Her anı değişken olan yaşamda her şeye eşit mesafede kalmak

Ve bir kamp daha bitti, bir Yaşam Masalı kampı daha…

Her seferinde başka bir şey öğrenmek, her seferinde dönüşmek ve devinmek yaşamın başka perspektiflerinde paha biçilemez. Bu sefer de her seferinde biraz daha anladığım gibi, eğitmen olarak oturduğum koltuktan biraz daha öğrenci olarak kalktım. Öğrenmenin ve keşfin biraz daha tadına vararak, yaşam penceremin çerçevelerini az daha aralayarak.

Yaşam dediğimiz bilinç halinin içinde, topladığımız her ışık zerresiyle biraz daha aydınlatıyoruz kendimizi ve etrafımızı. Kendimizi han gibi görürsek, yaktığımız her ışık ile uzaklardan görünür oluyoruz her seferiye… Yoldakiler gördüklerini, hancılar biriktirdiklerini devredip birbirlerine, boşalmış küfeleri ile yine düşüyorlar yollara. Yeni deneyimler, yeni farkındalıklar ve idraklar için. Bir sonraki han ve seferiyle buluşana kadar.

Bildiğimiz ve öğrendiğimiz her şey, yolumuza o veya bu şekilde eşlik ve tanıklık edenlerimiz için. Birbirimize devrede devrede tüm bilgiyi genişletiyor, yerine yenisini almak, daha da büyümek ve anlamak için yer açıyoruz.

Hiçbir zaman bilinmez kim han veya hancı, kim yolcu…

Ve evet aynı sebepten, önemlidir oturduğun koltuktan daha da öğrenci olarak kalkmak…

Her anı değişken olan yaşamda her şeye eşit mesafede kalmak

Hamdolsun demek yakıştı buraya…

Yaşama bakış açımızdaki sabitlik hali, bizleri olmamız gerekenden ve genişleyip büyüme arzusunda olan ruhumuzun çağrısından, pek tabii ki özgür otantik halimizden alıkoyuyor. Bildiklerimiz olarak işaretlediğimiz her durum, bizler için sabitleyici ve katılaşmış haller dışında bir şey değil. Bu katılık içerisinde akmak, elbette yoldakini zorlar.

Yargı dediğimiz şey bundan başka nedir ki; “sandığımızı” kerteriz alıp, yeniye katı bir pencereden bakmak dışında.

Oysa yaşamda her şey oynak, her şey değişkendir. Bu değişim içerisinde dans edebilen her aralıktan süzülerek bir sonraki bakışa, saf ve bilmeyen gözlerle bakabilme hali özgürleştirir ve otantikliğimizi çıkarır ortaya. Ancak olduğu gibi algılayabildiğimizde yaşamı ve durumları, yaşamı anlayabilir, kendi varoluşumuzu onurlandırabiliriz. Aksi, sürekli bir çatışma ve kavgadır.

Her anının bir macera olduğu, heyecan, neşe olduğu, duygulardan duygulara gark ettiğimiz ve her birinden ayrı ayrı keyif aldığımız, bir duygular panayırına dönüşür.

Oyundaki kural, hiçbirine takılı kalmamak, sabitleştirmemek kendimizi. Ne hüzünde, ne mutlulukta…

Her şey gibi geçicidir ve o ana özeldir; en güzel ve en zor duygular bile. Sadece içinde kalıp, var olduğu sürece keyfini çıkarmaktır yapacağımız şey.

Kendimiz diye sabitlediğimiz hallere rağmen, bizi var ettiğine inandığımız hallerimize davranışlarımıza rağmen, kendimize rağmen…

Her anı değişken olan yaşamda her şeye eşit mesafede kalmak

Kurduğumuz imaj kalelerinin yıkılmasından korkmadan, onların sadece birer yanılsama olduğunu, başka bir durum içerisinde hükümsüzleşeceğini bilerek…

Bu yüzdendir kendimize güvensiz oluşlarımız, sadece belirli sınırlarda doğal olabilişlerimiz. Tutunduğumuz hallerin, her coğrafyada yaşayamamasından. Bundan doğal ne olabilir ki? Kendimizi tutunduğumuz tek bir hal sanırsak, nasıl barınabiliriz başka hallerin, durumların içerisinde?

Akışkanlık güzeldir, tutunmadan, halden hale dönüşmek ve hepsiyle eşit mesafede dans etmek…

İnsanın güzelliği de buradadır, o haller içerisinde sorunsuzca akabilen, değişip dönüşebilen ve bununla yükselip büyüyendir. Şöyle bir bakınca insanlık tarihine, varoluşu bigbang den bu zamana o kadar kısa bir süreçte ki. Bu yüzden, en büyük yeteneğimiz, dönüşmek ve uyum sağlamak.

Sabitlik, güven arayışımızdan ileri gelir. Oysa tüm güvensizliği sabit hallerimiz getirir.

Zihinlerimizin garip paradoksu işte, korktuğumuz ve kaçtığımız her şeyi kendi ellerimizle yaratıp koyuyoruz önümüze. Tek bir çıkışımız var, değişimin dönüşümün doğallığını hem kendimiz hem de etrafımız için kabul ve idrak etmek.

Her gün biraz daha insan olmaya çalışıyoruz, “iyi insan” demiyorum, insan diyorum. Görece kavramlardan da uzak olarak, sadece kendi olmaya çalışan… Kendimize izin verdiğimiz ölçüde, kişilere ve durumlara da izin verir, izin verdikçe esnekleşir, akışkan hale geliriz, böylelikle her şeyi algılayabilir, uyum içerisinde akışı deneyimleyebiliriz.

Kendimize her şey olmak konusunda izin verdiğimiz bir hafta olsun, yaşamın her noktasını deneyimlemek gerçekten çok güzel.

Ben buradan Ziya Azazi’nin kampına geçiş yapıyorum, biraz da dönmeyi öğrenelim, duygularımız arasında dans ederken bedenlerimizi de bu oyuna dahil edelim diye.

Sevgiyle kucaklarım…

 

İlginizi çekebilir: Yaşamı deneyimlerken içeride ne varsa dışarıya da onu yansıtırız

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam