiliğinden, bilgi bekçiliğinden, gelenek bekçiliğinden, karı-koca bekçiliğinden, arzu istek bekçiliğinden, ölüm bekçiliğinden… Sıkılmadınız mı?

Hızlı hızlı dönmek lazım, hızlı hızlı hiç durmadan.. Sağımıza solumuza yapışmış her ne varsa, ne yargı, ne çamur, ne arkaik inanç… Gitsin, bitsin, kopsun artık dediğimiz ne duygu varsa merkez kaçtan fırlasın gitsin, çıksın yörüngemizden…

Öyle hızlı hareket edelim ki, yapışamasın üzerimize, tutunamasın…

Hesapları kapama vakti: Her şeyle yüzleşmeye var mısınız?

İlk sema dönüşü denememden sonra bir rüya gördüm.

O kadar hızlı dönüyordum ki, içimi boğan her şey benden bir kol boyu uzaklaştı. Tam ortada sakince izleyen, gözlemleyen kendimi gördüm orada, tam merkezde, incecik naif bir ışık…

Tek tek gözlemledim olduğum yerden neyi ben sanmışım, neyi kim sanmışım… Ne yargılar, ne inançlar!

Sonra daha da hızlı döndüm! Döndükçe merkezim hem aşağıya hem de yukarıya uzadı da uzadı… Hem yukarıdan gördüm hem aşağıdan, hem içeriden gördüm hem de dışarıdan…

Dönmek demişti ilk dersinde canım Ziya Azazi, sadece bedenen olmaz.

Zihnimizde de hızla dönelim mi?

Yapışıp kalan ne varsa çıksın ortaya, aksın gitsin. Bırakalım öğrenirken çok zaman harcadık diye tutunduklarımızı, daha farklısını görmediğimiz için yargılayıp dışladıklarımızı, alıştığımızdan farkına bile varamadıklarımızı…

Burnumuzun dibinde artık deri olmuş duygularımızı…

Öyle bir şaşırt ki kendini, ne varsa dökülsün üzerinden sana ait olmayan. Ha olana da bir göz atıver, beğenmezsen koyarsın yol kenarına.

Sema dönüşlerinde beden kendini şaşırıyor, ben mi dönüyorum dünya mı diye! Denge kristalleri şaşırıyor, görme şaşırıyor, içeride ne kadar sıvı varsa çayın dibi karışıyor! Ama çayın tortusu nasıl ortaya birikirse, mesele de oraya birikiyor işte. Dünya şaşırınca, sadede geliyor arkadaş!

Aynen öyle işte, zihni de şaşırtmak lazım, egoyu şaşırtmak lazım. Belki güzelim ahu gözlerinle hoşlandığın adama bakarken şaşı taklidi yapman lazım. Bilmediğin yerde yersiz konuşup, bildiğin yerde susman lazım. Kaşını bıyığını almadan fotoğraf çektirmen, onu da profiline koyman! Olmadı çirkin sesinle avazın çıktığı kadar şarkı söylemen… Fikrini değiştirmen, kararından sebepsiz dönmen lazım.

İyice saçmaladıktan sonra, her şeyi bir güzel alt üst ettikten sonra, tutunduğun, senden yukarı koyduğun her şeyi ve herkesi oradan bu şekilde indirdikten sonra sadede gelmen lazım arkadaşım…

Hesapları kitapları, borçları harçları, eski defterleri, yeni alacakları, hesabı sorulacakları, günü gelince bakılacakları…

Hepsiyle helalleşip, hakkıyla kapatıp sadede gelmemiz…

Aynanın karşısına geçip, “Bugün senin için ne yapabilirim?” diye sormamız…

Temiz ve çapaksız!

Ay gibi duru olsun bu hafta gönlünüz, bir de dönebiliyorsanız dönün, çok güzel…

 

İlginizi çekebilir: Şikayet ederken asıl gerçekliği kaybediyor olabilir misiniz?

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam