Değişimi kucaklamak: Belirsizliğin yarattığı korkulara dair birkaç düşünce

Yaşamlarımızda değişimi kucaklamak yaş farkı gözetmeksizin 2020 yılından itibaren hiç olmadığı kadar elzem bir hal aldı. Özel yaşamımızda, iş yerimizde, ülke ve dünya ekonomisinde, teknolojide ve sağlıkta değişime verilen tepkiler hiç bu kadar önemli olmamıştı.

Belki kendinizi her koşula uyum sağlayabilen, doğası/yaradılışı gereği dirençli biri olarak tanımlamıyor olabilirsiniz. Değişmenin tüm alanlarda hissedilen itici gücünün yükselişini hissetmek başlı başına alışmakta zorlandığınız bir değişim konusu olabilir.

İyi haber şu ki değişime uyum sağlamak, değiştirmek istemediğimiz yönlerimizden belki de vazgeçmek zorunda kalmadan, yine de değişimin için var olmayı öğrenmek, zaman içerisinde ustalaşması mümkün bir beceri.

Yılların hayali bazılarımız için belki de ıstıraba dönüştü: Evden çalışmak. Bazılarımız işini değiştirmek durumunda kaldı. Yeni yerler, yeni insanlar… Çok da planlı olmayan bir kariyer değişimi. Tüm bu olanlar özgüvenimizi, “Ben bu işin uzmanıyım” duygusunu sarstı da belli etmemeye çalışıyor olanlarımız var. Aitlik duygusu ve kişisel alan sınırları ters yönlere doğru genişledi.

Bilmek çözmeye yetmiyor.

Tüm bunların farkında olanlarımız da vardır elbette. Bilmek, iyi hissetmeye yetiyor mu peki? Bu noktada pozitif düşünmek için kendimizi zorlamanın, suni bir motivasyon alanı yaratmanın etkileri çok kısa sürecektir.

Faydalı bir seçim şansı; kontrol edebileceklerimize odaklanmak. 

İçinizde hissettiğiniz haksızlığa uğramışlık hissi, dışa vurulamamış bir hırs veya öfke, geleceğe dair endişe ve korkunun ifadesi olabilir. Hüzünlü, keyifsiz ve üzgün ruh hali, kişisel seçimden öte zorunlulukla gelen değişim nedeniyle, sevilen, kıymet verilen bir şeyleri kaybetmiş olmak hissinin sonuçları olabilir. Bu noktada duygular kontrol edilemez. Bırakın oldukları gibi kalsınlar. Ama evet, kontrol edebileceğimiz bir şeyler var; bu duygularla ne yapacağımız.

Olanı tüm çıplaklığıyla gözlemleme yöntemleri: Meditasyon, nefes, beden taraması.

İçinde olmaktan hoşlanmadığımız bu kaotik ve negatif hissettiren duygularla savaşmak, kestikçe daha da coşkun şekilde büyüyen bitkilere benzer. Bunun yerine önce o duyguları yaşamamıza izin vermek iyi bir fikir olabilir. Bedenden aldığı sinyallerle anlık modunu belirleyen zihne yardımcı olmak, gerçekten aslında ne hissediyor olduğunu anlamasına yardımcı olmak için hızlı bir beden taraması, ardından birkaç dakikalık nefes egzersizi ve meditasyondan veya sizi merkezinize getirmeye yarayan her ne varsa ondan destek alabilirsiniz.

Kişiselleştirmemek: Ya herkes aynı dertten muzdaripse? 

Yeni bir karar, yeni bir uygulama, tepeden inmiş bir davranış gibi gözükebilir. Bu tarz durumlarda karar merciini ve bu karara sebep olanları suçlamak çoğunlukla ilk tercih edilen tepki olsa da orta-uzun vadede kararın değişimine bir etkisi olmayacağından, keskin sirke küpüne zarar misali, yine zararı bize dokunacaktır. Şu zamanlarda eskisinden daha zor gözükse de araştırma ruhunu ve empati içeren bir yaklaşımı davet etmenin katkı olma ihtimali var. Söz konusu değişim sadece bir kişiye özel yaşanmıyor. Tüm dünyayı kasıp kavuran bir süreç ve ister iş yerlerinde ister özel hayatta olsun tüm kademelerde aynı karmaşık duygular var. Bir kararın neden, niçin, hangi koşullar altında alınmış olduğunu öğrenmek, bunun için çaba göstermek, hem süreci kişiselleştirmenin önüne geçebilir, hem de aslında bize ait olmayan duygu yüklerinden arınmayı sağlayabilir.

Beklenen o fırsat: Sandıktaki kıymetlileri çıkarma vakti. 

Şimdiye dek değişimin içinde kendimize zarar vermeden var olmayı deneyimleyen adımları attık. Peki ya bundan sonra? Bu değişimin bizim için de faydalı bir yanı olmalı, öyle değil mi? Bu noktadan itibaren açık fikirli olmaya, yenilikleri görmeye, bu yeniliklerin bugüne dek aslında içinizde var olduğu halde kullanma gereği duymadığınız veya izin verilmediği için ortaya çıkaramadığınız hangi kıymetli yönlerinizin parlamasına fırsat olabileceğine bakmaya ne dersiniz? Değişimin işimize yaramasını sağlayabiliriz, üstelik yaramalı da!

Her ne kadar biliyor olsak dahi zor zamanlarda unuttuğumuz bir gerçek var: Değişim kavramı bizi rahatlık alanımızın dışına itse de hem kişisel hem de profesyonel olarak bizlerin büyümesine katkıda bulunandır. İşletmeler, değişimi benimsediklerinde başarılı olurlar. Aynısı bireyler için de geçerlidir. Öngöremediğimiz tüm yeniliklere karşı tarafsız bir tutum ve devamlılık için istekli bir yaklaşım ile hayatın hangi alanında olursa olsun yükselişe geçmek mümkün olabilir.

Baharın gelişiyle, paltolarla beraber kabuk atmanın, doğayla birlikte çiçeklenmenin keyifli olduğu günler geçirmenizi dilerim.

Yogik nefes çalışmaları, beden taraması ve meditasyon üzerine daha derin bilgi almak isterseniz eğer @birceileyoga Instagram ve [email protected] adreslerinden bana ulaşabilirsiniz.

Sevgiyle…

İlginizi çekebilir: Ne yaparsak kendimize yapıyoruz: Yılgınlıktan uzak seçimler yapmak mümkün

Birce Sinem Tezer
Merhaba, ben Birce. Yoga ile lise yıllarımda tanıştım. 200 saatlik temel eğitimimi 2014 yılında aldım. İçlerinde Godfrey Devereux gibi pek çok kıymetli eğitmenlerin olduğu ... Devam