Eylül geldi: Şimdi yine, yeniden kendini keşfetme zamanı

Eylül geldi. Hepimiz için bir ilk olan pandemiyle tanıştığımız zorlu bir kışı, yeni koşullara adapte olmaya çalışarak geçirdiğimiz bir ilkbaharı ve göreceli olarak biraz daha rahat geçirdiğimiz bir yazı geride bıraktık. Tehlike geçmiş değil, önlemleri bırakmadan, “alışma”nın rehavetine kapılmadan, yeni düzende kendi dengemizi bularak yaşamaya devam etmeliyiz.

Eylül, şifalı ve bereketli bir aydır. Bu zor zamanlarda bile yine şifasıyla ve bereketiyle geldiğine inanıyorum. Eylül hasat ayıdır. Bütün bir yıl boyunca ektiklerimizi biçtiğimiz, mahsullerimizi şöyle bir elimize aldığımız, güzel olanlarını kutlamak için keyifli sofralar kurduğumuz, beğenmediklerimizde neyin yolunda gitmediğini anlamaya çalıştığımız ve böylece kendimizi yeniden keşfe çıktığımız bir aydır.

Keşiflerin en güzeli insanın kendini keşfidir. Keşiflerin en zoru da insanın kendini keşfidir. Ve keşiflerin kendini sürekli tekrar edeni de insanın kendini keşfidir; bir kez keşfedemezsin seni, hayatın boyunca yeniden ve yeniden keşfin peşine düşmelisin.

Karşımıza birtakım zorlukların çıktığı zamanlar, kendimizi yeniden keşfetme fırsatını da bulduğumuz zamanlardır aslında. İçimizdeki gücü, cesareti ve sahip olduğumuz kaynakları yeniden keşfederiz. Hayat akışındayken, eğer düzenimiz yerindeyse otomatik pilotta devam edebiliyoruz yolculuklarımıza. Ancak karşımıza bir fırtına çıktığında, bugüne kadar biriktirdiklerimizi önümüze alıp var gücümüzle bu zorluğu atlatmaya çalışıyoruz. Ve atlatıyoruz da.

Atlatırken ise, edindiğimiz yeni bir becerimizi keşfediyoruz mesela ya da o deneyimin kendisinden yeni bir beceri ediniyoruz. Bir ışık görüyoruz, ucuna tutunuyoruz bize yepyeni kapılar açıyor. Ya da bu fırtına önlenemez miydi diye bir analiz yapıp yeni farkındalıklar ediniyoruz. Her fırtınanın sonu dinginliğe varıyor. Bu, her zaman bizim hayal ettiğimiz surette gerçekleşmeyebiliyor. Ancak deneyimin sonunda, o dönüşüm tamamlandığında anlıyoruz vardığımız noktayı ve yolda aslında ne kadar zenginleştiğimizi.

Kendimizi keşfetmek için her zaman göğüs gerecek zorluklara da ihtiyacımız yok tabii. Bazen de Eylül’ün gelmesi yeterlidir. Herkesin vardır bir Eylül’ü, bunu hasat zamanı gibi düşünün, sizin mevsiminiz ne zaman ise, o zaman çıkın yola.

Neden kendimizi keşfetmek bu kadar önemli, peki? Çünkü kendini bilmezsen, etrafındakini de kaçırırsın. Hayatını en dolusundan yaşamanın peşindeysen, önce kendinin peşine düşmelisin.

Kendini keşfetmen, hangi eğitime sahip olduğundan, hangi işleri yaptığından, hangi takımı tuttuğundan, hangi yemeği ve hangi rengi sevdiğinden biraz, yok, çokça fazlası.

Mesela senin “hayat” denen yolculuktan beklentin ne? Yolunda yürürken hangi değerleri taçlandırmaya çalışıyorsun? Korkuların neler? Hani şu sana söylendiğinde sinirlendiğin cümle var ya, o hangi korkuna, hangi güvensizliğine değiyor da sen sinirleniyorsun? Yüzünü istemsizce güldüren şeyler neler hayatında? Yanındayken deniz kenarında hissettiren ruhlar kimlere ait ya da seni aşağı çekmeye çalışan kişiler kimler? Günün sonunda kafanı yastığa koyduğunda ne yaptıysan adına başarı diyorsun? Nerde çuvallamaya tahammülün yok, neden yok? Kendini hangi kurallarla kısıtlıyorsun da kanatlarını çırpamıyorsun? Kendine karşı ne hissediyorsun? Nasıl bir yoldaşlığın var kendinle, kavgalı mısın onunla yoksa şefkat gösteriyor musun ona? Kendimize karşı şefkatli olmamız, çok çok önemli. Sevdiklerimizi, hatta bazen yabancıları bile türlü hatalarına rağmen hatta bazen defalarca affederken kendimizi de affediyor muyuz?

Çok keyifli, bu soruların peşine düşmek ve peşine düşecek şeyler bulmak hayatta. Önce kendinizi keşfe çıkın, çünkü göreceksiniz ki siz kendinizi tanıdıkça etrafınızdaki sesler, renkler, tatlar da daha canlı olacak. Eylül’ün enerjisini yanınıza alın ve bir yerden başlayın. Hepsine hemen cevap bulamayabilirsiniz ama ihtiyacınız olan soruyu sorduğunuzda değişim başlayacak. Günün sonunda da keşfinizde karşınıza kim çıktıysa onu sevin. Onu koşulsuz şartsız sevin ki, o da eksiklerini tamamlayacak, hatalarından ders alacak, yeni amaçlar arayacak, zorluklara göğüs gerecek gücü bulsun kendinde. Siz onu sevdikçe, çevrenizdeki sevginin de çoğaldığını fark edeceksiniz.

Sevgili Eylül, keşiflerimizde bize ışık tut, turuncu sarı içimizi ısıt, her sonlanışın yeni bir başlangıca bağlandığını hatırlat bize. “Son”bahar, tam da başlangıç zamanıdır aslında. Haydi, yolumuz açık olsun…

İlginizi çekebilir: Yenilik zamanı geldiğinde: Dağılanları toplayıp, değişime doğru yelken açmak

Ceyda Tepret
İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği bölümü mezunudur. Koç Üniversitesi’nde MBA eğitimi alıp, Madrid’deki IE Business School’da International MBA programında eğitimini tamamlamıştır. Pazarlama alanında bir ... Devam