Gerçek sorumluluğumuza doğru bir yolculuk: Yaşamak en önemli işimiz

Tamamen bir terslik var. Belki hepimiz, tüm insanlık dünyanın altından üstüne çıkmaya çalıştığımızı göreceğiz bir gün… Bir gün, dünyanın aydınlığında değil de, yeraltı kanallarında dolaştığımızı. Işığa doğru tohumunu patlatıp filiz vermeye çalışanlar olduğumuzu.

Asıl sorun, halihazırdaki durumumuzu ışıkta parlayan yapraklarımız sanmamız. Yaşamı görünen kadar algılamamız. Kendimizi sınırlı, kısıtlı ve çaresiz görmemiz. Belki de kendimize amansızca acımamız!

Her şey sandığımızın tam tersi olabilir mi?

Bu büyüleyici yaşamın, acılar, ıztıraplar, umutsuzluk ve korku içinde yaşanmasında bir yanlışlık olabilir mi?

Ara ara hissettiğimiz sihrin, sürekli görünür olmamasında katkımız ne kadardır?

Sorularım var!
Hep beraber soralım mı?

Tüm “üstatlar” yaşamın göz kamaştırıcı büyüsünden bahsederken, şimdi, yüzyıllar sonra sen; gördüğün tek şey neden ıstırap ve huzursuzluk?
Neden kutlama değil?
Neden sürekli bir başarısızlık hissi, neden kronik ve bulaşıcı bir yetersizlik duygusu?
Neyin altını üstüne getirmeli?

Basitçe okuyalım; bizler insanlık deneyimi yaşamaya gelmiş spiritüel varlıklar…
Nedir insanlık deneyimi?
Bedenli ve ayrışmış. Belirli bir bilinci geliştirmeye çalışan, bedenli olarak yaşadığı sürecin sonlu olduğunu bilen..
İşi nedir peki?
Yaşamak!
Yaşamı tarif etmeye başladığımızda ise işler biraz karışıyor. Belki burada tavada pişen omletin altını üstüne çevirebiliriz.
Yaşamı deneyimlerken, buradaki “zaman” illüzyonu içerisinde varlığımızı deneyimlerken, yeteneklerimizi ve yapabilirliliğimizi keşfetmek için çeşitli ilgi alanları geliştiririz. Spor, matematik, yazarlık, hizmet, diller… Bunlar bizim, yazılımlarımız içerisinde bulunan hazır programlardır. Bu programlar, yaşam süremiz boyunca kendimizi rahatlıkla ifade edeceğimiz ve kendi değerlerimizi geliştirip, güvende hissedeceğimiz şeylerdir.
Ve herkes yaptığı işte, bir şekilde profesyonellik kazanır, bunda rahattır. Yönetmeyi öğrenir! Ve çoğunlukla zaten içten biliyordur, programı gereği…
Ama asıl öğrenmemiz gereken, yapabildiklerimiz değil yapamadıklarımızdır. Bizi geliştiren budur.
Spor yapanlarınız bilirler, belirli hareketlerde veya ağırlıklarda eşiğinizin altında yaptığınız her şey sizi sıkar, eşiğinizin çok üstü sakatlar veya başarısız, yetersiz hissettirir. Fakat kontrollü bir “eşik üstü” size keyif ve keşfetme duygusu verir. Başarı hissi verir. Bağlılık kazandırır.

Burada hem konfor alanlarımızın yapısından hem de, asıl işimizin ne olduğundan bahsediyorum. Yukarıda söylediğim “yaşamak” ne demek?

Yapabildiklerimiz, mesleklerimiz bizim “hobilerimizdir.” İşinizi hobi olarak görün demiyorum, o zaten hobi.. Asıl işimiz yaşamak diyorum.

Herkes hobisinden para kazanır! İstisnasız.
Herkes ilgilendiği ve yapabildiği, kendi içinde geliştirebildiği şeylerden para kazanır. İster hizmet sektöründe olun, ister yaratıcı bir şeyler yapın, ister mavi yaka, ister beyaz yaka hiç fark etmez.

Geri kalan zamanda yaptıklarınız bu dünyadaki “asıl işinizdir.”
Siz yaşamak işindesiniz.
Garson, patron, seramikçi değilsiniz.
Siz, yaşam işçisisiniz.
Bir yaşam işçisi olarak, kendinizi ifade edip rahatlayacağınız, kendi hazırdaki yeteneklerinizi geliştireceğiniz oyun alanlarına da “meslekler” demişsiniz.

Hayatı iş olmuş bir kişinin açıkça yaşamdan kaçtığını söyleyebiliriz değil mi?
Hayatı iş olmuş biri, kendinden, kendini başka ortam, durum ve duygularda denemekten, görmekten kaçar. Bildiği ve kendini en iyi ifade ettiği yerde tutar kendini her daim.
Bunu, bir kimlik altına gizlenen herkes için söyleyebiliriz. Kendini anne/baba sıfatının altında tanımlayanlar, sanatçı olarak tanımlayanlar, şifacı, sufi, yahudi, mason, köylü-şehirli, doğulu-batılı… Yani varlığını tanımlanmış bir kimliğin içine sıkıştıran herkes için.
Asıl işlerinden, yaşamaktan kaytarırlar!
Günlük hayatını küçümseyen biri, asıl varoluşunu küçümser.
Kendini işi, gücü ile tanımlayan biri, varlığı hakkında pek az veriye ve bilgiye sahiptir.
İşimiz yaşamak. Bunu idrak etmek önemli.

Sosyal olmak, çeşitli varoluşlarla ilişkiler kurmak, bunları sürdürüp sonlandırmak, başka mecralara evrilmek ve tüm bunların içinde kendi duygu yelpazemizi gözlemlemek kendimize daha da yenilerini keşfetmek için olanaklar yaratmaktır yaşam.
İşte, evde, sokakta her yer ve durumda. Sınırlarını ancak bu denemeler ile genişletebilirsin.

Toparlayacak olursak, öncelik olarak öğrendiğimiz her şey aslında bizim asıl işimizin yanında gelen hediyelerimiz.Asıl işimizi yapmayıp, günah, yasak, bencillik sanıp kenara atmamız bizi sürekli olarak aynı duruma hizmet eden kölelere çevirir. Dolayısı ile orada organik de bir yapı olmadığından “sürekli” olarak ızdırap içinde oluruz. sonradan yaratılmış, hakikati içinde barındırmayan bir gerçekliktir çünkü orası.

Önem verdiğimiz şeyler, hayatımızın önüne koyduğumuz şeyler, plastik oyuncaklar olabilirler.
Asli sorumluluklarımızı, yaratılmış gerçekliğin kuralları sanarak yaşamın doğal oyun bahçesinden koparılıp ıstıraplar ve asla başarılamayacak hedeflerin, sonsuz boşlukların diyarına bırakıldık.
Gerçek sorumluluğumuza doğru bir yolculuk bu, doğrunun olmadığı, benzerin bulunmadığı, kendinden başka kimsenin olmadığı, yaşamaktan başka yapacak işinin olmadığı…

Sevgiyle olsun…

İlginizi çekebilir: Özgürlüğe bir adım daha yaklaşın: Gölge taraflarınızı ne kadar tanıyorsunuz?

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam