En değerli tapınağımız: Bedenimiz

En birinci insandan beri, en ilkinden beri tanrıya ulaşmak ister insan. Tapınak şövalyeleri olarak bizler, hangi tapınağın şövalyesi olduğumuzu hiç bilemedik. Şövalyesi olduğumuz tek tapınak, içinde yaşadığımız bedenden başkası değildi oysa. Orayı var gücümüzle koruyoruz, çünkü günü, zamanı geldiğinde tanrı o tapınağa inecek ve hepimizi onurlandıracaktı.

Aslında insanın, egonun küçük bir tanımı bu. Hayatta kalma mücadelesinin, başarma güdüsünün, bağlılığın, her şeyin! Ve bizler, gönlü ateşlerde yananlar, iki dünya arasında kalanlar, varlığını arayanlar, benliğini tanıyanlar… İnsan evlatları…

Binbir yol bulduk, tapınaklarımızı temizlemek, sadeleştirmek, süslemek için. Yer açıp kendimiz dediğimizden, cennetten geleni misafir etmek için. Evlerimiz hazır hale geldiğinde, ilk görevimiz bittiğinde… Ölmeden bu bedende, hiçliğe geçtiğinde… O çok da uzak olmayan ile buluşmaya hazır olduğunda… Özlediğimizle kavuşacağız.

Burada neyin savaşçısı olduğunu, ne için bulunduğunu anlamak için, olduğun yere indirmelisin tüm bilinci, zamanı geldiğinde, her şey olması gerektiği gibi olur.

Yeraltından gökyüzüne dönerek, gökyüzünden yer altını temizleyerek, tüm enerji noktalarımızı aktive ederek, zihnimizi yanımıza alıp, egomuzun gücünü doğru yere yönlendirerek, kısacası bizim olan tüm bilgiyi doğru yerde kullanarak.

Yıllardır elimizde, cebimizin delik köşesinde bilerek veya bilmeyerek tuttuğumuz, nereye ait olduğunu bilmediğimiz kutsal ahitleri birleştirmek gibi, puzzle tamamlanıyor.

Nereye ait olduğu belli olmayan anahtarlar, açacakları delikleri buluyor. Şimdi, bu bedene, okumayı bildiğin, bildiğini bile okurken öğreneceğin bu bedene, sahip olduğun tüm yetiler ile sahip çıkma zamanı.

Yargılayarak, ayıklayıp atmaya çalışarak, kabul etmeyerek, kullanamadığımız için lanetleyerek, değersizlik hissimiz yüzünden hor görerek, bilinçsiz bir şekilde koruduğumuz her yetinin, yerlerini bulma zamanı. Her parça yerini bulduğunda, tüm eksikler tamamlandığında, insan kendini anladığında, tanrılar yeryüzüne inerler. İnsanlar, beden içinde ışıldamaya, amaçlarını gerçekleştirmeye başlarlar.

Hadi o zaman, senin tapınağının üzerini neler kaplamış bir bak? Tozunu al köşe bucağın. Hani, “Bu ne işe yarar?” diye savuracağına, “İstemiyorum bu çirkin hali” diyeceğine, bil… Evrende hiçbir enerji boşuna değil, elindeki hiçbir şey sebepsiz değildir. Bil. Her kötü dediğinin, bir ucu da o derece iyidir. Her aydınlığın bir ucu da karanlıktır. Her çirkin aynı zamanda güzeldir. Kabul etmek istemediğinin tam karşısında, en çok istediğindir. Kucakla kendini, kimse kucaklamasa da…

Bir tapınak şövalyesi gibi, sakin ve duru olsun bakışların. Karşına çıkan her bir kişinin başka bir şövalye olduğunu bilerek, savaşına ve tekniğine saygı duyarak… Kim olduğunu hiç unutmayarak, onurlandır! Bir şövalyenin, başka bir şövalyeyi onurlandırışı gibi…

Yaşam ışığınız bol olsun!

 

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam