Giysilerden ilişkilere dek bahar temizliği vakti geldi

Ne kadar soğuk bir kıştan çıktık değil mi? Hatta tam olarak çıkamadık da denilebilir… Doğalgaz faturaları, kesilen elektrikler, yoğun kar yağışı ve benim gibi Adalar’da yaşıyorsanız iptal edilen seferler derken Nisan’a zar zor ulaştık. Ama Nisan geldi mi kalpler hafiften atmaya başlamadı da değil… Herkes baharı bir yerinden yakalamak için canla başla bakımlarına başladı. Kim ona ne iyi geliyorsa onun peşine düştü, yer yer gruplaşmalar, bazen kutuplaşmalar, ayrılıklar veya denk gelişler sirkülasyonunda yerlerimizi aldık.

Pandemi hayatımıza girdiğinden beri, yani iki bahardır kendi içsel yolculuğumdaki bahar temizliğini yapmaya çok dikkat ediyorum. Tam da doğum günüm ve yeni yaşımın ardından gelen bahar benim için çok şey ifade ediyor. Hayatımdaki döngüleri tekrardan anlamlandırmak da kaçınılmaz bir eyleme dönüşüyor.

İki bahar da bunu yeni öğrendiklerimle yapmaya çalışıyorum. Uzun zamandır DNA aktivasyonu, morfogenetik alan çalışması ve enerji tıbbı gibi alanlarda çalışmalar yapan eskiden tanıdığım bir arkadaşıma bu yıl ben de kendimi teslim ettim. Nerede enerjimi kaptırdım, nerede blokaj var görmek istedim ve birlikte üstüne çalıştık.

Yıllardır terapi görmeme rağmen hayatımdaki tekrarlar o kadar sık ve düzenli vuku buluyor ki, artık gördüğümün dışına da bakmak, biraz da spiritüel bir yan geliştirmek farz oluyor galiba… Bir de uzun yıllardır yalnız yaşayan biriyseniz kendi kendinize kaldığınızda zihninizle yaptığınız sohbetler ve farkındalıklarınızdaki detaylar da sizi buna zorlamaya başlıyor. Aslında zorlama kelimesi burada yanlış oldu, davet ediyor demek lazım belki de. Ben de kendi zihin oyunlarımın ve kolektif bilinçten ya da egodan sıyrılarak girdiğim tüm öznel diyalogların davetine koşarak katılıyorum.

Ada’ya yüklerimle gittim. Büyükada’ya… Ayrılmak istemediğim geçmişim, vazgeçemediğim paternlerim ve belki de yer yer hala dönmesine dair umut beslediğim eski sevgililerime duyduğum (herkesin kendisinden de bildiği o tanıdık) özlemle… Evime giren herkesin ise hızla uzaklaştığını fark ettim.

Ne zaman fark ettim bunu biliyor musunuz? Bir çamaşır sepeti siparişi vermiştim. “Kargonuz bugün gelecektir” mesajını görüp, ilk iş banyoya gidip kullanmadığım komodini oradan çıkarınca, yani gün içinde gelecek kargoya yer açınca… Düşünsenize… Gelecek kargoya bile yer açıyordum. Haliyle o boş alana bakarken kendime cevabını vermekten korktuğum soruyu da soracaktım.

Siparişini verdiğin çamaşır sepeti için bu alanı açtın? Peki, hayatına çağırdığın yenilikler için de böyle bir alan açabiliyor musun? Açıyorsan eskisini ne yapıyorsun?

Öncelikle, vermekten korktuğum cevapla artık yüzleşme vakti gelmişti ve ben “hayır”ı gözlerim yaşlı itiraf ettim. Ardından komodini bir daha kullanmayacağımı düşünerek antikacıyı arayıp, vermeyi planladığımı fark ettim. Benim artık kullanmadığımı başkası kullansın diye düşünüyordum ve bu beni rahatlatıyordu. Pratikte bu çok iyi görünüyordu, peki ya teoride? (Evet, bu ifadeyi burada farklı kullanıyoruz.)

Teoride bu tam bir bocalamaydı. Müdahaleydi. Eskiyen ve artık bizimle olmayan bir şeyle gerçek anlamda vedalaşamamaktı. Onu kapının önüne koysam çok çok daha iyi olacak, kaderine özgürlük tanınmış halde, enerjiyi de nötrleyerek bırakmış olacaktım. Antikacıyı aramak ise geleceğe de yön vermek ve karşılaşma ihtimallerinin kapısını kapamamaktı. Hasretimizden prangalar eskitmeye devam edecektik yani…

İşte bu egoydu ve egonun olduğu her yerde kendi içimizde tutsaklık yaşamaya mahkum oluyorduk. Bununla yüzleşince cevabımı değiştirmeye karar verdim. Çamaşır sepeti gelmeden uzun uzun o boşlukta durdum ve kendimi o alanla özdeşleştirmeye, o boşluğu iyice içselleştirmeye çalıştım. “Boşlukla empati kurulur mu?” demeyin hiç, müthiş bir egzersiz olduğu konusunda garanti verebilirim.

Tüm bu denemelerimin Duygu’nun verdiği enerjiyle de ilgili olduğunu düşünüyorum tabii. Seansımızın sonunda bana üç aylık bir sürece girdiğimi söylemişti. Şimdi onu bekliyorum ben de…

Bu süreçte de nelerle vedalaşabilirim diye düşünüyorum, mesela okumadığım ya da okuyup bitirdiğim kitaplarla… Çünkü eğer bir makale ya da bilimsel bir yazı hazırlamayacaksam o kitaplardan birebir yararlanmam gerekmiyor. Alıntı yapmam gerekmediği için de bugüne dek okuduklarımın aklımda kalması yeterli. O halde kitaplar gidiyor. Bu da zihnimde de belli bir oranda temizlik yaratacaktır, ilhamı bir yerlerden alıp kendi üreteceklerimizde özgünlüğe ulaşmak için en doğru yol bu.

Kullanmadığım eşyalar ve kıyafetler… Eşya yer kaplar. Temizlemesi, düzenlemesi, bunlar hep mesaidir. Kimi insan, mesela benim bazı akrabalarım evcilik oynar ya da barbie evi düzenler gibi bu tür düzenlemeler yapmaya bayılıyorlar. Oysa hayat hep kapanıp aynı yerde oynayacağımız bir oyun evi değildir, kimi zaman dışarıya da net bir görüntü vermek açısından az ve öz olan, minimal olan en güzelidir. Evlerde de uyarıcıların çok olmaması ve zihnin serbest kalması için boşluklar iyidir. Mesela büyük ve sevilen galerileri düşünün, sanat eserlerini hazmetmemize yardım eder gibi boşluklar bırakılır. O boşluklar alan derinliği ve düşünce özgürlüğü verir.

Hatta bu eserler arası boşluk bırakma bir parfümü kokladıktan sonra o kokunun etkisi geçsin diye karanfil koklatmalarına da benzemiyor mu?

Bırakacaklarıma devam edecek olursam, toksik ilişkileri de listeye ekledim. Günümüzde en çok konuşulan tabir, toksik ilişki. Nedir bu toksik ve neden zararlı? Enerji en önemli ve saklanılması şart şey. Birikimi ve harcanması dengede olmalı. Toksik olan ise artık bizi beslemeyen ve geçmişte normalleştirdiklerimizin cebinden yiyen bir arınamama haline gönderme yapıyor. İşimize yaramadığı gibi, ilerlememize de ket vuruyor, duygusal engel getiriyor.

Rekabetten beslenen ilişkiler, ifade edilmemiş öfkeleri barındıran arkadaşlıklar, verici olmayan ailevi dinamikler bu tür toksik ilişkilerden sayılabilir. Bunların hiçbirine ihtiyacımız yok. Uzaklaşıp bu tür ilişkilerin üstümüzdeki negatif etkisini dönüştürmeye çalışmak kendimiz için yapabileceğimiz en iyi şey. Çünkü enerjiyi dönüştürmeden başka insanlarla da temiz bir sayfa üstünden iletişim kurmamız mümkün olmuyor.

Neyse ki günümüzde artık bu bilinç çok gelişti ve bizi bu konuda doğru yönlendiren birçok uzman var. Rahatlamamız, şifalanmamız ve arınmamız için onların söylemlerine kulak vermek hızlı sonuçlar verebilir. Yaşam koçları, DNA aktivatörleri (Böyle deniliyor mu bilmiyorum ama neden olmasın?), reiki uzmanları, psikoloji dışında da alternatiflere bakanlar için tavsiyem.

Pandemi ile hepimiz değiştik, dönüştük. Ben de temizliğe giden yolda oyumu sentezden yana kullanan biri oldum bu süreçte. Bahar temizliği için de hem kendime hem de okurlara bunları söylemek sürecin bir parçası oldu… Temizliğiniz ferah olsun, yenilikler kapıları zorlamadan, rahatlıkla girsin hayatınıza. İçtenlikle…

İlginizi çekebilir: Müzik bizi nasıl iyileştirir: Sadece bir sanat dalı olarak değil, fiziksel yararları ile de müzik

Günsu Özkarar
1987 Ankara doğumluyum. 2008 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Viyola Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldum. Ardından İsviçre’de Hocshule der Künste Bern’de ... Devam