Hayatın matematiği basittir: Görmek için bakman gerekir

Öfke, haksızlığa uğramışlık, aksilik, ağırlık hislerinin tabanında, alma-verme dengesizliğini gözlemliyorum son zamanlarda. Gereğinden fazlasını verdiğini düşünen zihin, hiçbir zaman yeteri kadar alamadığını düşünen değersizlik, yetersizlik, içten içe kendini bilen ve orada duran değer duygusunun çekişmesi arasında kalakalıyoruz. İllüzyondan dolayı da yaşadığımızı karşımızdakinden kaynaklı, olaydan ibaret sanıyoruz.
Oysa içeride dönen hikaye bambaşka.
Beden hafızası, varlık bilinci, travmaların yarattığı inanç halinin çekişmesi bizi arafta bırakıyor. Boşlukta. Bu boşluk hissi de doğal olarak, hissizlik, yenilmişlik, becerememek, kıskançlık, erteleme gibi hallerle baş başa bırakıyor bizi.

Hayatın matematiği basit, eğer seni sıkıştıranın ne olduğuna dürüstçe bakarsan, ayağına dolanan her şeyden kolaylıkla kurtulursun. Bakmaz isen, yürüdüğün her yere onu da bacağında sürüklemeye devam edersin.
Bir çeşit eğitim gibi. İçinde konuşan onca sesten her birini dikkatle dinleyip, kime neye ait olduğunu bilme hali..
Bizler kişisel gelişim öğretileri içinde, tüm seslerden kurtulma yanılgısına düştük zaman zaman. Oysa o sesleri dinlemeli, kimin nereye ait olduğunu tespit etmeli, anlamalıyız ki bırakması, sistemden çıkarması kolay ve hakkaniyetli olsun.

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, bir tarafımız yeterince emek, iş, para, sevgi verdiğini düşünürken, bunu söylemeye cesareti olmayan, hayır artık yeter demeye cesareti olmayan kimdir?
Artık yeter diyen kimdir?
Yeterince verdiğine inan, verdiğini sayan kimdir?
Karşılığını alamadığını düşünen kimdir?
Bunları birbirinden ayırmak, hangisinin hangi kanalla konuştuğuna bakmak mühimdir.
Çünkü bu konuşanlardan biri ilk 7 yaşımızın sesidir. Birisi, gerçek benliğimizin sesidir, birisi egomuzun sesidir, biri dış dünyadan öğrendiklerimizin sesidir.
Bizim hangisini seçtiğimiz önemlidir. Hangisinin nasıl bir tavır ile konuştuğunu öğrenmemiz önemlidir ki, o sesi hep tanıyalım.

O zaman, şu soru kalmayacak; hangisi iç sesim?
His ile duygu arasındaki farkı nasıl anlayacağım?
Ego mu, akıl mı nasıl fark edeceğim?
Benim sesimle içimden konuşan kim?
Başkalarının düşüncesini mi okuyorum, yoksa yorum mu yapıyorum?

Aklımızdaki bedenimizdeki her tınıyı dinleyip, tanıyıp anlayabiliriz. Lazım olan olmayan her şeyi dışarı atıp, sonra ilahi bir gücün bize konuşmasını bekleyerek değil!
Emek gösterip, dinleyerek..
Saygı göstererek, anlayış ve nezaketle.

Etrafınızdaki ilişkilere bakın, özellikle iş ilişkilerine.
Herkesin kör kulağa kendini anlatıp durduğu, karşısındakini hiç dinlemediği genellemesini yapabilirim. İçeride o kadar kendi fikri, korkuları, esareti ile meşgul ki, dışarıya bir pencere bile açamıyor insanlar. Bu insanların ki zaman zaman hepimiz bu kategoriye giriyoruz; Aklımızın bir yansıması ve aynaları bu ilişkiler, bu haller.
Hep bir ağızdan konuşan ve karşısındakini dinlemeyen, mümkünse hepsini çöpe atıp kurtulmak isteyen, bıkkın ve yorgun..
Yaşam aynalığı biraz böyle çalışıyor. Karşınızda olup bitenler biraz karmaşık ise, genelde kafamızın, bedenimizin içi de benzer bir durumda deviniyor. Bir şeyler sürünüyorsa, dışarıda da bir şeyler sürünüyor .

Nasıl ki, toplantı masasının etrafındaki insanları bir torbaya koyup atamıyoruz, içimizde konuşan sesleri de bir torbaya koyup atamayız.

Ama dinleyebiliriz. Hem de şefkatli bir büyük gibi…

Sırayla hepsini dinleyebiliriz. Ve sadece olduğumuz şeyi seçeriz. Bu kadar basit ve yalındır.

Geçen yazılarımın birinde bahsetmiştim. Neyin karşılığında ne verdiğimiz, neye ne kadar bedel ödediğimiz önemlidir. Bu bir dengeye oturunca aslında, sessiz ve dingin oluruz. Temiz bir zihne ve yaşama sahip oluruz.

Yaşamın alma-verme dengesi ile, varlığın alma verme dengesi eşitlendiğinde hayat akışta gerçekleşir ve yaşam bulur. Aksi hali durağan bir kaostur.

Lütfen dinleyin, önce kendinizi, bedeninizi, içeride konuşan sesleri… tanıyın onları, yardım isteyen kim, kendine acıyan kim, isyan eden kim, öfkelenen kim. Bilirseniz, tanırsanız o zaman iyileşme gerçekleşir. Yok sayarsanız, kendinizi yok saymış olursunuz, yaşam da sizi size aynalamak için sizi yok sayar.

Gözlemciniz ayakta ve buradaysa, dinlemek, tefekkür, aşka dönüşür. Hipnozda bir dinleyiş olmaz, diri ve aktif bir dinleyiş olur. Bu da size coşku dolu yaşamı hediye eder.

Sevgi zaten varlığımızın tek gerçeğidir. Varlığımızı kucakladıkça, doğal olarak sevgiye dönüşür, sevgiyi yaşarız.
Günleriniz kendinizi kucaklamak, sevgiye açılmak ile geçsin.

İlginizi çekebilir: Gerçek ustalık: Savaşmak değil, doğasını anlamak

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam