Yaşamı deneyimlerken içeride ne varsa dışarıya da onu yansıtırız

Topraktan gelip toprağa dönenlerin hikayesinde, sadece bir andır yaşamı deneyimlemek. Her şey ama her şey, o an içindir. Çırılçıplak soyunup, bir anlığına tüm varlığınla orada olmaktır. Duygulardan, düşüncelerden, sorulardan, yargılardan, maskelerden arınarak, bir an, tertemiz, saf ışıltınla yaşama bakabilmektir…

Her sesi aynı anda duyup birbirinden ayırt edebilmek, kakofoni değil senfoniye şahit olmak, tüm renkleri, canlıları oldukları gibi bir bütünün içinde görebilmek, aynı tablonun bir parçası olmaktan onur duymak… Tüm özlemimiz, saf ışığımıza, saf bakışımıza olan hasretimizdir.

Yaşam öyle güzel bir peri masalıdır ki, anına şahit olmak, izleyeni olmak varlığımıza hediyedir. Her birimiz bunun ne mucizevi bir güzellik olduğunu bilerek, isteyerek geldik yeryüzüne. Oyunun güzelliği sonradan bunu unutur olmamızda…

Kendini tekrar tekrar farklı yollarda bulan, tüm yolları kendine çıkanlarız.

Yaşamı deneyimlerken içeride ne varsa dışarıya da onu yansıtırız

Aşk olsun…

Zihinlerimiz, bedenlerimiz, ruhlarımız aynı frekansta titreşmeye başladığı anda, sertleşmiş dış kabuğumuz yavaş yavaş çatırdamaya, dökülmeye başlar artık. Her bir kabuk kırılışında biraz daha yaklaşırız kendimize, varlığımızın saf ışığına.

An gelip dengelediğimizde ise, ışıldar ve yayılırız evrene…

Bir kartal uçuşu gibidir bu, kanat çırpmadan süzülen, rüzgarla dans ederek akan semalarda…

Serin bir huzurla izleme hali, tüm yaradılışa, yaratılmış olanın yaşamına tanıklık etme hali…

Müdahalesiz, yorumsuz ve dingin…

Olduğundur, olman gereken. Her şey yerli yerinde ve mükemmeldir.

Bu mükemmellik hali, zihnin mükemmelliği ile örtüşmez, iyilik ve kötülük kavramları ile örtüşmez. O ikilik yaratan bir düzlemde titreşmez, her şeyi kapsayan ve her şey olduğundan, ayırt etmeden sadece gözlemler ve tanık olur. Yargılamaz, etiketlemez…

Zihin de aynı  frekansta dingin, lekesizdir. Ayrışma yok, birleşme vardır. Her şeyle bütün olma, her şey olma hali vardır. Gözlemleyen, benliğini şeffaflaştırdıktan sonra ancak tertemiz bir ayna olabilir yaşama. Yaşamı saf hali ile aynalarken, yaşam olur, yaşam o olur. Her şey bir ve bütündür. Bilinç artık ortaktır. Yer ile gök birleşiktir. Sadece an ve bilme vardır. O zaman yaşam her bir yolcu için bir masaldır. Yazdığı, okuduğu ve yaşadığı. Yeryüzünün toprağı, dağıdır. Hayvanı, insanı, ağacıdır. Esen rüzgarı ve kararan göğüdür. Hemen ardından her şeyi kucaklayarak doğan güneşidir.

O her ne hal içinde ise, masal da öyledir.

İçerideki ne ise, dışarıdaki de odur. Ne eksik, ne fazla… İçeride mucize varsa, dışarıda da vardır. İçerisi saf ise, dışarısı ile içerisi arasında fark yoktur. Ve böylece görünür olmaya başlar sonsuzluk döngüsü, içeriden dışarıya, dışarıdan içeriye…

Sevgiyle…

 

İlginizi çekebilir: Onlar da kendilerini sevebilsinler diye çocuklarınızı oldukları gibi sevin

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam