Özgürlüğe bir adım daha yaklaşın: Gölge taraflarınızı ne kadar tanıyorsunuz?

Gölge taraflarımızla çalışırken ilk önce gerçekten bizi çok üzmüş, halihazırda bildiğimiz konuların iz düşümlerinden başlarız. Ve takdir edersiniz ki, bunlar hem güçlü hem de inatçı inançlardır. Görmeye en çok direndiklerimiz… Ve bu ortada, görünür, bilindik inancımızla boğuşurken aslında ustalaşırız yavaş yavaş, yüzleşmekte, tefekkürde, kabulde, şefkatte, affetmekte, dengede…
Tüm bunlardan sonra, sanki diğerleri çerez olacak gibi gelir. Nitekim; yüzleşmenin, kendini affetmenin, kendini keşfetmenin de keyfini çıkarırız.
Ama gidilecek çok yol vardır. Yavaş yavaş, dışarıdan içeriye doğru yönlenir yolculuk.

Bir çubuğa dışarıdan çeşitli nokta ve uzaklıklardan ışık tutsak, gölge yansımaları çeşitli uzunluklarda görünür olacaktır. Bu uzun gölgeler işte inatçı ve görünür olanlardır, ortada ve bildiklerimiz… Bu ışıkları tek tek kapattığımızda, tepesine ve kendisine en yakın ışıkları açık bıraktığımızda göreceğiz ki, kısa daha koyu ve çubuğun ayaklarının dibinde başka gölgeler var. Onlar işte ha deyince göremediğimiz gölgelerimiz. Renkleri o kadar koyu ki, gölge değil sanki bizim uzuvlarımız. Sanki bizim ayrılmaz parçalarımız.

İşte buradaki ilk işimiz uzuvlarımızın ne olduğunu bilmek, gölge mi, uzuv mu?! Çoğu insan için artık “Gölgem kalmadı” dediği noktada başlar, gerçek gölgeleri ile tanışmak, çalışmak…
Kendisinin bir uzantısı sandığı için, sorgulama gereği bile duymaz göz önündekini.
Bu yüzden, dışarıyı gözlemlemek yerine içeriyi gözlemlemek, kendine ve düşüncelerine karşı gözlerini açık tutmak lazım. Sürekli yaşadığın için sana “normal” gelen şey, senin bir inanç implantın olabilir.
Çubuk örneğinde olduğu gibi, ışık yaklaştıkça gölge gerçekliğe ve sana yakınlaşır.
Görmek için ustalaşmak gerekir.
Görmek için kendine ve her şeye karşı kusursuz bir acımasızlıkta, yani tarafsız ve ajandasız bir netlikte olmalısın. Kayırmadan, zaaflarına, kimliklerine düşmeden bakmalısın.

Ve evet, en büyük zorluk da, ışık bu kadar yakınındayken, bir gölgen olduğuna ikna olmaktır! Belki spiritüel egoya da iyi bir örnek olur bu. Ve pek tabii ki, ancak ışığı yakında olanlar bu gölgelerini görebilecek olanlardır. Kutupluluk yasası burada çalışmaya devam eder.

En sonunda, ışık çubuğun tam tepesine gelir. İşte o zaman gölge, ayaklarının altından sonsuza kadar uzar. Yok olmaz, sadece çubuk için, görünemez olur. Bu çubuğun tamamen aydınlanması değildir, bu onun ikilik düzendeki son halidir. Bundan sonrası; çubuğun ışığı içine almasıdır. Yani ona yansıtılanı değil de, kendi ışığını yansıtmasıdır.
Bu durumda, gölge çubuk için yok olur. Bu gerçek bir özgürleşmedir.
Bu, kendini fark etmek ve ışığını yakmaktır.
Bunun dışındaki her bir durum, dış enerjilerden etkilenir ve bir tepki yaratmaya devam eder.

Yaptığımız her bir çalışma, bir sonraki implantımızı kendimizden ayırabilme ustalığına erişmek için bir fırsattır. Ustalaştıkça, şimdiye kadar konulmuş kuralların ötesine bir sıçrayış gerçekleştirme olasılığımızı canlı tutarız.
Yasalar dünyasından, özgürlüğe ve kendini gerçekleştirmeye adım atarız.

Kendi ışığınızı yakmaya niyetli misiniz?

İlginizi çekebilir: Ayna, ayna söyle bana: Kendimi görmek için ne yapmalıyım?

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam