X

Hayallerini yaşayanların alet çantası 1: Akış ve tutku

Hayal ettiği hayatı yaşayanları diğerlerinden ayıran nedir?
Akışta yaşamak ne demektir, nasıl mümkün olur?
Her insanın bir tutkusu var mıdır gerçekten? Tutkumuzu nasıl bulabiliriz?
Nereden, nasıl başlamalıyız?

Aklınız bu sorularla meşgulse lütfen öncelikle bir anlığına her şeyi bırakın arkanıza yaslanın, derin bir nefes alıp yavaşça verin ve kendinizi yürekten kutlayın. Dünyada görmek istediğimiz değişimi bu soruları soran insanlar yaratıyor. Siz de onlardan birisiniz. Şikayet etmek, suçlamak ve yargılamak yerine ışığınızı parlatmanın arayışı içindesiniz. Siz parladıkça, onlarca insanın da kendi ışığını keşfetmesine ilham oluyorsunuz. Bu, onlara ne yapmaları gerektiğini söylediğinizde değil (bu sadece direnç yaratır) siz her gün daha çok kendiniz oldukça gerçekleşiyor. Sonra onlar da ışıklarını kendi çevrelerine yayıyor. İşte böyle çoğalıyoruz.

Kendinizi tebrik edin lütfen çünkü pes etmiyorsunuz. Ülkemizi ve dünyayı zorlayan tüm akıl almaz gelişmelere rağmen umut etmekten, yeni yollar aramaktan vazgeçmiyorsunuz. Tam da bu değil mi bizi insan yapan?

Bilim insanları tüm canlılar içinde adaptasyon kabiliyeti en yüksek türün insan olduğunu söylüyor. Bir kutup ayısı tropik iklimde yaşayamıyor ya da her bitki her ortamda canlı kalamıyor. Ancak, insan her koşulda ve şartta yaşamanın bir yolunu bulabiliyor. Pes etmeden daha iyi yaşamanın yollarını arayanlar zorlu şartlardan güçlenerek çıkıyor.

İyi bir yaşam hayaliyle yanıp tutuşan, çabalayan, zorluklarda yoluna devam eden, öğrenen, deneyen, paylaşan, hatalar yapan, düşen ve yeniden kalkan, düşüp kalkamadığında sabreden, arkadaşının başarısından zevk duyan, cankulağıyla dinleyen, destekleyen, yol açan, alan tutan, risk alan… herkese kalpten teşekkürler. İyi ki varsınız, iyi ki varız.

Etkinizi fark edin lütfen. Bir kişi bile olsa kutlayın. Bazen sadece bir kişiye ulaşmak yeterlidir.

Yeni bir seneye başlamaya sayılı günler kaldı. Kalbinize kulak verdiniz mi? Neyin hayaliyle yanıp tutuşuyor? Belki de bir yanınız bunun çılgınca olduğunu düşünüp yok saymaya çabalıyor ama diğer yanınız o kadar iyi biliyor ki gerçek olabileceğini… Ve işte bu bilen yanınız hayal etmekten alıkoyamıyor kendini.

Bu yazı dizisinde hayallerini yaşayanların alet çantasını aralıyoruz. Karşımıza ilk çıkanlar tutku ve akış oluyor. Şimdi hadi gelin bu ikiliye daha yakından bakalım. Serinin diğer yazıları da bu hafta yayında olacak. Lütfen takipte kalın.

Şimdi hayalinize bir olta atın lütfen. Onu yavaş yavaş kendimize çekeceğiz ve yazının sonunda ona biraz daha yaklaşmış olacağız.

Tutku, eylem gerektirir.

Tutku duyduğumuz şeyleri yapmaktan keyif alırız. Ancak gerçek şu ki insanların büyük bir çoğunluğu neye tutku duyduğunu bilmiyor. Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma 12-26 yaş grubundaki gençlerin sadece beşte birinin hayatta neyi neden başarmak istediğiyle ilgili net bir görüşü olduğunu buldu. Peki, neye tutku duyduğumuzu bilmemiz mi gerekir, yoksa tutku keşfederek açığa çıkartılmayı mı bekler? Araştırmalar çoğu insan için tutkunun bir şeyi deneyip, onu sevdiğini keşfedip, uzmanlık geliştirdikten sonra oluştuğunu söylüyor. Yani, aslında çoğu zaman neye tutku duyduğumuzu bilmiyor olmamız doğal çünkü tutku, bir arayışın sonucu olarak açığa çıkıyor. Tutku, eylem gerektiriyor. O zaman neye tutku duyduğunu bilmeyen insanlar gerçekten inandıkları gibi şanssız mıdır? Yoksa bu sadece yeterince denemediklerini mi gösterir?

İpucu: Tutkunuzu keşfetmek için en çok kıskandıklarınıza yakından bakmanızı öneririm. Sizde açığa çıkarttığı o ateşli duygunun içinde kalın. Bırakın kıskançlık yaksın içinizi. Duygudan çıkmak, kaçıp kurtulmak, tepki vermek yerine bu sefer sadece hissetmeyi araştırın ve görmek için bakın. Tam olarak nedir içinizi böylesine yakan? Neye ihtiyacınız var? Neyin özlemini çekiyorsunuz?

Açığa çıkan içgörülere güvenin ve bir deftere not alın. Bu pratiği 7 gün boyunca tekrarlayın. Her seferinde açığa çıkanları deftere kaydedin. 7. günün sonuna kadar yazdıklarınızı okumayın. Süre tamamlandığında hepsini okuyun ve birden fazla kez yenilediğiniz unsurlara dikkat edin. Aradığınızı orada bulabilirsiniz. Eğer bu pratik sizi zorluyor ve duygunuzla yüzleşmek için desteğe ihtiyaç duyuyorsanız bir uzmandan yardım almayı araştırabilirsiniz.

Akış bir tesadüf değil, varoluş halidir.

Akış, zamanın durduğu, kendimizi bütünüyle yapmakta olduğumuz eyleme verdiğimiz, çok kolay olduğu için sıkıcı olmayan veya zor geldiği için bizi yıpratmayan bir varoluş halidir. 1970’lerden beri bu konuda araştırma yapan Profesör Mihaly Csikszentmihalyi, rahiplerden sanatçılara kadar 8000’in üzerinde insanla yaptığı görüşmeler sonucunda akışı böyle tanımlıyor.

Bi çoğumuz bu hali zaman zaman yaşamışızdır. Ancak, tam olarak nasıl ve neyin sonucu açığa çıktığını bilmediğimiz için çoğumuzun rastlantısal olarak gördüğü bir deneyim olabilir. Akış, kişiseldir. Birileri resim yaparken akıştadır, bir diğeri makine tamir ederken. Birimize sıkıcı gelen, diğeri için tamamen heyecan dolu olabilir. Hepsinde ortak olan, akışın bize oyun gibi gelen deneyimlerde ortaya çıkmasıdır. Oyun, yaptığımız şeye kendimizi tam olarak ve neşe ile verdiğimizde kendiliğinden oluşur. Akıştayken, tüm varlığımızla yaptığımız şeyin ta kendisi oluruz. Zaman kaybolur. Aşık olmak gibidir.

Ben bu deneyimi yaşamla uyumlanmak olarak yorumluyorum. Dirençlerimizden bir süreliğine soyunup kendimizi su gibi akan yaşam pınarına bırakıyoruz. Akıştayken endişe içinde olmaz, yorulmaz ve tükenmeyiz. Aksine çalıştıkça enerjiyle dolarız.

İpucu: İşten ilişkilere kadar tüm yaşam alanlarımızda akışta olsak yaşamımız neye benzerdi? Sabahları nasıl uyanır, ilk ne yapardık? Günlerimiz nasıl geçerdi? Nelerle uğraşırdık? Bu soruları kendinize sormak ister misiniz? Cevapların en görünür olduğu yer beyaz kağıtlardır. Yapmanız gereken tek şey, bir kalemi kağıtla buluşturmak ve cevapların su gibi akışını izlemek. (İlk seferde olmazsa denemeye devam edin. Cevaplar akmıyorsa siz bırakmadığınız içindir.)

Peki, tutku dolu ve akışta bir yaşam gerçekten mümkün mü? Evet!

Son yıllarda hayal ettiği hayatı yaşayan insan sayısı giderek çoğalıyor çünkü hayallerimizi nasıl gerçekleştirebileceğimiz artık bir sır olmaktan çıktı. Yapmamız gereken yaratımın doğasını keşfetmek ve adım adım hayallerimizin yolunda yürümek.

Başlamak için hazır olmayı beklemeyin.

Başlamak için ihtiyaç duyduğumuz şey o ilk adımı atmaktır. Bu adımı ne zaman atarsak atalım şu anda olduğumuz yerden başlayacağız. Başlamak için hazır olmayı beklemek zamanı ötelemekten başka bir işe yaramaz. Yola çıkmadan olasılıkları görmek çoğunlukla mümkün olmaz. Hepsi yolda açığa çıkar. Olasılıklar ve mucizeler sadece yolda olanlara görünür.

“Ben de artık yola çıkmak istiyorum!” diyenler için bir müjdem var. 27 Aralık’ta bir Online Yaratım Atölyesi düzenliyorum. Başlamak için ihtiyaç duyduğunuz tüm yönlendirmeyi bu atölyede bulacaksınız. Dahası, takip eden 1 hafta boyunca sizi yolunuzda destekleyeceğim. Atölye detaylarını aşağıda bulabilirsiniz. Sorularınız ve kayıt için lütfen benimle iletişime geçin: giricidigdem@gmail.com. Hakkımda daha fazla bilgi için www.digdemgirici.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

2022 Yaratım Atölyesi

Nedir şu yaratıcılık dedikleri? Her insan yaratıcı mıdır?
Hayal ettiklerini yaşayanları diğerlerinden ayıran nedir?

Her insan yaratıcıdır. Ancak, içinde bulunduğumuz zamanda yaratıcı olmakla ilgili pek çok yanlış inanç var. Bu nedenle, çoğumuz yaratıcılığı sanatçılara özgü bir yetenek gibi görüyoruz. Halbuki yemek yemekten bir arkadaş sohbetine kadar her şey yaratıcı hale gelebilir.

Yaratıcılık her insanın doğuştan sahip olduğu bir güçtür. İhtiyacımız olan, bu gücü hissetmek için yardımcı araçlarla tanışmak ve yaratım sürecinin nasıl işlediğini öğrenmektir.

2,5 saatlik bu buluşmada yaratıcı doğamızı tanıyacak ve hayal ettiklerimizi yaratabilmek için nasıl bir yol izlememiz gerektiğini keyifli ve ilham dolu bir sohbet ortamında keşfedeceğiz. Birlikte vizyon panolarımızı hazırlayacağız ve vizyon panosunun neden bu kadar önemli ve gerekli olduğunu kavrayacağız.

“İnşallah bu sene olur!” demenin bir değişim yaratmadığını fark etmiş ve artık harekete geçmek isteyen herkes katılabilir.
Geleceğe yön vermeye var mısınız?

Program detayları:

27 Aralık 2021, 20:00 – 22:30
Online (Zoom)

Takvim

  • Yaratımın Doğası ve Formülü
  • Yaratım Araçları
  • 2022 Vizyon Panosu (renkli kalemler, fotoğraf ve resimlerle birlikte üretiyoruz)

*Atölye sonrasında online grup üzerinden 1 hafta boyunca sorularınıza cevap vererek sizi destekleyeceğim.

İlginizi çekebilir: Duygular vs. düşünceler: Duygular sözlüğü ve duygu sandığımız düşünceler

Diğdem Girici: İnanıyorum ki doğru bilgiye ulaşabilen ve bu bilgiyi hayatında doğru şekilde kullanmayı öğrenen her insan hayal ettiği yaşamı yaratabilir. İşte bu yüzden yazıyorum, yaşamımı hafifleten bu muhteşem bilgiler daha çok insana ulaşabilsin ve daha çok insan yaşamdan keyif alabilsin diye. Sorularınız veya paylaşımlarınız için bana giricidigdem@gmail.com adresimden veya @digdemgiriciyoga Instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz. Sevgiler.

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale