X

Çocuğunuz yeme bozukluğu yaşıyor olabilir mi: Ona nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Yeme bozuklukları uzun zaman bazı klişelere dayandırıldı. Bu rahatsızlıkların yalnızca kadınlarda görüldüğüne ve bu kadınların da çoğunlukla maddi durumu iyi ailelerin tek ya da ilk çocuğu olarak büyüdüğüne inanılıyordu. Hatta o kadar ki, yeme bozukluklarına güya sadece beyaz ırktan olan kadınlar yakalanıyordu. Bu tür basmakalıp fikirler artık yerlerini doğrulara bırakmaya başladı.

Günümüzde anoreksiya ve bulimiya gibi yeme bozukluklarının kültür, ırk, etnik köken ya da sosyal-ekonomik farklılıklara, cinsiyete ve dini inanışlara bakmadan toplumun her kesiminde görüldüğünü biliyoruz. Yeme bozukluklarının kadınlarda olduğu kadar erkeklerde de, özellikle son zamanlarda tırmanışta olduğunu istatistikler ispatlıyor. 

Yeme bozukluklarını nasıl tanımlarız? Sebepleri nelerdir?

Yeme bozuklukları, en az depresyon ya da kaygı bozukluğu kadar ciddi psikolojik rahatsızlıklardır. Yeme bozukluğu olan kişiler, hoşlanmadıkları duygularla ya da hayatlarında karşılaştıkları zor durumlarla mücadele etmek yerine onlardan kaçmak ister ve bu kaçışı da yiyeceklerle sağlıksız ilişkiler kurmakta bulurlar. Yeme bozuklukları arasında en yaygın olan ise anoreksiya ve bulimiyadır.

Bu yazıyı, ergenlik dönemindeki çocuğunun yeme bozukluğu yaşadığından şüphelenen ya da yeme bozukluğu tanısı koyulan çocuğuna yardımcı olmaya çalışan ebeveynlere ve aile yakınlarına yönelik hazırladım. Yazının devamını okumadan önce yeme bozuklukları, nedenleri ve tedavi şekilleri hakkında daha geniş bir bakış açısı kazanmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum. Bunun için aşağıdaki yazılardan yararlanabilirsiniz:

Yeme bozukluklarını tanıyın: Bu tür bir rahatsızlık yaşayan birine nasıl yardımcı olabilirsiniz?
Çocuğunuza bedenini sevmesi için yardım edebilirsiniz: Dikkat etmeniz gereken 3 şey
Yeme bozuklukları üzerine istatistikler
Anoreksiya nervozanın aile, mükemmeliyetçilik ve öz güven ile ilişkisi
Ebevynlerimizle ilişkimizin niteliği: Bağımlı olmadan bağ kurabiliriz

Ebeveyn olarak yeme bozukluklarıyla nasıl mücadele edebilirsiniz?

  • İşaretleri fark edin. Yeme bozukları bazen kendilerini açıkça ele verir. Çocuğunuz yemeklerden sonra bilerek kusuyorsa ya da tümden yemeyi reddediyorsa, apaçık bir sorunla karşı karşıyasınız. Fakat bazen de çocuğunuz yeme bozukluklarıyla ilgili davranışları sizden saklayabilir.Yeme bozukluğu yaşayan herkesin çok zayıf ya da çok şişman olduğunu söyleyemeyiz. Yani fiziksel görünüşe bakarak çocuğunuzun yeme bozukluğu yaşayıp yaşamadığını anlayamayabilirsiniz. Kaldı ki çocuğunuz yeme bozukluğuyla mücadele etmesine rağmen kan sayımı gibi tetkikleri normal çıkıyor, hatta kızınız düzenli şekilde regl görmeye devam ediyor olabilir.Kısacası, yeme bozukluklarının vücutta yarattığı fiziksel tahribat kendini test sonuçlarında ancak yıllar sonra gösterebilir.
    Peki, nasıl anlayacağız? Çocuğunuz yiyeceklere karşı kısıtlayıcı davranışlarda bulunuyor ve yemek saatlerinde kaygı içinde olup gün içinde aşırı egzersiz yapıyorsa kendinize şu soruları sormalısınız: Çocuğum gittikçe daha mı az besleniyor? Kendisine “bundan sonra şeker yok,” “et yemeyi bırakıyorum,” gibi kurallar mı koyuyor? Egzersiz programını bir gün bile aksatmıyor ve gittikçe ağırlaştırıyor mu? Sizle ya da başkalarıyla birlikte yemekten ya da dışarı yemeye gitmekten kaçıyor mu? Kendisini her gün belki de birden fazla kez tartıyor mu? Bu sorulara olumlu yanıtlar veriyorsanız, profesyonel destek almanın tam zamanı.

  • Zaman kaybetmeden harekete geçin. Çocuğunuza yeme bozukluğu tanısı koyulduysa, zaman geçirmeden gerekli önlemleri almalı ve iyileşme sürecinin çok kolay geçmeyeceğini baştan kabul etmelisiniz. İyi haber: Erken tanı koyulduğunda ve rahatsızlığın geçmişi nispeten kısa olduğunda iyileşme oranları daha yüksektir; yani çocuğunuz yiyeceklerle ve egzersizle olan sağlıksız ilişkisini, vazgeçilmesi imkânsız bir alışkanlığa dönüşmeden yeniden ve sağlıklı şekilde kurabilir. Çocuğunuzun tedaviyi, hatta rahatsızlığını reddetme olasılığı oldukça yüksek. Size önemli bir şey olmadığını söylese de ve siz çocuğunuzla bir tür kontrol savaşına girmekten, onun sizden uzaklaşmasından korksanız bile mutlaka sorumluluğu üstlenmelisiniz. Özellikle yediklerini kısıtlama şeklinde tanımlayabileceğimiz anoreksiya nervozada, hastalar rahatsızlıklarını yadsımaya daha fazla eğilimlidir ve vücutlarına gerekli besinleri almayı, beslenme uzmanı ya da terapistle görüşmeyi reddederler. Yediklerini kısıtladıklarında kendilerini iyi hissettiklerini düşünebilirler ve vücutlarını kontrol ettiklerini sanıp dahası bunu bir başarı olarak görüp iyileşmeye direnebilirler. Yani, o yalancı kontrolü kaybetmekten korkarlar. Bu aşamada, tıbbi destek almanın yanı sıra çocuğunuza yeme bozukluklarıyla ilgili güvenilir kaynaklardan bilgiler, dokümanlar getirebilir ve onunla bu rahatsızlıkların ne kadar tehlikeli olduğunu konuşabilirsiniz. Tıbbi destek açısındansa bu rahatsızlıkların bütünsel bir tedavi gerektirdiğini, yani dâhiliye –psikiyatri– beslenme ve psikoloji departmanlarının birlikteliğine güvenmeniz gerektiğini söyleyebiliriz. Tıkanırcasına yeme bozukluğu yaşayan ve bundan utanıp veya kilo almaktan korkup yediklerini çıkaran ya da ölçüsüz egzersiz yapan kişiler yardım almaya bir nebze daha sıcak bakarlar. Bu aşamada, yine yeme bozuklukları hakkında bilgi verici dokümanları ve destek alabileceğiniz terapistler ile hastanelerin bir listesini çocuğunuzla paylaşıp ne yapacağınıza karar verebilirsiniz. Burada en önemli nokta, yargılayıcı olmaktan kaçınmanızdır. Başka bir mühim nokta ise kısıtlayıcı tipteki anoreksiya nervozadan iyileşmekte olan çocuğunuzun tıkanırcasına yeme epizotlarına benzeyen durumlarda bulunabileceğini bilmeniz ve bunu yeni bir yeme bozukluğu olarak algılamamanızdır. Anoreksiya nervozada kişinin bedeni uzun süre yeterince kalori almadığı, yani açlık modunda olduğu için, oluşan kalori eksikliğinin telafi edilmesi gerekir. Kısacası, çocuğunuzun bedeni beslenmeye açtır. Bedenin duyduğu ihtiyaç yerine gelip dengeye oturduktan sonra çocuğunuzun yeniden normal bir şekilde beslendiğini, açlık ve tokluk dürtülerine göre hareket ettiğini göreceksiniz.

 

 

 

  • Kendinizi suçlamayın. Yeme bozukluklarının genetik faktörlere dayandığı biliniyor. Fakat bu, genleriniz yüzünden kendinizi suçlamanız gerektiği anlamına gelmez. Yeme bozukluklarının temelinde çoğu zaman bilinçsiz diyetler yatar. Bu türden bozukluklara yatkın genlere sahip birindeyse diyetler, rahatsızlığın ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Kaldı ki yeme bozukluklarının son derece karmaşık bir doğası olduğunu ve genler dışında daha birçok sebebi olduğunu unutmayalım. Arkadaş baskısı, diyetler, travmalar, medyanın etkisi, geçiş dönemleri, atletizm ve mükemmeliyetçilik yeme bozukluklarına yol açan etmenlerden bazılarıdır. Ne yazık ki bunları çocuğunuzun hayatından çıkarmak mümkün değil. Bu türden zararlı ve yanıltıcı uyaranlara maruz kalmaya devam edecekler. Önemli olan nokta, yeme bozuklukları oluşmadan önce gerekli tedbirleri almanız ve çocuğunuzun daha küçük yaşlarda gerek yemekle gerek sporla sağlıklı ve dengeli bir ilişki kurmasına yol göstermenizdir. Hiçbir yiyecek hiçbir zaman ödül ya da ceza olarak sunulmamalıdır. Evinizdeki konuşmalarda hiçbir yiyecek “kötü” olarak etiketlenmemeli, bazı yiyeceklerin diğerlerinden daha “masum” olduğu izlenimi yaratılmamalıdır. Dengeli ve sağlıklı bir beslenmede her besin grubundan yiyeceğe yer vardır. Ayrıca, egzersiz de sağlıklı olmak ve zevk almak için yapılmalı, kilo kaybetmenin anahtarı olarak gösterilmemelidir.
    Düşünsenize, sürekli olarak popüler diyetlerin, yiyeceklerdeki kalori ve yağ miktarlarının konuşulduğu, annelerin babaların kilolarından şikâyet edip durduğu ve her gün tartı üzerine çıktıkları bir ortamdan çocuklarınızın olumsuz etkilenmemesi mümkün mü? Çocuğunuzun ilk rol modelleri sizlersiniz ve siz onların gözünde her şeyin en iyisini bilen, en değerli varlıklarsınız. Ebeveyn olarak çocuğunuzun fiziksel özelliklerini değil yeteneklerini, karakterini, başarılı olduğu alanları öne çıkarmalı ve sahip olduğu içtenlik, şefkat ya da cömertlik gibi kişilik özelliklerinden dolayı güzel ve değerli olduğunu hissettirmelisiniz.
    Vücudumuzu aç bırakmak pahasına az yemenin erdem, diyet yapmanın azimlilik, kilo vermenin en büyük başarılardan biri ve bedenimize zarar verecek boyutta spor yapmanın büyük bir güç olduğu algısını yaratan bir toplumda yaşıyoruz. Beyinlerimiz öyle yıkanıyor ki sürekli beden kontrolü yapmamızı öğütleyen bir sesle yaşıyor ve kendi kendimizin “yiyecek komiserleri” oluyoruz. Yine de, en azından evlerinizde böyle kirli konuşmalardan uzak durarak çocuklarınızı olası bir yeme bozukluğuna karşı koruyabilirsiniz. Yeme bozukluklarıyla mücadele etmek zor, sancılı ve uzun süren bir süreç. Ama umut var. Destek var. O halde derin bir nefes alın ve şimdi ailece iyileşmeye başlayın.

Kaynaklar:
https://psychcentral.com/lib/parents-important-in-the-prevention-awareness-of-eating-disorders/
https://psychcentral.com/lib/does-my-child-have-an-eating-disorder/
https://familydoctor.org/for-parents-eating-disorders-in-teens/
Eating Disorders from Inside Out (Dr. Laura Hill’in TED konferanslarından birinde yaptığı bu konuşmayı özellikle faydalı buluyorum. Dilerseniz, videoyu Türkçe altyazısıyla da izleyebilirsiniz.)

İlginizi çekebilir: Çocuğunuza bedenini sevmesi için yardım edebilirsiniz: Dikkat etmeniz gereken 3 şey

Burcu Uluçay: Sözcüklerle, cümlelerle dahası dille uğraşmayı hep sevdim. Bunun üniversitede mütercim tercümanlık okumamda önemli bir payı oldu. 2012’de Marmara Üniversitesi’nden mezun olduğumda bir sene kadar çeşitli alanlarda çevirmenlik yaptım. “Şirket-bazlı” çevirmenliğin pek bana göre olmadığını anlayınca daha “naif” bir yönü olan yayıncılık dünyasına yöneldim. Fakat The University of Westminster’da Cultural and Critical Studies (Kültürel Çalışmalar) yüksek lisans programını burslu okuma şansı kapımı çalınca –pırrr– Londra’ya uçtum. 2014’te elimde afili diplomamla yurda döndüm. Ama yalnız değildim: Ben ve anoreksiya nervoza birlikte gelmiştik! Londra’ya gitmeden de ufak ufak “yoldayım” dese de pek aldırış etmediğim bu yeme bozukluğu artık sağlığım başta olmak üzere tüm hayatımı etkiliyordu ve kendisini yenmek için halen mücadele veriyorum. Bir taraftan asıl mesleğimi yani çevirmenlik ve editörlük çalışmalarımı sürdürsem de altı aydan uzun bir zamandır tam zamanlı işim buymuş gibi anoreksiya nervozadan iyileşmeye çalışıyorum. Yeme bozukluklarının nedenlerini, tedavi yollarını, iyileşen hastaların öykülerini ve güncel araştırmaları didik didik edip okumaya başladığımda tüm isteğim kendimi bu azaptan kurtarmaktı. Fakat zamanla yeme bozuklukları hakkında Türkçe yazılmış kaynakların İngilizcedekilere göre yetersiz kaldığını gördüm. Üzücü değil mi sizce de? Hele de yeme bozuklukları dünyanın hemen her yerinde bütün yaş grupları için gittikçe tehlikeli bir hal alırken. Tabii bir de yeme bozukluğu yaşayan kişilerin ailelerini, yakınlarını, arkadaşlarını düşünmek lazım. Sevdiklerine yardımcı olmak için daha güvenilir ve güncel içeriklere ulaşsalar ne güzel olur! Böylece önce kendi ailem ve yakınlarım için okuduklarıma dayanarak çeviriler ve derlemeler yapmaya başladım. TEDTalks’ta yeme bozuklukları, kaygı bozukluğu, yoga ve meditasyon gibi konularda ilham verici konuşmalar olduğunu biliyordum çünkü hemen hepsini izlemiş/dinlemiştim. Aralarında Türkçe altyazı çevirisi olmayanlar vardı. TEDTalks’un gönüllü çevirmenler projesine dâhil olup çeviriler yaptım. Sonra blog açma fikri geldi. Blogumda hem yabancı kaynaklardan edindiğim bilgileri hem de kendi deneyimlerimden yola çıkarak yazdığım içerikleri paylaşmaya başladım. Yazdıkça yazdıkça anladım ki paylaşmak ihtiyacım varmış. İtiraf etmek. Yeme bozukluklarının ciddi bir zihinsel rahatsızlık olduğunu, dahası bunu bizim “seçmediğimizi” bilin demek. Böyle böyle Uplifers’la yollarımız keşişti. Yeme bozuklukları hakkında yerleşmiş yanlış düşünceleri değiştirmek için buradaki birlikteliğimizden aldığımız güç önemli bir adım olsun. Yeme bozukluklarının zihnimize işkence eden kötücül sesine birlikte “dur” diyebileceğimize inanıyorum! Bana buradan ulaşabilirsiniz: burcu.ulucay@yahoo.com Bloguma göz atmak isterseniz: https://sahteseslereelveda.wordpress.com/

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale